Uzun, sarı bir sonbahar

Osman İkiz/ İsveç

03 Kasım 2019 Pazar, 13:41

Sonbaharın da ayrı bir güzelliği varmış meğer. Bu yıl havalar serin de gitse, güneşli günlerde geniş bulvarlar, sonbahar kıyafetlerinin sergilendiği podyumlara döndü. Kaldırımları kaplayan sarı yapraklar da çok güzel bir fon oluşturuyor. Modayı izlemiyorum, giyim kuşama bu yıl hangi renklerin damga vuracağını bilmiyorum ama bulvarlarda köpeklerinin tasmaları elinde turlayan gençlerin göz alıcı kıyafetlerinden bu kışın renkli geçeceğini söyleyebilirim. İçimi karartan kapkara kıyafetlerin yok olmasına sevindim. Gençler başta olmak üzere pek çok kişi köpek sevdalısı buralarda. Köpeklerin çoğu ufak tefek. Hüviyet cüzdanları da var. Kimileri barınaktan alınanlar hariç, “kedi ve köpek sahiplenmesinin ticaret alanı haline dönüştüğüne” dikkat çekiyor. Özellikle cins kedi ve köpeklerin fiyatı iki bin Avro’dan başlıyormuş... Kedilere, köpeklere özellikle gençlerin ihtiyacı olsa gerek. Ne de olsa çoğu yalnız yaşıyor. Farkında mısınız acaba, evlilik, gençler arasında fobi haline geldi...

Zlatan İbrahimoviç

Geçen yazıda Zlatan İbrahimoviç’ten söz ederken İbrahim Zlatanoviç, yazdım diye adeta linç edildim. Altı üstü bir şakaydı o. Demek şaka yapmayı becerememişim. Haklısınız. Özür dilerim. İbrahimoviç’e gelince. O bizim için İbo’dur. Kırk yıllık İbomuz yani. Okur, şimdi kırk yıla da takabilir. “Delikanlı daha 38 yaşında, nereden kırk yıldır İbo oluyor” diyebilir. Kırk yıl lafın gelişi işte. İbo şimdi Los Angeles’te oynuyor biliyorsunuz. Ama, bol parayla emekli futbolcu transferine pek meraklı büyük kulüplerimizden birinin İbo’ya talip olacağını tahmin ediyorum. Gelecek yıl yaşı 39 olacak. Fark etmez. Hâlâ rüzgar gibi koşuyor. Deneyimli, karşı savunmayı dağıtabilecek özellikleri var. “En iyi emekli futbolcu” olarak alınabilir. Alınırsa ne olur? Zannediyor musunuz ki tribünler “İbrahimoviç” diye bağıracak. Güney Amerikalısına da, Afrikalısına da Türkçe isim takan bizim millet tabii ki ona da İbrahim ya da İbo diyecek. Bunu anlatmaya çalışmıştım ama yazmamıştım. Okurlar düşüncelerimi okuyacak değil ya. Onun için haklılar.

Türk olmak zor iş

Zaten şu sıralar Türk olmak dünyanın en zor işi. İbo’yu da kendi haline bırakalım. İsveç’te sokağa çıkmaya çekiniyorum. Türk olduğumu bilenler hemen, “Kürtleri neden öldürüyorsunuz” diye soruyor. Bütün dünya medyası, senkronize bir şekilde “Türkler, Kürtleri öldürüyor” diye yayına başlayınca millet ne yapsın. Dinlediklerine inanıyor... Şimdi de yayınları yalan haberden, kışkırtıcılığa tırmandırdılar. İsveç Televizyonu’nun çocuklar için hazırlanan haber programında bile “Türkler, Kürtlerden nefret ediyor” diye anlatıldı. Dahası, bu yayının videosu okullarda çocuklara izlettirildi. Sanki birileri yeni strateji olarak, Kürtlere nefret tohumu aşılıyor. “Örgütle başaramadıysak, halkı isyan ettiririz” der gibi. Bütün dünyada aynı anda koro halinde aynı mesaj seslendirildiğine göre, bu stratejinin belli bir merkezden belirlendiği aşikâr. Medyanın yayınları Türkleri aşağılamalarından dolayı, ırkçılık ve nefret suçuna giriyor. Birbirini yiyen Türkler ise seyrediyor. Kısacası bugün dünyanın en zor işi Avrupa’da Türk olmak.