Muhafazakâr kesimin Instagram paylaşımları görgüsüzlük mü?

Bebek mevlidi ve saraylı sünnetine karşılık Ardahanlı CHP’lilerin içkili kaz tadım sofrası zenginlik mi görgüsüzlük mü tartışmasını alevlendirdi.

MUSTAFA K. ERDEMOL
04 Aralık 2019 Çarşamba, 02:00

 Başlığı sosyolog Fatma Barbarosoğlu’nun bu konuyu anlatan kitabından ödünç aldık. Son günlerde tartışması alevlenen ve karşılıklı atışmalarla süren bir konu, muhafazakâr kesimin şov merakı. Sosyal medyada poz poz göstermeseler kim farkında olacak? İslami yaşam biçimlerini benimsemiş, örtülü kadınların sahne makyajı ve abartılı ama tesettüre uygun kıyafetlerle paylaştıkları videoların çekildiği mekânlar da kitsch bir saray dekoru özentisi içinde.Bu videolar, bir bebek mevlidi ile patladı sosyal medyada, bir çocuğun sünnet töreni ile sürdü ki bu sünnet töreni için padişahlar bile oğullarına bu kadarını yaptırmadı denildi! Görgüsüzlük eleştirilerine karşılık yanıt gecikmedi: “Zenginiz, kazandık, paramız var, vergisini de veriyorsak kime ne, istediğimiz gibi harcarız!” Siz kendinize bakın Faslı ise Ardahanlıların yöresel yemeği kaz dolması üzerinden koptu. İstanbul’da CHP il başkanı Canan Kaftancıoğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı kaz günleri yemeğinde iddiaya göre biri şarap biri rakı içmişti! 

Ankara’yı kaptırdığından beri geceleri uyku uyumayan Melih Gökçek’in salvoları “alkol alma” üzerinden sürerken geceyi düzenleyenler arasında olan gazeteci Deniz Zeyrek’in “İçmediler!” savunması ise ayrıca şaşırttı! Alkol yasağı başlamıştı da bizim mi haberimiz yoktu? Yok eleştiri konusu şatafatlı sofra ise, biz ne ejder meyveli smoothie’li mönüler görmüştük! Sıra geldi, asgari ücretlinin “aç yatıp çıplak seviştiği” dönemde bu zenginliği sergilemenin “bir lokma, bir hırka”yı ilke edinen İslamla bağdaşıp bağdaşmadığına. Kimse uzatılan mikrofonlara konuşmak istemedi ama kıyısından köşesinden yazıyla katıldı tartışmaya. İşte şatafatlı yaşamın sosyal medyada herkesin gözüne sokulmasının görgüsüzlük olup olmadığı üzerine derlediğimiz görüşler; eleştiren de var, savunan da. Bir dahaki polemik konumuza örnek olması dileğiyle.  

GÖRGÜSÜZLÜK MÜ?

Farklı kesimlerden yaklaşımlar değişiklikler gösterse de ortak kanı yapılanların görgüsüzlük olduğuydu. Ne demek görgüsüzlük? “Toplumun görgü kurallarına uymayan, kaba ve bilgisizce davranışlar.”

“Görgüsüzlük”le suçlanan Çalar’ın göremediği her neyse ona sonradan kavuşmuş olmanın dürtüsüyle sergilediği “teşhir” etme olgusuyla karşı karşıyayız. Çalar’ın bu teşhirci tutumu, bir muhafazakârın içinde yer almadığını düşündüğü “modern hayat”a kıyısından köşesinden, ama kendi değerlerini de sözüm ona koruyarak eklemlenme çabası. Bu teşhir, oluşturulmaya çalışılan “Müslüman zengin”in varlığının da bir kanıtı. Yani Çalar’da gördüğümüz, tatmin olamamışlığın zenginlikle buluştuğunda aniden patlamış olması. Bunu yaparken kendisini sarıp sarmalayan muhafazakâr değerleri de bu teşhire kurban etmesi.

