‘Bana hiç çiçek alan olmadı’

14 Şubat arifesi... Bu nedenle banttan en çok kırmızı güllerin geçmesi doğal. Ayazağa’daki mezatta açık artırma heyecanı yaşanıyor.. Bir spor salonunu çağrıştıran alanın sıralarında oturan satıcılardan biri olan Zerrin’le yan yanayız. Çelişkilerle dolu hayatını şu cümleyle özetliyor Zerrin: Bana hiç çiçek veren olmadı!
Yayınlanma tarihi: 14 Şubat 2015 Cumartesi, 04:08

[Haber görseli]

14 Şubat arifesi... Bu nedenle banttan en çok kırmızı güllerin geçmesi doğal... Neredeyse İstanbul’un bütün çiçekleri ve çiçekçileri bir arada. Ayazağa’daki mezatta açık arttırma heyecanı yaşanıyor. Tribünlere yerleşmiş alıcılar, önlerinde yer alan sıraların üzerindeki düğmelere basarak arttırmayı yapıyor. Demet, gözden kaybolmadan önceki son fiyatı verende kalıyor. Etrafta mis gibi bir koku... 5500 üreticisi olan Flora Çiçekçilik Üretim ve Pazarlama Kooperatifi, sadece İstanbul’un değil, Ortadoğu ile Balkanlar’ın da en büyük çiçek borsası. Büyük mezatta, çiçekli basmalar giyen çiçek satıcıları ekmek peşinde koşturuyor. Satıcılardan biriyle yan yanayız.

“Çiçek deyip geçme” diyor Zerrin, “senin utanıp söyleyemediğini söyler onlar.” Söz, “Çingene zamanlarda bir Roman havası” gibi açılıyor. Zerrin anlatıyor: “Bundan güzel iş mi var, kimseye bağlı değilsin, özgürsün! İki kişinin hislerine, aşka, sevgiye aracı olan bir şeyi satarak ekmeğimi kazanıyorum.” Aslında çiçek; aşk, ekmek ve özgürlük davası!

Zerrin 32 yaşında... “10 yaşımdan beri çiçek satarım” diye sürdürüyor: “Bu iş Romanların elinde. Bizde iş, nesilden nesile aktarılır. Şimdilik okuyan 3 kızım var ama günün birinde mutlaka bu işi yapacaklar.” Mezata mal nereden gelir, en çok çiçek nerede, ne zaman satılır... Zerrin hepsini anlatıyor, işine ne kadar vâkıf olduğu da böylece anlaşılıyor: “Yalova, İzmir, Adana ve İstanbul’un köylerinden çiçek getirirler. Çiçek en çok İstanbul’da, Taksim’de satılır. Entel dantel kesim, daha çok pastel renklerdeki, frezya, orkide ve lale gibi çiçekleri tercih eder. Bağcılar’da, Esenler’de gül ve karanfil gibi canlı, cafcaflı büyük çiçekler gider. Satışlar Anneler Günü de patlar. Eskiden yılbaşında da çok çiçek satılır, en çok da gayrimüslimler alırmış. Ama şimdi öyle değil. Gayrimüslim sayısı azaldı, bundandır herhalde.”

Çiçek Pasajı

Geçmişte, Cite de Pera ve Said Paşa Geçidi diye bilinen pasajın isminin değişimi Rusya’daki 1917 devrimine dayanır. Devrim olunca, çar yakını ve yanlısı aileler, bavullarını endişeyle toplayıp farklı yerlere göç ederler. Ailelerin bir kısmı da İstanbul’a yerleşirler. “Çiçek gibi” Rus kızlarının bazıları, pasajdaki küçük dükkânlarda çiçekçilik yapmaya başlarlar. İstanbul’da çiçek satışları patlar. Güzel gözlü, beyaz tenli sabık düşes ve baroneslerin ufak bir tebessümüne mazhar olmak isteyen İstanbul’un erkekleri, her akşam evlerine demet demet karanfil, kucak kucak gonca gül taşırlar. Kentteki karı koca kavgaları azalırken, mezata dönüşen pasaj, nihai ismini de bulur: Çiçek Pasajı.

“Sahi mi?” diye soruşundan, hikâyenin Zerrin’in hoşuna gittiği anlaşılıyor. Söz sonunda Sevgililer Günü’ne de geliyor: “Çok çiçek satılır” diyor. “Tabii en çok erkekler alırlar. Güller bayram yapar. Biz de para kazanırız. Çapkınlığın kitabını yazanları biliriz. Trafikte çiçek satarım. Çiçek alıp, yan arabada göz göze geldiği kadının arabasına attıran da, ‘Ne olur bana onun telefonunu al’ diye yalvaran da çok olur.”

‘BANA ÇİÇEK ALAN OLMADI’

Çelişkilerle dolu hayatı beş cümleyle özetliyor Zerrin... “Bana hiç çiçek veren olmadı!” Mevzu çok derin değil... Onu da basit bir biçimde anlatıyor: “Aslında çiçekler içinde yaşıyorum gerek de yok. Ama bazen ‘Çiçeği ben satıyorum, manitayı sen kapıyorsun’ diye de düşünmüyor değilim.” Sevgililer Günü’ne özel 12 ay vadeyle pırlanta yüzük satılıyor... Zerrin, modern zamanlara küçük, naif kırmızı bir çizik atıyor. “Bana çiçek alan olmadı.” Yolunuz Kâğıthane civarına düşer ve ışıklarda durursanız, Zerrin’i görürsünüz... Vadeye, pırlantaya aldanmayın, tüketim çağını küçümseyip birini Zerrin’e vermek üzere iki kırmızı gül alın.

A+ A-
Cumhuriyet İMECESİ