Sanatı galeriden sokağa taşıyan akım: Graffiti

“Gri duvarları renklendiren ve sanatı galeriden sokağa taşıyan akım” olarak da nitelendirilen Graffiti’ye yaklaşım, Türkiye’de hala “duvara kalp çizmekten” öteye gidemeyen bir algıya sahip. Graffiti’nin hayattaki en büyük tutkusu olduğunu söyleyen Graffiti sanatçısı E.E., “Bu yaklaşım işimizi zorlaştırıyor. İnsanlar nadir olarak biliyor. Ama ben her zaman estetik kaygılar ile yapıyorum” diyor. Kendilerine tepki gösteren kadar destek çıkan da olduğunu söyleyen E.E., duvarlara kimi zaman doğaçlama çizimler yaptığını, kimi zaman da yaptığı taslak çizimleri geçirdiğini ifade ediyor.

28 Şubat 2020 Cuma, 11:09

Türkiye’de 90’larda yapılmaya başlanan ancak 2000 sonrasında yaygınlaşan Graffiti, “gri duvarları renklendiren bir sokak sanatı” olarak nitelendiriliyor. “Sanatı, galeriden sokağa taşıyan akım” olarak da tanımlanan Graffiti, sanatçının karakterine göre gelişen harf stilini ve karakter çizimini sokak duvarlarına taşıyor. Graffiti, kimi zaman park duvarında, kimi zaman köprü altında, kimi zaman da apartman üzerinde yer buluyor kendine. Cumhuriyet Anadolu’ya konuşan, Türkiye’nin çeşitli illerinde üyesi bulunan Graffitti grubu OPAK’ın üyesi E.E. ise Graffiti’yi “en büyük tutkusu” olarak tanımlıyor. ‘Yanımda mutlaka malzeme var’ 

Bu sanata 12-13 yaşlarında iken duvarda gördüğü çizimini kağıda geçirerek başladığını ve yaptığı işi tanıştığı Graffiti sanatçıları sayesinde daha da ileri taşıdığını söyleyen E.E., zamanla kağıt üzerindeki çizimlerini duvara aktarmaya başladığını belirtti. Yetenekten ziyade çalışarak, yani deneme-yanılma ile geliştiğini dile getiren E.E., yaptıklarının temasının olmadığını, harf stilini ve karakter çizimini ortaya çıkarmayı hedeflediğini kaydetti. Graffiti’yi kendini ifade etme şekli olarak gördüğünü söyleyen E.E., “Kimi zaman ‘gözümü kestirdiğim yere’ doğaçlama çizim yapıyorum. Kimi zaman da öncesinde tasarladığım çizimi yapmak için uygun yer arıyorum. Mesela güzel bir taslak yapmışımdır, onu duvara geçirmek isterim. Bunu yapmak için uygun alan bulmak gerekiyor tabii. Çok göz önünde bir yer varsa, oraya 10 dakikada çizim yaparım. Yanımda mutlaka malzeme vardır” dedi. 

‘Estetik kaygılar ile yapıyorum’ 

Türkiye’de Graffiti dendiğinde akla tarihi eser üzerine karalamalar, duvara çizilen kalpler geldiğinden “yakınan” E.E., “Aslında her yazı Graffiti değil ama bizde öyle görülüyor. Bu yaklaşım işimizi zorlaştırıyor. Bu da halkın bilgisizliğinden kaynaklanıyor. İnsanlar nadir olarak biliyor. Ama ben her zaman estetik kaygılar ile yapıyorum. Yaptığım şeyin güzel olması lazım” ifadelerini kullandı. “Ne yapıyorsun”, “Niye karalıyorsun”, “Siyasi bir şey mi yazıyorsun” gibi tepkiler aldığını dile getiren E.E., “‘Bunlar uyuşturucu bağımlısıdır, serseridir’ falan diyorlar. Graffiti zaten alt kültür ve bu damgaları da yiyoruz” dedi. 

