Direnköy’ün varoşu bile var

Kaz Dağları’na sahip çıkmak için kurulan kampta hayat tıpkı çadırların rengi gibi rengârenk.
Yayınlanma tarihi: 14 Ağustos 2019 Çarşamba, 02:13

[Haber görseli][Haber görseli]Kahve molası verdiğimiz Balaban köyündeki kır kahvesinde köylülerle vedalaştıktan sonra yürüyerek “Su ve Vicdan Nöbeti”nin tutulduğu yamaca tırmandık. Alana girdiğimizde rengârenk çadırlar gelişigüzel değil, düzenli bir dağılımla kurulmuştu. Bu çadırlar arasında yollar, kaldırımlar ve dinlenme alanları da yine doğadan toplanan taş ve kütüklerle dizayn edilmişti. Her çadır öbeğinin önünde de bir mahalle adı yazıyordu. “Eylemköy” yazılı pankartın arkasında sıralı olarak dizilmiş çadırların önünde kadınlı erkekli beş çayı içen gruba selam verip oturduk.

Eylemköy’ün muhtarı olduğunu söyleyen Hüseyin Sarı’nın, “Bu mahalleyi bilerek mi seçtiniz yoksa rastgele mi geldiniz” sorusuna bir anlam veremedik. Meğer ben gibi orta yaş ve üstü olanların ikamet ettiği mahalleymiş orası. “Mahallemize mademki kendi ayağınızla geldiniz, o halde muhtar olarak sizin mahallemize kaydınızı yapıyorum” dedi ve hemen ikamet belgemizi doldurdu. Arkasından da yan mahalledeki “Direnköy”ün gençlerine seslendi: “Gençler biz küçük mahalleyiz diye hesaba katmıyorsunuz ama bakın nüfusumuz her dakika artıyor. Bu gidişle biz sizden önce belediye olacağız haberiniz olsun.” Karşı mahalleden yükselen kahkaha seslerinin ardından bir tabak meyve ikramı geldi.

Açılışı Ülgür Gökhan yaptı...
Eylemköy muhtarı ve sakinleriyle yaptığımız sohbette mahallenin 18 konutu, 23 de sakini varmış. Muhtar, çadırları konut olarak sayıyordu. Ama karşı mahallenin de hakkını vererek. “Direnköy bizden daha büyük mahalle. Toplamda 83 konuta sahipler. Nüfusu bize göre daha genç. Yakında belediye olmak istiyorlar. Onlar herkesi mahalleye kaydetmiyorlar. Belli kriterleri var. Biz kim olursa olsun kaydediyoruz. Sonuçta rekabet var. Gençler çadırlarını oraya kurunca her gelen genç de bizim mahalleye değil Direnköy mahallesine gidiyor. Çünkü akranları orada.
O mahallenin çadırları uzana uzana dereye kadar indi. Sizin anlayacağınız Direnköy’ün varoşu bile var. Alan yetmeyince bu kez üst tarafımızdan sola doğru yerleşmeye başladılar. Gençler biz dinozorları çepeçevre sararak güvenlik altına aldılar. Yollarını da taşlar ve ağaçlarla inşa ettiler. Hatta yollarına ve mahalle meydanına açılış bile yaptılar. Kurdeleyi de Çanakkale Belediye Başkanımız Ülgür Gökhan kesti. Biz mahallemizin açılışını başkana yaptıramadık ama gençler yaptırdı. Sonuçta orada daha çok seçmen var.”

[Haber görseli]

Herkes bir şeyler getiriyor...
Geceleri nasıl vakit geçirdiklerini soruyoruz. Akşamları bir saat süren bir forum oluyormuş. Ardından da gençlerin eğlence ve şov gösterileri başlıyormuş. Biz sohbetteyken yan mahalleden bir genç gelip akşam ritim sazlar konseri olacağını duyurdu. Ritim saz dediysek öyle, davul, bongo, bendir ya da bateri gibi aletlerle yapılan bir dinletiden söz etmiyoruz. Bu ritim sazlar tümüyle doğadadan toplanan kütük, ağaç dalı, taş ve diğer materyallerden oluşuyor. Bunun dışında sosyal projeler üzerinde çalışıyor gençler. Eylem alanını daha yaşanabilir kılmak için.

