Unutmadık, unutmayacağız

Yaşar Öztürk, katledilen yazarımız Uğur Mumcu'nun doğum gününde bir yazı kaleme aldı.
Yayınlanma tarihi: 22 Ağustos 2017 Salı, 02:26

Stanislav K. Neuman şiirinde şöyle diyor: “Halkım benim/ bir sen varsın/ bağlandığım bir sen/ aldatma sakın/ Bir uğursuz renk çöker yurdumun üstüne/ tükenmez kaynağını aldatırsan ışığın/ kendini, çocuklarını, yaşamı aldatırsın/ Uğursuzluk, ey halkım/ oyunudur zamanın.” Bizi “Uğur(’)suzluk”a mahkûm etmeye çalışan zamanın oyununda kazanan 22 Ağustos 1942 günü doğan, bugün 75 yaşına basan Uğur Mumcu oldu. Hukukçu kimliğiyle meslektaşlarını “izleyici” değil “katılımcı” bir rol almaya çağırdı:

“‘Hukuk’tan önce adalet kavramı var. Adalet bir ideal durumun, özlemin adı. Hukuksa adalete ulaşmanın yollarından sadece biri. Hukuku kullanarak, adaletsizlikte yaratabilirsiniz. Parlamentodan çıkan metin hukuktur ama mutlaka adalet değildir... Devletin temel kurumlarından biri yargı erkidir. Yargı erki yaralanır, zedelenir ve yıkılırsa, devlet de yıkılır. Adalet duygusunun köklü olduğu ülkelerde siyasal ilişkiler de sağlıklı biçimde gelişir. Yargı organının hiçe sayıldığı bir ülkede “Devlet Bütünlüğü”, “Millet Bölünmezliği” gibi kavramlar, bir sömürüyü gözlerden kaçırmak için bulunan allı pullu zırhlardır. Yurttaş olup bitenleri gözleriyle görüyor, kulaklarıyla işitiyor. Bir ailenin sıfırdan milyoner olduğu da belli. Yasa dışı krediler, sahte belgeler de gözler önünde...” Usanmadan “adalet” diyordu: “Hukuk tarihin her döneminde egemen güçlerin aracı olmuştur.

Siyasal iktidarlar, emekçi halk yığınlarının istek ve özlemlerini bastırabilmek için mahkemeleri ve köle ruhlu yargıçlar birer işkence aleti gibi kullanmışlardır. Siyasal tarih bu tür mahkemelerin öyküleri ile doludur... Bugün, Hitler’e uşaklık etmiş yargıçlara “hukukçu” demek mümkün müdür artık?.. Bunlar siyasal cinayetlerin kiralık katilleridir. Bir yüksek kürsüye cübbeyle çıkmak, cellatlığa meşruiyet kazandırmaz hiç bir zaman.” Betonlaşmaya karşı en yürekli çıkışı Mumcu yaptı. Derdi, “ulusal bağımsızlık ve ulusal onur”du: “Temelinde bağımsızlık harcı yatan Cumhuriyetimiz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalistlerin ahtapot kollarında teslim edilmiştir. Öyle bir teslimiyettir ki, yer altı zenginliklerimiz çokuluslu şirketlerin emrindedir... öyle bir teslimiyettir ki, ülke topraklarının bir bölümü üs adı altında başka devletin genelkurmayına armağan edilmiştir; öyle bir teslimiyettir ki, ordumuzun silahları, araç ve gereçleri okyanus ötesi ülkelerin buyruklarına bağlanmıştır.” Emin olduğu uyarıyı yaptı: “Devletin koltuklarına dayanarak kabadayılık yapanları sanık sandalyelerinde de göreceğiz bir gün... Kimsenin kuşkusu olmasın. Arslanın sırtında hükmetmeye özenenler de bir gün arslana yem olurlar. Mussolini ayaklarından bir sokak fenerine asıldı. Hitler ise, bir sığınakta beynine bir kurşun sıkarak öldü.” “Evrensel kültürün sanat ve düşün rüzgârları ile Türkiye’nin er geç çağdaş uygarlığa demir atacağına” inanıyordu: “Bir ulus, ne kadar okuma-yazma, öğrenme, araştırma eğilimde ise, o kadar sağlam, o kadar hoşgörülü ve demokrat yapıda olur...

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz...” Susmayın diyordu Mumcu: “Demokrasi ve hukuk devleti aydınların cezaevlerine yollanması ile güçlenemez. Aksine çürür ve bir gün yok olur... Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne, kelepçeler, ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları bu kalemleri korkutmadı, bundan sonra da korkutamaz. kalemler vardır... Sömürünün, vurgunun zırhıdır... Kalemler vardır... Özgürlüğün ve barışın silahıdır... kalemler vardır, gençlerin idam kementlerinde kırılır atılırlar... kalemler vardır... Resmi belgelere durmadan imza atar ve kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar... Bu soygun düzeni ile ölümü göze alarak savaşanlara, bu savaşın dışında kalanlar ancak saygı duyar. Katiller ise kurşun sıkar...

Unutmayalım ki “cesur bir kez, korkak bin kez ölür” 2 Ağustos 1942’de doğan Mumcu 25 Ağustos 1975’te “Vurulduk ey halkım unutma bizi” diye seslendi “Sesleniş”te. Unutmadık, unutmayacağız. Ölüm yok, ateşi insanlığa sunan Prometheus’lara. Nice yıllara Uğur Mumcu! 75 yaşında çiçekleniyorsun yurdun dört bir yanında...

Uğur Mumcu 75 yaşında... Bugünleri görmüştü

Derin bir ‘umut’suzluk... Mumcu'nun Cumhuriyet’teki ilk yazısı

Uğur Mumcu'nun tarihe geçen sözleri

A+ A-

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Uğur Mumcu