A+ A-

‘Hikmet’ aşkından komplo-severliğe

Gericiliğin retoriği komplo teorilerinden beslenir. Komplo teorilerinin korkunç sonuçları olmuştur. İnsanlar galeyana getirilir, vahşi eylemlerin önü açılır. Bu yüzden olaylara âlimlerin akılları ve ariflerin vicdanıyla bakmak gerekir.
Yayınlanma tarihi: 13 Temmuz 2015 Pazartesi, 18:45

Son yıllarda siyasal ve toplumsal olaylar genellikle sosyal bilim teorileriyle değil de komplo teorileriyle açıklanır oldu. Aslında bu yeni bir durum değil; Soğuk Savaş yıllarında ortaya çıkmış bir düşünce biçimi, ama günümüzde özellikle siyasetçilerin, gazetecilerin ve hatta akademisyenlerin olay ve fenomenlere dair bakış ve görüşlerinde bu daha belirgin ve belirleyici oldu. Her şey komplo teorileriyle açıklanıyor; tüm toplumsal hareketler, çevre hareketleri, muhalif eylemler, hatta sanatsal ve kültürel etkinlikler. Gezi Direnişi ve 17/25 Aralık operasyonu bunların en aktüel örnekleri. Geçenlerde LGBTİ etkinlikleri de bu şekilde değerlendirildi: “Türkiye pilot ülke olarak seçildi, sırada eşcinsel camisi ve eşcinsel imam var, hepimizi biseksüel yapacaklar” denildi.

Eşcinsellik ‘nifak’ı!     

İslamcı yazarlar gey ve lezbiyenliğin toplumda görünürlük kazanmasını ve haklarının tanınma talebini Müslüman bir toplum için kabul edilemez görüyor ve bunu bir dayatma olarak algılayıp dış mihrakların Müslüman toplum üzerinde yeni bir nifak projesi olarak yorumluyorlar. İlginçtir, yakın geçmişte bazı laisist yazarlar da tesettürlü kadınların toplumda görünürlük kazanmasını ve haklarının kabul edilmesini laik bir toplum için kabul edilemez görüyor ve onların haklarını savunan liberal-demokratik entelektüelleri de laik devleti yıkmaya dair bir komplonun içinde olmakla itham ediyorlardı.

alana girmeleri de, farklı cinsel kimliklerin tanınma politikaları da modernliğin sonuçlarıdır. Türkiye yavaş da olsa laikliğin ve demokrasinin geliştiği ve Batılı karakterde modern bir ülke haline geliyor. Kimi İslamcı yazarlar, Türkiye’nin bu özelliğinden rahatsızlıklarını dile getiriyorlar, ama bu rahatsızlıkları kendi aile ve yakın çevrelerinde bile destek bulmuyor. O zaman da toplumun bilmediği sadece kendilerine aşikâr olan sırları ifşa ederek “tehlike”ye dikkat çekmeye çalışıyorlar.

Gericiliğin retoriği komplo teorilerinden besleniyor. Komplo teorilerinin korkunç sonuçları olmuştur. İnsanlar galeyana getirilip vahşi eylemlerin önü açılabilir. Sonrasında ise komplo teorisinin asılsız olduğu ortaya çıkınca elde pişmanlık kalır. Bu yüzden olaylara âlimlerin akılları ve ariflerin vicdanıyla bakmak gerekiyor. Buna felsefi düşüncenin süzgecinden geçmiş bir imanın gönül penceresi de diyebiliriz.

Tehdit algısı ve korku

Komplo teorilerinin en büyük zararı, siyasetin içinde değerlendirilmesi gereken stratejik oyunları ve ittifak ilişkilerini gizli örgütler tarafından yapılan planların ve kurulan oyunların parçası olarak gösterip aslında siyaset yapmanın imkânlarını yok etmesi. Sivil toplum örgütleri, temsil ettikleri toplumsal grupların çıkarları ve haklarını savunmak üzere eylemlerde bulunur. Bu eylemlerin varsayılan bir takım güç odakları tarafından desteklenmesi ve hatta manipüle edilmeye çalışılması mümkün. Ama bu yüzden o eylemler gayrimeşru olmaz.

Komplo teorilerinin başka bir zararı da toplumsal paranoyayı ve şiddeti beslemesi. Türkiye toplumu hızla kentleşip modernleşirken yeni ihtiyaçlar, yeni yaşam tarzları, yeni kimlikler ortaya çıkıyor. Bu dönüşüm ve değişimin ortaya çıkardığı hak mücadeleleri anlamaya çalışılıp çözüm üretmek yerine, yerleşik düzen ve ahlaki kodları bozma girişimleri olarak görülüyor. Onlarla ilgili tehdit algısı ve korku üretiliyor. Bunun için iftira kampanyaları yapılıyor. Durumdan vazife çıkaranlar da, kötülüğe karşı mücadele adına şiddet eylemleri düzenliyorlar. Nitekim komplo teorileri aslında faşizmin ve gericiliğin retoriğidir.

Dinden çok siyaseti ilgilendiren bir konunun neden burada ele alındığı sorulabilir, ama konunun dini hayatı da ilgilendiren bir boyutu var. Bugün dini bilgi ve pratiklerin modern hayata uyarlanmasında görülen sorunların temelinde de komplo teorilerinin payı büyük. Geleneksel olan mutlak değişmez olarak kutsandıktan sonra, modern olan her şey artık“bidat” diye adlandırılıp dinin sahihliğine müdahale sayılır. Bu minvalde kelam, fıkıh, tefsir gibi dini bilimlerin felsefe ve sosyal bilimlerle ilişkiye sokulması da “Kelimetullah”a komplo sayılır.

Böylece de dinin hayatla bağını kopartan bu anlayış, inancı fanatizme dönüştürmüş olur.

Her gün bir Cumhuriyet gazetesi alın, aldırın…
Comment disclaimer