Yemek sorunları da yok. Kampa gelen herkes orada kalanlara bir şeyler getiriyor. Börekler, sarmalar, kekler, kahvaltılık, meyve çeşitleri ne ararsan var mutfakta. Herkese paylaştırılıyor. Belediye de ayrıca her öğün yemek gönderiyormuş. “Otla ilgili zaten problem yok” diyor muhtar Sarı, her türlü otu rahatlıkla yediklerini söylüyor. Et ihtiyacı olduğunda da şehre iniyorlarmış.

İlk mağduru bir oğlak...
Kamp alanında her bölgeden insan var. Çanakkale, Balıkesir, İstanbul, İzmir ağırlıklı. Kars ve Bitlis’ten bile gelenler vardı. Biz oradayken yıllık izinini eylem kampında geçirmek için Zonguldak Ereğli’den biri gelmişti. Almanya plakalı araçlardan anlaşılıyor ki, izine gelen gurbetçiler de bu eyleme destek veriyor. Gece konaklayanlar dışında sadece yiyecek getirip dönen günlük ziyaretçiler de var.
Altın madeninin ilk mağduru da bir oğlak oldu. Maden sahasında açılan çamur dolu çukura düşen oğlak, gençler tarafından çıkarılıp kamp alanına getirildi. Yıkanıp, tedavi edilen oğlak kampta çok mutlu. Ama Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, gençlere oğlağın misafirliğine artık son vermelerini ve çevre köylere haber salıp sahibine teslim etmeleri konusunda uyarıda bulundu.

Vebalini ödeyemeyiz

Kirazlı’dan ayrılıp Kaz Dağları’nın sahil kesimine bakan bölgelerde altın madenine karşı etkiyi de gözlemek istedik. Edremit, Ayvalık, Gömeç hattında zeytin üreticileri ve belediye başkanları ile görüştük. Mihmandarımız CUMOK’un (Cumhuriyet Okurları) ilk kurucularından Ahmet Altıparmak, gazetemiz adına bütün randevuları ayarlamış ve bize araştırmacı bir gazeteci gibi bütün bilgileri ve notları hazırlayıp elimize tutuşturmuştu. Eh Cumhuriyet okuru dediğin de böyle olur zaten. Bu gazetenin niye hâlâ ayakta kaldığını merak edenler için bu not.

Gömeç’te önce zeytin üreticileri ile buluştuk. Edremit Körfezi Zeytin ve Zeytinyağı Dernekler Konfederasyonu Başkanı Yahya Ağacık ve Gömeç Zeytinciler Derneği üyeleriyle yaptığımız görüşmede öğrendik ki, madencilerle zeytinciler tam 9 kez karşı karşıya gelmiş. Madenciler, Kaz Dağları’nın Edremit Körfezi’ne bakan alanlarında ruhsat alabilmek için lobileri aracılığıyla TBMM’de zeytin yasasını değiştirmek için baskı uygulamışlar. Edremit Körfezi zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin dernekleri ve konfederasyonu da bu yasayı engellemek için tam 9 kez parlamentoda madencilerle kıran kıran mücadele etmiş.

[Haber görseli]

Yüzlerce deprem oluyor...
Körfezde zeytin alanlarının imara açılması nedeniyle yıllardan beri daralan zeytin alanları yetmezmiş gibi bir de madencilerin bu alanlara girmesi, zeytin ve zeytinyağı üretimini de tümüyle yok edeceği konusunda kaygılılar. Madencilere karşı verilen mücadelenin öyküsünü konfederasyon başkanı Yahya

Ağacık şöyle anlattı:
“Maden lobisinin partisi de yok. Her partiden ağzı laf yapan destekçileri çıkıyor. Bende isimleri de var. Biz hukuk devleti olmazsak iki yakamız bir araya gelmez. Bu maden zaten toprağın altında duruyor, bir yere gittiği yok. Teknoloji geliştiği için gelecekte daha yeni teknikler geldiği zaman çocuklarımız o madeni çıkarır. Bu doğayı bir daha bulamazsınız, bu bize bir emanet. Bunu bitirdik mi bunun vebalini ödeyemeyiz. Bir senede aldığımız değer binlerce aile tarafından paylaşılıyor. Burası tektonik bir bölge olduğu için sürekli bizim hissetmediğimiz yüzlerce deprem oluyor. Sızıntı olmaması, topraktan çıkan ağır metaller, asit yağmurları buranın toprağını, klimasını mutlaka değiştirecektir.
Dünyanın en kaliteli zeytinyağını bir Toscana bölgesi üretir bir de Edremit Körfezi. Biz bunu iyi kullanamadığımız için zeytinyağımızı Toscana fiyatlarına satamıyoruz. Alpler’den sonra oksijeni en zengin bölge olarak kabul edilen bu bölgenin doğasına nasıl kıyılır anlamak güç. Yanımızda Balya örneği var. Fransız şirketlerin çalıştırdığı ilk elektriğin geldiği yer. Şimdi yağmur yağdığında göldeki balıklar ters dönüyor. Balıkesir’in en çok kanser vakasının yaşadığı ilçe. Kirazlı köyde açılan madenin su ihtiyacı saniyede 58 litre. Bu miktar korkunç. 24 saat aralıksız. Eğer bu madenler bu bölgeye gelirse Gömeç’te bir gram su kalmayacak. Nurol’un Burhaniye Karadere’deki altın madeni o civarın bütün sularını kullanacak.”