BARBAROSOĞLU: İNSTATÜRBAN

Yeni Şafak Yazarı Fatma Barbarosoğlu, olaya muhafazakârlarda gözlemlediği değişiklikler üzerinden bakmış. Bu nedenle önce genel bir çerçeve çiziyor yazısında: “Tesettürün şekil şartlarını yerine getirip ruhunu süpürmüş olan instatürban kadınlar”, hayatlarını 7/24 şeffaf sindirim olarak “kanalından” yayımlayıp fenomenleşiyor” diyor. Devamı şu: “Saç gizli, uzun kıyafet ile beden saklı, ful makyaj ile yüz hatları olabildiğince parıltılı. Eşler her daim fon olmaya hazır ve nazır, ne de olsa onlar paranın kaynağı. Evinden dışarı çıkmayan, erkeklerle aynı ortamı paylaşmaktan beri duran, ama bütün dünyaya, evinin her köşesini, yatak odasının kapısını dahi açan ‘yeni kadın/instatürban’ların ‘yeni yuva’ anlayışından bihaber, sosyal medya bağımlılığı üzerine vidyo hazırlamış”.

SUCU’YA GÖRE METALAŞMA

Sözcü yazarı Ayşe Sucu da konuya ilişkin görüşlerini “metalaşma” kavramı ile açıklayarak bu metalaşmanın “sergilemeyi” de beraberinde getirdiğini yazdı köşesinde: “Kadim dünyanın neredeyse her kültüründe var olan baş-örtüsü, kadının kamusal alanda var olmasıyla tartışma alanına çekildi. Dijital çağla beraber daha derinden hissettiğimiz bu postmodern dönemde artık başörtüsü değişen, dönüşen, başkalaşan ve hatta metalaşan bir şey oldu ve her şeyin de ana malzemesi haline geldi. Metalaşan tek şey keşke başörtüsü olsaydı! Şey’ler gösterime sunulur; o halde çeşitli mizansenler gerekliydi; ve böylece metalaştıranlara yeni sermaye alanları da açıldı: Metalaşan devasa camiler, metalaşan umre gezileri, metalaşan-holdingleşen cemaatler/tarikatlar, metalaşan mevlitler, metalaşan dualar, kısaca kutsala ilişkin her kavram.” Çalar gibi bir muhafazakârın bu sergileme tutumu, birçok zinciri kırması anlamına geliyor, bu nedenle yadırgatıcı olsa da son derece cesur bir tutum alış bu. 

ÖZDAĞ: ONCA YOKSULLUK VARKEN

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yakın çalışma arkadaşı, 24. 25. 26. dönem Manisa milletvekili Selçuk Özdağ da konuya dahil oldu. Onun yaklaşımı da “kıyaslama” üzerinden oldu: “Ülkemizde açlık sınırının çok altında yaşayanlar, intihar eden aileler varken,  bu tür şeyleri yapmak İslamın ahlak emriyle, İslamın israf etmeyiniz sözüyle, Peygamberimizin ‘açken tok yatan tam mümin değildir’ sözüyle bağdaşmıyor” dedi. 

DOĞAL GÖRENLER DE VAR

Eleştirilerin daha çok muhafazakârlar üzerinden yapıldığı “şatafatlı mevlit” videosunu doğal olarak değerlendirenler de var. ATV Ana Haber bülteni spikeri Cem Öğretir herkesin parasını dilediği gibi harcayacağını savunurken “kimse anneyi giyimi üzerinden eleştirme hakkına sahip değil” demesi de hayli dikkat çekiciydi. 

İŞİN TİCARETİ GÖRÜLMEDİ

Oysa tüm bu tartışmalar arasında gözden kaçan, bir Instagram fenomeni olan “şatafatlı mevlit”in kahramanının aynı zamanda “getirisi” olan bir figür olması. Ciddi bir pazarlama aracı olduğunun görülmemesi. Bunu en iyi mevlidin düzenlendiği Ihlamur Kasrı’nın sahibi Veysi Ayhan açıklıyor: “Aile benim dostum. Bebeğinizin mevlidini burada yapalım, hediyemiz olsun dedim. Kabul ettiler. Büşra Hanım davetlilere vereceği hediyeleri kendisi getirdi. Biz sadece salonu verdik. Zaten Büşra Hanım, Instagram fenomeni olduğu için düğünlerinden sonra akın akın talep almıştık. Bebeğinin mevlidi de öyle oldu.”