‘Ankara halkı tepkili’ 

Tepki gösterenlere karşı yurttaşların kendilerini koruduğu durumların da olduğunu söyleyen E.E., “‘Çocuklar bir şey yapmıyor ki’ diyenler oluyor. Bu yüzden nerede yaptığınız önemli. Kızılay’da pek sıcak bakılmıyor” dedi. Zaman zaman Graffiti’yi merak edenlerin yanlarına geldiğini, sohbet ettiklerini kaydeden E.E., “Örneğin, İzmir’de Graffiti yaparken bir edebiyat öğretmeni yanıma geldi. ‘Ne zamandır duvarda OPAK görüyoruz. Çok merak ediyordum. Çok sevindim’ dedi” ifadelerini kullandı. Ancak, E.E., Ankara halkının genelde tepkili olduğunu ve bu nedenle Graffiti’inn her yerde olmadığını dile getiriyor. ‘İşin içinde hız da var’ 

Sadece metro boyamaya bile Rusya ve İngiltere gibi ülkelerden Graffiti sanatçılarının Türkiye’ye geldiğini vurgulayan E.E., Graffiti yaparken zamanla yarıştıklarını söyledi. Çizim yapmak için bir duvar belirlediğinde, ertesi gün duvara başka biri tarafından çizim yapılabildiğini kaydeden E.E., “İşin içinde kesinlikle hız da var. Mesela bir trene yaparken çok zamanın olmuyor, 10 dakikada bitirmek zorundasın. Yoksa müdahale edilebiliyor. İşin güzel yanlarından biri de kısa zamanda çizimi ortaya koymak” dedi. 

‘Ekonomik krizden etkilendik’ 

Ekonomik krizin kendilerini de vurduğunu, önceden 8-10 liraya alınabilen boyaların 30 liraya kadar çıktığını dile getiren E.E., maliyetlerin fazlalığına dikkat çekerek, “Bir graffitiye 3-4 kutu boya gidiyor. Her graffiti için yaklaşık 100 lira ödüyoruz. Bazen kafelere ücretli iş yapıyorum. Çünkü boya parasını çıkarmam gerek” ifadelerini kullandı. Yaptığı için “kamu malına zarar” olarak nitelendirildiğini söyleyen E.E., şimdiye kadar da bin 500 lira civarı ceza ödediğini kaydetti. 

‘Karakolda çizim yaptırdılar’ 

Graffiti yaparken, sakinlerinin “kötü bakmayacağını” bildikleri semtlerde saat gözetmediklerini ve gündüz yaptıklarını söyleyen E.E., “Yapacağımız yer zor, göz önünde bir yer ise herkesin gitmesini bekliyoruz ve genelde gece saat 1-2 gibi yapmaya başlıyoruz” dedi. Graffiti yaparken yakalanıp, “karakolluk da olduğunu” anlatan E.E., “Birkaç defa mahkemeye çıktım. Ancak, bazen destekleyen polis de oluyor. Mesela, Graffiti yaparken geliyor, ‘Kardeşim çok güzel olmuş, elinize sağlık, seviyoruz sizi’ diyor. O zaman tutanak tutulmuyor, inisiyatif kullanıyor. Bir gün de Graffiti yaparken yakalandım ve karakolluk oldum. Karakolda kağıda çizim yaptırdılar ve panoya astılar ama yine de cezamı ödedim” dedi. 

‘Mülk sahibinden izin alıyorum’ 

Apartman duvarlarına da çizimler yaptığını belirten E.E., eğer duvar üzerinde çok fazla çizim yoksa mülk sahibinden izin aldığını ve çizimini öyle yaptığını söyledi. Türkiye’de Graffiti’ye yönelik algının değişmesi için herkesin çaba göstermesi gerektiğini dile getiren E.E., göz önündeki yerlere Graffiti yapıldığında halkla iletişime geçtiklerini ve bu duruma halkın bu şekilde alıştığını kaydetti. 


Yavaş, şehri renklendiriyor 

Ankara Büyükşehir Belediyesi, geçen kasım ayında “Kim demiş Ankara gri şehir diye” sloganı ile “Mural Art” etkinliği düzenlemiş; sokak sanatçılarını bir araya getirmişti. Kızılay’da düzenlenen ve başkentlilerin yoğun ilgi gösterdiği “Mural Art” etkinliğinde, sanatçılar çizimleri ile “gri Ankara duvarlarını” renklendirmişti.