Nâzım’ın izi silinmesin

Birçok Nâzım biyografisinde büyük şairin Kadıköylülüğünden hep silik bir biçimde söz edilir. Oysa Nâzım’ın cezaevi ve Sovyetler Birliği’ndeki yaşamı dışında tüm ömrü, iki artı iki yıllık Nişantaşı ve Cihangir’deki konaklığını saymazsak Kadıköy’de geçmiştir.

18 Mart 2020 Çarşamba, 18:50

Gazeteci Gamze Erbil’in amacı birçok yerde olduğu gibi Kadıköy’de de yaşanacak olan kentsel dönüşüm öncesi eskinin izlerini kayıt altına almaktı. Osmanağa Mahallesi Muhtarı Serap Tuncer’le birlikte hazırladığı proje için “Kadıköy eskiden nasıldı, sakinleri eskiye ilişkin en çok neyi özlüyor” sorularının yanıtlarının peşine düşmüştü bu yüzden. Kadıköy’de Nâzım Hikmet’in yaşadığı söylenen bir evin olduğunu bu proje için çalışırken buldu.

Nâzım’ın evinin kültürel miras kapsamında değerlendirilmesi gerektiği çok açık. Ya yıkılıp aslına uygun yeniden yapılmalı ya da güçlendirilmeli, nihayet restore edilmeli Erbil’e göre. Nâzım’ın Kadıköy’deki “son izlerinin” silinmemesi için mutlaka yapılması gerekenler bunlar.


Erbil için bu keşfin önemi şurada; Birçok Nâzım biyografisinde büyük şairin Kadıköylülüğünden hep silik bir biçimde söz edilir. Oysa Nâzım’ın cezaevi ve Sovyetler Birliği’ndeki yaşamı dışında tüm ömrü, iki artı iki yıllık Nişantaşı ve Cihangir’deki konaklığını saymazsak Kadıköy’de geçmiştir. Öyle ki çocukluğunun, gençliğinin geçtiği Kadıköy, ilk şiirlerini yazdığı semttir aynı zamanda. 1928’den Türkiye’ye döndükten sonraki hayatı da bu semtte geçmiştir, en üretken olduğu, ününün Türkiye sınırlarını aştığı dönemdir bu.

Arkasında durulmadı

Erbil’i heyecanlandıran bu keşif, “Kadıköylüleri, dönemin baskıcı koşulları yüzünden arkasında durmadıkları, sahiplenmedikleri Nâzım’la yüzleştirmek için iyi bir fırsat”. Nâzım’ın Kadıköy’de, Türkiye’den ayrılmadan önce 1951’de çok kısa bir süre eşi Münevver ve oğlu Memet’le yaşadığı bir evin olduğu biliniyor. Ama annesiyle ve babasıyla yaşadıkları iki ev daha var. Bu yüzden zaten Gamze Erbil, “Olmayan bir şeyi aramıyoruz, olanı daha görünür hale getirmek istiyoruz” diyor.

“Neden?” diyorum, “Çünkü Kadıköy’de Nâzım’la ilgili bir gizem var” diye yanıtlıyor sorumu. Bir şeylerin üstü örtülmüş Erbil’e göre. “Tamam, Nâzım seviliyor hâlâ, Caddebostan’da heykeli var, adını taşıyan Nâzım Hikmet Kültür Merkezi var ama yine de Kadıköy sanki biraz mahcup” deyince nedenini soruyorum. “Nâzım hapisten çıktıktan sonra ülkeden gitmesi isteniyor, yoğun bir devlet baskısı var üzerinde. Kadıköy de bu baskı karşısında ezilmiş belli ki” diye açıklıyor durumu. Bulup ulaştıkları o dönemden hayatta olanlar Nâzım’a ilişkin tanıklıklarını heyecanla anlatsalar da iş kayda almaya gelince çekiniyorlar hâlâ Erbil’in dediğine göre. 

Ahşap değil kâgir

Erbil ve proje arkadaşları çalışmaları sırasında tabii ki evler üzerinde de duruyorlar, ne de olsa yaptıkları Kadıköy’ün tarihini çıkarmak bir anlamda. Bu çalışmalar içindeyken Nâzım’ın babası Hikmet Bey ile annesi Celile Hanım’ın ayrıldıktan sonra kaldıkları iki ayrı evin bilgisine ulaşıyor. Bazı biyografilerdeki bilgilerin hatalı olduğundan söz eden Erbil, söz konusu biyografilerde ahşap olarak geçen baba evinin taş tuğladan yapılmış kâgir ev olduğunu belirtiyor. Ahşap olan Celile Hanım’ın köşkü ve bu bina daha önce yıkılmış. Araştırmaları sırasında Nâzım Hikmet’in yeğeni Ayşe Hanım’a (Yaltırım) ulaşıyor, onun sayesinde babasının halen ayakta kalan evini kesinleştiriyor. “Binanın mimari özellikleri üzerinde durduk, özel bir şey çıkmadı. Oysa döneminin modern binalarından biri” diyen Erbil, binayı özel kılanın Nâzım’ın 1928 -32 arası yıllarda burada yaşamış oluşu olduğunu belirtiyor. 1932’de babasının ölümünden sonra Erenköy’deki Mithat Paşa Köşkü’ne geçiyorlar.

Evin şimdiki hali (pembe boyalı)

Bir plaket konulsun

Bu arada baba Hikmet Bey’le ilgili ilginç bilgilere de ulaşıyorlar. Hikmet Bey, Süreyya Sineması’nın müdürlüğünü yapıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin (muhtemelen) ikinci sinema dergisinin sahibi ve yöneticisi. 1924-25 yıllarında çıkan Sinema Postası adlı dergi bu. Hatta Nâzım bu derginin yayımlanmasına katkıda bulunuyor. Zaten çok aktif olduğu bir dönemindedir o sırada Nâzım. Erbil, “Söz konusu derginin bir sayısını bulabildik” diyor. İki dilde Osmanlıca ve Fransızca yayımlanmış bir dergi bu. “İstediğimiz sadece şu” diyor Gamze Erbil: “Nâzım’ın bu evde yaşadığını gösteren bir plaket konsun”. Ancak Erbil’in de kabul ettiği bir gerçek var, o da binanın gerçekten kötü durumda olduğu. Binadaki kat sahipleri bir müteahhitle anlaşmış durumdalar. “Haklılar” diyor Erbil, “Onların da hakları korunarak bir hal yoluna gidilmeli”. “Ne yapılabilir?” dediğimde yanıtı “Bu bir kültürel miras. Sorumluluk belediyenin, Kültür Bakanlığı’nın ya da Koruma Kurulu’nun. Onlar bir şeyler yapmalı. Çünkü ev yıkılmak üzere, depreme dayanamaz” oluyor.

Nâzım’ın evinin kültürel miras kapsamında değerlendirilmesi gerektiği çok açık. Ya yıkılıp aslına uygun yeniden yapılmalı ya da güçlendirilmeli, nihayet restore edilmeli Erbil’e göre. Nâzım’ın Kadıköy’deki “son izlerinin” silinmemesi için mutlaka yapılması gerekenler bunlar.