Bir iktidar stratejisi: Maçoluk

Mustafa Kemal Erdemol / Bir Dünya İnsan
04 Kasım 2019 Pazartesi, 13:53

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki yılları kolay geçirmediği bilinen Rusya’nın son yıllardaki atılımları, ilk dönemlerinde özellikle, “sıfırdan başlamak” olarak nitelendiriliyor ki, gerçeklik payı var. Kim ne derse desin, Sovyetler’in yıkılmasıyla değerlerini kaybetmiş bir toplumdu Rusya. Bugün, o eski değerlerin değil, yeni/farklı değerlerin üzerinde yükselişini sürdürüyor. İç politikasındaki dalgalanmaları anımsayalım: 90’lara damga vuran kriz, oligarklar ile devlet arasında süren savaştı. Yine doksanların ikinci yarısındaki Çeçen savaşı da hallice bir iç krizdi. Bunlar, büyük sarsıntı yaşatsa da Rus toplumunun dönüşümünde etkili olmuş büyük olaylardı. Vladimir Putin’i işte bu atmosfer içinde değerlendirmek gerek. İktidarının ilk döneminde bambaşka bir görünüm vardı öncelikle. Sovyetler sonrası Rus devletinin yavaş yavaş oluşan ideolojisini iktidarının ilk döneminde topluma dayatmayan, kimsenin özel yaşamına müdahil olmayan, yeni yeni palazlanan Rus sermeyesiyle iyi geçinen bir “liberal”di örneğin. Tüm çabasını ülkesinin ekonomik büyümesine, kalkınmasına adayan bir Putin’di bu. Bu konuda öylesine başarılı oldu ki toplumda kendisine yönelik inanılmaz bir güven duygusu oluştu.

Güç zehirlenmesi

Bu duygu sayesindedir ki, başka bir politikacıyı yerinden edecek sonraki büyük krizlerden yara almadan çıkabildi. Örneğin 2000’de gerçekleşen Kursk denizaltısı faciası, Nord- Ost rehineleri meselesi, çok sayıda can kaybının yaşandığı Beslan katliamı Putin’in iktidarını ekilemedi bile. Oysa bu konularda gerçekten son derece başarısız bir “yönetim” sergilemişti. Putin bu krizlerden sağ çıkma becerisi sonrası adeta “güç zehirlenmesi” yaşadı. Medya üzerindeki devlet baskısı, Çeçen savaşı karşıtı, insan hakları savunucusu gazeteci Anna Politkovskaya’nın öldürülmesi Putin’in doğrudan sorumlu olduğu vakıalar elbette. Toplumun büyük bir kesiminde yavaş yavaş bu olayların da etkisiyle muhalif damar kabarmaya başladığında saldırgan bir dış politikaya yönelerek durumunu sağlama almayı da beceren bir Putin vardı karşımızda.

Yeni bir resmi ideoloji

Ama toplumların da kendi gündemi var elbette. Gittikçe büyüyen orta sınıfın sıkıntıları daha çok dile getirilir oldu zamanla. 2011- 2012 protestoları bu nedenle hayli önemlidir. 2012’den sonra Rus toplumuna Putin eliyle aşılanan yeni bir yarı resmi ideoloji gelişti. Güçlü bir hükümet, gelenek ile din, nihayet yurtseverlikten oluşan bir ideolojiydi bu. Bunun üzerine ülkenin tüm zenginliklerine göz koyan bir de dış düşman algısı yaratılınca, resim tamamlanmış oldu. Putin işte bu ideolojinin yaratıcı/uygulayıcı figürüdür. Bunu yaparken, büyük Sovyetler Birliği’nin nazizmi yenmesi gibi muhteşem bir başarıyı da ideolojisinin unsurlarının arasına katmaktan çekinmedi. Aile değerlerine yapılan vurgu, eşcinsel düşmanlığı, Ukrayna’da ortaya çıkan “faşizmle” savaş propagandası Putin’in “başarıları” arasında sayılır. Gücünü bunlardan alan bir lider o. Sovyetler’in, ABD ile benzerlerinin emperyal tutumu karşısında, emperyal saldırıların hedefi olan topluluklara verdiği destekle büyük bir “manevi güç” olmasının verdiği övünme duygusunu, Rus insanı bugün Putin’in dışarıya karşı sert tutumunda yeniden yaşıyor. Ama içeride de adaletsizlik, yozlaşma, yöneticilerin yerlerinde uzun süre kalma gibi olumsuzlukların giderilmesi için Kremlin kılını bile kıpırdatmıyor. Bunun bir nedeni de işte bu Putin politikalarının aşıladığı bu güven duygusu. Putin’e karşı bir itiraz güven duygusunun kaybolacağı korkusunu hissettiriyor Rusya vatandaşına.

‘RUSYA’nın sembolü

’ Putin’in Rusya’da her ne yapıyorsa bu yapıp etmelerine uygun bir de “karakteristik” özellikleri var. Örneğin erkeklik performansı sergilemeye bayılıyor bilindiği gibi. Ciddi bir “erkeklik histerisi”ne sahip. Özellikle 2007, 2009 ve 2010 yıllarında yayımlanan tatil fotoğrafları Rusya’daki erkeklik biçimleriyle ilgili egemen söylemlerin yeniden üretilmesine yol açacak türdendi. 2012’de başlayan üçüncü başkanlık döneminde, Putin bedenini sergileyerek “kendine güvenen bir Rusya’yı sembolize eden karizmatik bir lider olarak” değerlendirildi. Sibirya’da nehir kıyısındaki belden yukarısı çıplak fotoğrafı halk arasında efsanevi bir konuma getirdi Putin’i. Bu fotoğraflar hipermasculin bir araç elbette. Kullandığı sözcüklerde, jestlerinde muhataplarına karşı son derece aktif ve mutlak hâkimiyeti bu “erkeklik” vurgusunun yan araçları. “Uluslararası” bir örnek vermek gerkirse şu mutlaka anımsanmalı: 2007’de Almanya Başbakanı Angela Merkel enerji alışverişini konuşmak amacıyla Moskova’yı ziyaret eder. Soçi’deki Başkanlık Misafirhanesi’nde Merkel ile Putin’in yanında üçüncü bir konuk daha vardır: Putin’in Labrador cinsi dev köpeği. Putin’in Merkel’in köpek korkusunun ne kadar büyük olduğundan haberdardır oysa. Özellikle köpek orada bir süre tutulmuş, görüşmelere geçilmeden önce dışarı çıkarılmıştır. Dış politikada muhataplarına gösterdiği gücün aracı bazen pazuları bazen de köpek olabilmektedir yani. Rusya’nın Putin’i budur.

Cumhuriyet Pazar