Kapat
A+ A-

"Suruç için adalet demekten vazgeçmeyecektim"

Suruç katliamından yaralı kurtulan gazeteci Havva Cuştan, 9 ay önce tutuklandı. Üç gün önce tahliye edilen Cuştan ile çok özlediği Boğaz’da konuştuk.
Yayınlanma tarihi: 20 Temmuz 2018 Cuma, 21:54

[Haber görseli]

Suruç katliamından yaralı kurtulan, Etkin Haber Ajansı muhabiri Havva Cuştan 9 aylık tutukluluğun ardından çıkarıldığı ilk mahkemede, Suruç katliamının üçüncü yıldönümüne 3 gün kala tahliye edildi. Cuştan’ı Bakırköy Cezaevi’nin kapısında ailesi, meslektaşları ve dostları karşıladı. Doğum gününde cezaevinde olan Cuştan’ın doğum günü cezaevi önünde kesilen pastayla kutlandı. “ Suruç katliamının yıldönümünde adalet talebimi sokakta haykırıp haykıramayacağım bile meçhuldü” diyen Cuştan, “ Suruç ’u hapishanede karşılamak istemiyordum. Ancak tahliye edilmesem dahi cezaevinde ‘ Suruç için adalet demekten’ vazgeçmeyecektim” diyor...

Beraber yargılandığı Suruç davası avukatları ve meslektaşı İsminaz Temel’in tahliye edilmemesi nedeniyle buruk bir sevinç yaşadığını aktaran Cuştan ile özgürlüğünün ilk gecesini beraber geçirdik. Bol bol gülüşüp, ara ara ağlaştık...

-Öncelikle geçmiş olsun... Bir gece gözaltına alındığını duyduk. Ardından tutuklandığını... Tutuklanmayı bekliyor muydun?

Tutuklanmak beklemediğim bir şey değildi. Bu süreçte muhalif her gazetecinin başına gelebilecek bir şey. Nitekim tutuklanmayan gazetecilerin bile çok sayıda soruşturması, açılan davaları var. Tutuklanmak uğradığımız baskılardan sadece biriydi. Alanlarda haber takibi yaptırmamakla, kolluğun keyfi GBT baskılarıyla da sık sık karşılaşıyoruz. Basın üzerindeki bu kadar baskı ve sansür varken benim tutuklanmam münferit ya da tesadüf değildi. Ayrıca gözaltına alınırken işkenceye uğradım. Yüzüstü yere uzatıldım. Ellerime ters kelepçe takıldı. Üzerime bir Terörle Mücadele Polisi oturdu. İkametgâhımın bulunduğu evden gözaltına alınmama rağmen kaçıyormuşum, gizli saklı bir insanmışım gibi davranıldı.

-Uzun bir tutukluluk süreci yaşadın... Nasıl geçti bu süreç?

Aslında hapishaneler tüm egemenler için yıldırma amacıyla kullanılmakta. Ama içerde insanlığın olduğu her yerde yaşamın üretildiğini görüyor insan. İlk tutuklandığımda beni izbe karanlık bir yerin beklediğini düşünüyordum ama koğuşa adımımı atar atmaz üniversite yurduna gelmiş gibi hissettim kendimi. Cezaevinde hep söylediğim bir şey vardı: Hapishane gri duvarlar arasında, yemyeşil bir yaşam. Bu yaşamı da burada bulunan güzel kadınlar emek ile örüyor. Cezaevi benim için kara kuru bir yaşam değil, yemyeşil bir alandı ve bu yeşilliği bizler yaratıyoruz. Örneğin; hayatımın en güzel yılbaşını orada geçirdim. Sürekli kitap okudum, İngilizcemi geliştirdim. Güzel dostluklar edindim. İnsanların birbirine fiziki olarak dokunmasa bile nasıl yanında olabileceğini, dayanışmanın ne demek olduğunu gördüm.

[Haber görseli]

-Bir poşet dolusu mektup getirmişsin yanında...

Cezaevinde haberini yaptığım insanlar, meslektaşlarım beni mektuplarıyla, gönderdikleri kitaplarla yalnız bırakmadılar. Aslında çok güzel bir laf vardır ya, “Dayanışma ezilenlerin inceliğidir” diye haberlerini yaptığım ezilenlerin o inceliklerinin ne demek olduğunu somut olarak hissettim. Herkese sizin aracılığınızla çok teşekkür ediyorum.

