Akademik özgürlük...

Türkiye’de, Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri davasında verdiği “hak ihlali” kararının yankıları sürerken Yunanistan’da da üniversitelerde ifade özgürlüğü konusu hararetle tartışılıyor.
Yayınlanma tarihi: 4 Ağustos 2019 Pazar, 12:38

[Haber görseli]Bunun nedeni, 7 Temmuz’da yapılan erken genel seçimlerde tek başına iktidara gelen Yeni Demokrasi (ND) partisi lideri Kiriakos Miçotakis hükümetinin, “şiddetin ve kanunsuzluğun dokunulmazlığı” olarak nitelediği “akademik dokunulmazlığa” ilişkin uygulamayı yürürlükten kaldırmak istemesi. 10 Ağustos’a kadar mecliste oylanması planlanan öncelikli yasa tasarıları arasında belki de hakkında en çok yorum yapılan bu düzenlemenin, modern Yunanistan’ın tarihinde önemli bir yeri var.
Araştırma, eğitim, düşünce ve ifade özgürlüğünü garanti altına almak amacıyla kurulmuş olan “akademik dokunulmazlık” sistemi, 1982’de, Andreas Papandreou liderliğindeki Panhelenistik Sosyalist Hareket (PASOK) hükümeti döneminde getirilmişti. Bu sistem çerçevesinde kamu güvenlik güçlerinin (polis, asker vs.) üniversitelerin içlerine girmeleri de yasaklanmıştı.

Cuntaya karşı
1973’te iktidarda bulunan askeri cunta yönetimine karşı, Atina Ulusal Teknik Üniversitesi’nde (Politeknik) 14 Kasım’da başlayan işgal ve direniş eyleminin, 17 Kasım’da bir tankın kampusun demir kapısını devirerek bahçeye girmesi ve birçok insanın ölümüyle sonuçlanan olaylardan yıllar sonra geçirilmiş olan “akademik dokunulmazlık” yasası aslında uzun zamandır mercek altında. Bu düzenleme, 2011 yılında dönemin eğitim bakanı Anna Dimantopoulou zamanında geçirilen bir yasayla kaldırılmış, ancak 2017 yılında, Radikal Sol Koalisyon’un (SYRIZA) hükümette olduğu (ve eğitim bakanlığını Kostas Gavroğlu’nun yürüttüğü) dönemde yapılan birkaç değişiklikle yeniden uygulamaya sokulmuştu. Miçotakis, o günlerde verdiği demeçlerde, ND’nin iktidara gelmesi durumunda bu yasanın tekrar kaldırılacağını söylemişti.
Mevcut sistemde, yükseköğrenim kurumlarına, güvenlik güçleri ancak “ağır suçlar ve insan hayatını tehdit eden” durumlarda ve rektörlük konseyinin kararıyla girebiliyor. Ancak bu yasak, itfaiye için ve trafik kazalarına ilişkin operasyonlarda geçerli değil. Söz konusu uygulama, sadece akademik çevreleri değil, genel olarak kamuoyunu da bölmüş durumda. Kaldırılmasını isteyenler, yasanın, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan özünden uzaklaşıp, üniversite kampüslerini “suç ve şiddet yuvası” haline getirdiği iddiasında. Örneğin, aralarında siyasal tarih profesörü Thanos Veremis ile eski bakan Diamantopoulou’nun da bulunduğu bir grup akademisyen ve politikacı, haziranda yayınladıkları açık mektupta, akademik dokunulmazlığın, “Rönesans’ın başında, profesörlerin, eğitim programını, kilise tarafından ya da herhangi bir politik bir müdahale olmaksızın özgürce belirleyebilmeleri için” oluşturulduğunu vurgularken şu yorumu da yaptılar: “Hoşgörü, suç haline geldi. İyi idare edilen bir devletin şiddete, keyfi uygulamalara göz yumması; ya da profesörlere ve öğretim üyelerine yönelttikleri tehditleri, üniversite dışındaki anarşistlerin de yardımıyla hiçbir engelle karşılaşmadan hayata geçirebilen öğrencilerin barınmasına izin vermesi kabul edilemez.”
Mayıs 2018’de Kathimerini gazetesinde yayınlanan bir habere göre 2011-2017 yılları arasında üniversitelerde yüzlerce olay yaşandı. Bunların arasında, özellikle öğretim üyeleri ve profesörler ile öğrencilere yönelik fiziksel şiddetin yanı sıra, uyuşturucu satma, kamu malına zara verme, hırsızlık ve tecavüzün de yer aldığı belirtildi.
Bu görüşlere karşı, öğrenciler ve öğretim elemanlarının büyük bölümü, şiddet unsurunun aslında bahane olarak öne sürüldüğünü vurguluyor. “Akademik dokunulmazlık” yasasının kaldırılmaması gerektiğini savunuyor. Bu çevrelerde, akademik özgürlük ve dokunulmazlığın, (Politeknik gibi) ağır bedeller ödenerek kazanılmış bir hak olduğu görüşü ağırlık kazanırken planlanan yasal değişikliklerin, aslında üniversitelerin özelleştirilmesinin önünü açacağı ve kâr odaklı kurumlar haline getireceğine dikkat çekiliyor.

Gölgelik ve hasır şapkalar
“Şapkanın bu konularla ne ilgisi var?” diye soracak olursanız, modern Yunanistan’da “akademik dokunulmazlık” kavramının tohumlarının atıldığı ve tarihe “gölgelik” adıyla geçmiş olan hasır şapkaların rol oynadığı öğrenci isyanından söz etmemiz gerekir. Yunanistan’ın ilk kralı Bavyeralı Otto’nun tahtta olduğu anayasal monarşi dönemindeki 10-11 Mayıs 1859 öğrenci olayları şöyle gelişir:
Dönemin dışişleri bakanı (aynı zamanda İstanbul doğumlu bir edebiyatçı ve şair olan) Aleksandros Rizos Rangavis, yakın çevresine, yerli üretimin desteklenmesi gerektiğini anlatırken verdiği örnekte, Yunanlar’ın ithal şapkalar yerine Sifnos adasında üretilen hasır şapkalar kullanabileceğini vurgular. Bundan etkilenen ve o zaman öğrenci olan oğlu, arkadaş çevresine bu görüşleri yayar ve Pedion tou Areos parkında dolaşan gençler hasır şapkalar takmaya başlarlar. Bu akım, aslında İtalyan bağımsızlık savaşında Avusturya’yı destekleyen Otto’dan duyulan genel bir memnuniyetsizliğin de dile getirildiği sembolik bir anlam kazanır. Şapka ithalatçıları, 10 Mayıs’ta yine parkta dolaşan hasır şapkalı gençlerin karşısına komik şapkalarla kendi çalışanlarını çıkarınca patlak veren gerilim kısa bir süre sonra büyür ve öğrencilerden bazılarının tutuklanmasına yol açar. Bunun üzerine, ertesi gün sayıları artan göstericiler, üniversite binasını işgal ederler. “Bilimlerin dokunulmazlığına karşı” bir hareket olarak nitelendirilen askerlerin müdahalesi ve tutuklananların bir süre sonra serbest bırakılmasının ardından ayaklanma sona erer.
Bazı tarihçiler ve yorumcular işte bu olayların, Yunanistan’daki “akademik dokunulmazlık” ilkesinin temelini attığını aktarıyor.

[email protected]

A+ A-

Okumadıklarınız

Bu kategoriye ait, henüz okumadığınız haberler listelenmektedir. Tümünü görüntülemek için tıklayınız.