Genel-İş Genel Başkanı Çalışkan, 15-16 Haziran İşçi Direnişi’ni Cumhuriyet’e anlattı

DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası Başkanı Remzi Çalışkan, 15-16 Haziran 1970’te yaşanan Büyük İşçi Direnişi’nin emeğe saldırı sonucu yaşandığını belirterek “İşçilerin kıdem tazminatı hakkı elinden alınırsa bu ülkedeki işçiler, 15-16 Haziran’da yaptıkları gibi, buna sessiz kalmayacak, emeklerine sahip çıkacaktır” dedi.
Yayınlanma tarihi: 13 Haziran 2019 Perşembe, 02:35

[Haber görseli]Türkiye’deki en büyük işçi direnişlerinden biri olan direnişin, işçilerin “emeğine saldırı sonucu” yaşandığının altını çizen Çalışkan, bu saldırının sermayenin güdümündeki hükümetler var olduğu sürece var olacağına dikkat çekti. İşçilerin kıdem tazminatının fona devredilmesinin de Türkiye’ye yeni bir “15-16 Haziran Direnişi” yaşatabileceğini belirten Çalışkan, İşçi Direnişi’ne ve günümüzdeki yansımalarına ilişkin sorularımıza şu yanıtları verdi:

- 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin ortaya çıkış sebebi neydi? İşçiler hangi güce direndi?

Türkiye işçi sınıfı tarihinde en önemli direnişlerden biridir. 15-16 Haziran İşçi Direnişi, 49 yıl önce hükümet eliyle yaratılmaya çalışılan “teslimiyetçi, uzlaşmacı sendika anlayışına” bir isyandır. 1970 yılında, 274 sayılı Sendika Yasası ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası’nda değişiklik yapılması için AP’li ve CHP’li vekillerce taslak hazırlandı ve Meclis’e sunuldu. Komisyondan gizlice geçirilen tasarı için hiç kimsenin görüşü alınmadı. Meclis’te yapılan görüşmelerde 230 oyla yasa kabul edildi. Değişikliği, “güçlü sendikacılık yaratmak” iddiasıyla yapmak isteseler de asıl amaç, sendikal örgütlenmenin ve grev hakkının kısıtlanması ve DİSK’in önünü kesmekti.

- Neden DİSK’in önü kesilmek istendi?

O dönemlerde DİSK yeni kurulmuştu. DİSK kurulduktan sonra; direnişçi, gerçekten işçi için mücadele veren, halka yönelen saldırılara direniş gösteren, örgütlü gücüyle işçileri ayağa kaldıran bir sendika haline gelmişti. DİSK’in direnişçi ruhu hem hükümette hem sermayede bir endişeye sebep olmuştu. Değişiklik ile, “İşçi federasyonlarının faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekecekti.” Eğer sayı bundan az ise sendikanın toplu sözleşme yapma hakkı elinden alınacaktı. Toplusözleşme hakkının elinden alınması demek tabii ki grev hakkının da elinden alınması, sendikal örgütlüğün de önünün kapatılması demekti. Bu maddelerin hepsi DİSK’te örgütlenen işçilerin mücadeleci anlayışını ve inisiyatifini kırmak ve sendikal harekette Türk-İş diktası getirmek içindi. Direniş, DİSK’in tasfiye edilmesini, inisiyatifsiz bırakılmasını amaçlayan girişime karşı bir isyandı.

- Farklı sendikalı olan işçiler bir araya mı geldi direnişte?

Sadece DİSK üyeleri değil, DİSK’i umut olarak gören Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların üyeleri de fabrikalardan çıktılar ve akın akın meydanları dolmaya başladılar. Sadece İstanbul değil, İzmit, Ankara gibi metropollerde de alanlara doldular. Tabii ki barikatlar kuruldu. İstanbul’da 3 koldan yürüyüş başlatıldı. İşçiler barikatlarla durdurulamadı ve ne yazık ki ateş açıldı, 3 kişi hayatını kaybetti. Maalesef direnişe kan bulaştı. Yasa, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 15-16 Haziran direnişinin bugünkü demokrasi mücadelesinde de bizlere ışık olacak önemli öğretileri var.

- Bugün, Türkiye’de ne olursa böyle bir direniş yeniden yaşanırmı?

Bugün işçinin kıdem tazminatı hakkına bir saldırı var. Yok etmeye çalıştıkları kıdem tazminatı kırmızı çizgimizdir. Kıdem tazminatımızı asla sermayeye peşkeş çektirmeyeceğiz. İşçilerin kıdem tazminatı hakkı elinden alınırsa bu ülkedeki işçiler, 15-16 Haziran’da yaptıkları gibi, buna sessiz kalmayacaklardır. Bugünün Türkiyesi’nde 49 yıl önceki direniş gerekçesini aratmayan durumlar fazlasıyla var.

- Neler o gerekçeler?

Bugünün tek adam iktidarı emeğe, işçiye, işçilerin çocuklarının geleceğine zararlı uygulamalarla geleceğimizi yok atmak amacı içerisinde. Kıdem tazminatının yanı sıra, vergi üzerindeki adaletsizlik de bunlardan biri. Öte yandan, İşsizlik Fonu sermayeye peşkeş çekiliyor. İşsizlik Fonu’nun önemli bir kısmı sermayeye, kamu bankalarına kaynak olarak aktarılıyor, bir kısmı faiz altında nemalandırılıyor. 5 milyon sınırına dayanan işsizlerin, yalnızca 650 bini İşsizlik Fonu’ndan faydalanabiliyor. İşte bu da işçinin emeğine bir saldırı. Saldırılar emekçilerin hepsine ayrımsız yapılıyor. Bizim de farklılıklarımızı gözetmeden bir arada mücadele yürütmemiz gerekiyor. Alın terimize bir saldırı var ve bu saldırıyı yapan sermayenin güdümündeki hükümetler.

15 Haziran’da Kartal’da

DİSK, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 49. yıldönümünde, başta kıdem tazminatı olmak üzere işçilerin haklarına yönelen saldırılara karşı da bir miting düzenleyecek. Genel Başkan Çalışkan, Kartal’da 17.00’de başlayacak miting için herkesi “emeğe sahip çıkmaya” çağırdı.

A+ A-