- Suruç katliamının 3. yıldönümünü cezaevinde geçirmekten son dakikada kurtuldun. Neler söylemek istersin?

Suruç katliamının yıldönümünde adalet talebimi sokakta haykırıp haykıramayacağım bile meçhuldü. Suruç ’u hapishanede karşılamak istemiyordum. Ancak tahliye edilmesem dahi cezaevinde Suruç için adalet demekten vazgeçmeyecektim. Tutuklanmamın zaten esas nedeni IŞİD’e karşı mücadele yürütmemdi. IŞİD’in saldırısına doğrudan maruz kalan biri olarak, IŞİD’e karşı olduğum için tutuklanmam ise büyük bir ironi, insanlık adına ise büyük bir utanç. Bizi yargılayan mahkemeye bakınca bile bu ironiyi görebiliriz. Suruç’un katliamının mağdurlarını yargılayan mahkeme heyeti ertesi gün IŞİD’in yaptığı Reina katliamcılarını yargıladı. Bizler asla Suruç için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz. Ayrıca halkın vicdanına seslenmeye devam edeceğim. 

Dava yerinde sayıyor

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri, “Kobane’yi Yeniden İnşa Edelim” kampanyası için Türkiye’nin çeşitli illerinden oyuncak, kitap ve sağlık malzemeleriyle yola çıktılar.

Suruç’ta Amara Kültür Merkezi önünde bombalı saldırıya uğradılar. 33 genç yaşamını yitirdi. 100’ü aşkın genç ise yaralandı.

Bu saldırı Türkiye’nin en büyük gençlik katliamı olarak kazındı hafızalara. Dün Suruç katliamının 3. yıldönümüydü. Ayrıca Suruç katliamının tanıkları defalarca kez gözaltına alınıp tutuklandı. Davanın avukatlarından Özlem Gümüştaş ve Sezin Uçar ise halen Bakırköy Cezaevi’nde tutuklu. Katliama ilişkin davada ise bugüne kadar bir arpa boyu yol alınamadı: n Olayın üzerinden 18 ay geçtikten sonra iddianame hazırlandı.

İddianamede biri başka suçtan tutuklu IŞİD üyesi olduğu belirtilen 3 kişi hakkında toplam 104’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.

-İddianamede bombalı saldırıyı gerçekleştiren kişinin IŞİD’li Abdurrahman Alagöz olduğu kaydedildi. İddianamede katliamın failleri olarak canlı bomba Abdurrahman Alagöz, 10 Ekim katliamını da organize eden ancak Antep’teki bir hücre evi baskınında kendilerini patlattıkları iddia edilen Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun ile 10 Ekim Ankara Garı katliamı davası sanıklarından Yakup Şahin ve firari olduğu belirtilen Deniz Büyükçelebi ile İlhami Balı gösterildi. Bu yüzden davada yargılanan tek sanık Yakup Şahin oldu.

-İlk duruşma 21 ay sonra 4 Mayıs 2017’de Hilvan Adliyesi Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

-14 Temmuz 2017 tarihli ikinci duruşmada ise sanık Yakup Şahin’in duruşmaya bizzat getirilmesine oy çokluğu ile karar verildi. Mahkeme heyeti, avukatların, sanığın sorgusunun mahkemede yapılması talebini, mahkeme başkanının karşı oyu ile kabul etti. Mahkeme başkanı, karşı oy gerekçesinde SEGBİS sisteminin yüz yüzelik ilkesine aykırı olmadığını belirtti. 

-13 Kasım 2017 tarihli üçüncü duruşmasında da katliamın tutuklu tek sanığı yine duruşmaya getirilmedi; tüm talepleri reddedilen duruşma salonunu terketti.

-8 Şubat 2018 tarihli dördüncü duruşmada ise Ankara davası sanığı olan Metin Akaltın’ın SEGBİS’le tanık sıfatıyla ifadesi alındı. n 29 Mayıs 2018 tarihli beşinci duruşma da tutuklu tek sanık olan Yakup Şahin, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldığı duruşmada, adalete güvenmediğini belirterek susma hakkını kullandı.

-Altıncı duruşma ise 28 Ağustos’ta görülecek.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer

En Çok...

okunanlar

yorumlananlar

beğenilenler