Doğa mutlaka intikam alır

Kaz Dağları’nda siyanürle altın ayrıştırma işinde doğa katliamıyla baş başa kalacağız.Edremit Körfezi’nin güzelliğini, doğasını ortaya koyan unsurların başında Kaz Dağları geliyor. Bugün körfezde astım hastalarının kendini iyi hissetmelerinin başlıca nedeni Kaz Dağları’dır. Sadece iyot değil. İyotla beraber o oksijenin birleşmesiyle ortaya çıkan bir hava akımı. Sadece deniz, zeytin değil bu bölgenin özelliği. Kaz Dağları belki bize bir saat uzaklıkta duruyor ama onun esintisi, körfez bölgesine kattıkları gerçekten şehrimize hayat veren unsurların başında geliyor. Siz bunu yok ederseniz sadece ormana değil Kuzey Ege’ye bir darbe vurmuş oluyorsunuz.

Dur demek lazım...
Ben madende ülkemize verilen o yüzde 2’lik paya takılıyorum. Siz geliyorsunuz ülkemizin yeraltı kaynaklarının tahrip edilmesinin önünü açıyorsunuz. Neyin karşılığında? Yüzde 2’lik bir oran karşılığında. Birinin bana bunu açıklaması lazım. O zaman verme. Niye veriyorsun? Bedava veriyoruz. Bedava da kimse kimseye bir şey vermeyeceğine göre işin arka planında birileri bir şey alıyor diye düşünürüm ben.
Türk toplumu olarak devletle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Altınova’da deniz içinde demir madeni aranıyor.

Altınova denizinin içinden o kumu alacaksınız, böylece Altınova’nın, Sarımsaklı’nın bütün plajlarını bitireceksiniz. Böyle bir dünya var mı? Sadece Kaz Dağları ile de bitmiyor bu iş. Maden adı altında Kuzey Ege’nin çevresine, doğasına büyük bir saldırı var. İnsanların yaşam alanlarını daraltıyorlar. Yerel yönetimler olarak bizler yapıyoruz ama topyekûn bir mücadele şart. Bir şeylere dur demek lazım. Bir maden uğruna insanların yaşam alanlarını daraltmak olmamalı. En ağır yasası Orman Yasası’dır bakıldığında. Tavizsiz bir yasadır, ormanı tahrip edenlere ağır yaptırımlar öngörür. Ama şu geldiğimiz hale bakın. Ormanlarımız devlet eliyle tahrip ediliyor. Bu yasalar delik deşik.

Midilli bile zarar görür
Bunu uluslararası boyutta bir kampanyaya dönüştürmeliyiz. Salda Gölü ve Kaz Dağları’na saldırı konusunda yurtdışındaki duyarlı insanların da dikkatini çekmeliyiz. Kanada’nın bayrağında yaprak var, ama şirketleri gelip başka bir ülkenin ormanını tahrip etmekte sakınca görmüyor. Emperyalizm sadece silahlı güçle olmuyor, bazen de böyle oluyor. Biz bunların yerli işbirlikçileri ile mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

Midilli’deki su kaynaklarının bile doğduğu yer olarak Kaz Dağları gösteriliyor. Maden sahası Çanakkale’nin Bayramiç kazasında olabilir ama siz sadece o bölgeyi değil, Ayvalık, Edremit, Midilli’ye bile zarar veriyorsunuz. Doğayla oynadığınız zaman karşı tepki veriyor. Madra Barajı yapıldıktan sonra Sarımsaklı plajının kumları azaldı. Çünkü o nehrin alüvyonla taşıdığı kumlar o plajı dolduruyordu. Kaz Dağları’nın tahribiyle de karşı tepkiyi doğa mutlaka verecektir.

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet Altıparmak