A+ A-

Devlet, 10 Ekim katliamından kurtulanları yaralarını sarmadı... Ayrım yapıldı

Ankara’daki barış mitingine düzenlenen saldırının üzerinden iki yıl geçti ancak ağır yaralanan 30 kişinin tedavisi hâlâ sürüyor. Devlet birçok tedavi giderini karşılamıyor. Tedavi masraflarını ceplerinden ödemek zorunda bırakılan yaralılar borçlanmaya devam ediyor. Mağdurlar, ‘devletin kimliklerine bakarak değerlendirme yaptığını’ söylüyor.
Yayınlanma tarihi: 10 Ekim 2017 Salı, 20:02

[Haber görseli]

Katliamdan ağır yaralar aldığı için yüzde 94 engelli kalan ve tedavisi hâlâ devam eden Gökhan Yaralı yaşadıklarını şöyle anlattı: Amacı sadece barış olan hiçbir çıkarı olmayan insanlar olarak Ankara Garı’na gittik. Yürüyüş başlamak üzereydi. Bir gürültüyle irkildik. Büyük bir sis ve peşinden gözümü açtım, yerdeydim. Hiçbir ağrı veya sızı hissetmedim. Arkadaşlarım nasıl diye düşünüp kalkmak istedim, kalkamadım. Biraz nefes alayım diye kafayı kaldırdığım sırada Ali Kitapçı’yı gördüm. Onun kafasını kaldırdığı sırada gaz bombaları atıldı. Kendimi korumak için yüzümü kapattım. İnsanlar kaçıştı sonra geri geldiler.

Arkadaşım biber gazından ölmüş

Astım hastası bir arkadaşımı gördüm, o biber gazının etkisiyle hayatını kaybetmiş. Beni fark ettikten sonra biraz taşıdılar. Arkadaşım geldi. “Bu ölmek üzere” dediler, beni arabayla götürdüler. Numune Hastanesi’ne gittik. Damarlarım birbirine yapışmış. Damarlar yapıştığı için koptuğunu görmüyorlar. Damar nakli yapılması gereken süre ortalama 4-6 saat arasındaymış. Bana 36 saat sonra damar nakli yapıldı. Masadan kalkamama ihtimalim vardı. 90 gün hastanede kaldım, tedavim hâlâ devam ediyor, olmam gereken ameliyatlar var.

‘Terör mağduru sayılmadık’

“Sizi mağdur etmeyeceğiz” sözleri yalan oldu. Biz kendi cebimizden ödüyoruz, çok para harcadık. Devlet, 30 gün tedavi hakkı tanıyor başka yok. Benim hâlâ tedaviye ihtiyacım var. Daha ağrısız yürümek gibi derdimiz var. Sosyal güvenliği olmayan arkadaşlarımız hiç tedavi alamıyor. Biz bu ülkenin ötekileriyiz, diğerleriyiz. Terör mağduru yasası var. 15 Temmuz, 10 Ekim’den yaklaşık bir sene sonra oldu. Oradaki mağdurlara yasal olarak terör mağduru sayıldı ve tazminat bağlandı. Biz de herhangi bir yaralı için bu yapılmadı. Benim raporum hastaneye gönderildi, SSK’den geri döndü. Sadece bana değil, kimseye yapılmadı. 10 Ekim’de yaralananlar terör mağduru sayılmadı.

‘Çocuklarımız çocuk olmadı'

Biz bugünün, dünün ve yarının gerçek ötekileriyiz. Çünkü biz kardeşlik, eşitlik ve barış istiyoruz. Bugün biz yaşadık, başkaları da yarın yaşayabilir. Bizim yaralarımız hep kanıyor. 1915’te, Sivas’ta, Suruç’ta, Diyarbakır’da da kanadı. Bizim çocuklarımız, çocuk olmadan büyüdüler. Çocuk olmadan öteki oldular.

Hem katliam hem OHAL mağduru: Kimliğimize göre değerlendirdiler

KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası işyeri temsilcisi olarak 10 Ekim’e çağrılar yapıp katliama tanıklık eden Sinan Ok, 679 sayılı KHK ile 13 yıl boyunca çalıştığı işinden de oldu. Ok, görevli olarak gittiği katliamı ve katliamdan geride kalanlar hakkında şu bilgileri paylaştı: ‘İnsanlarımız ölmesin’ diye ne kadar güzel insan varsa o gün alanda olalım demişti. Ben o zaman KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’ndaydım. Nâzım Hikmet’in “Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler” şiiriyle mitinge çağrı yapmıştık. Alan çok coşkuluydu ama ilginç bir şekilde trafik akıyordu, güvenlik önlemi yoktu. Biz görevliydik; su dağıtma, kitle sıkışırsa yol açma gibi görevimiz vardı. Görevler konusunda gayet hazırdık ama böyle bir vahşeti hiç düşünmedik. Elimdeki barış afişlerini dağıtıyordum. 15-20 metre uzağımda ateş topu patladı. Bir dakika içinde her yer kanlara bulandı. Biz bu yurttaş olmama halini somut olarak yaşadık. İnsanlar ne yapacağını şaşırmış haldeyken 25-30 kişilik çevik polis ekibi gaz bombası attı. Ben bu katliamı yapanları anlayamadığım gibi polis ekiplerinin bu refleksini de anlamadım. Burada, o gazı sıkan ve sıkanlar da sorumludur. Hukuk arayacaksak önce buraya bakmamız lazım. Katliam sonrasında kriz masalarında görev aldık. Yaşamını yitirenlerin yakınları ziyaret edildi. Fakat sonrasında bunlar kendi yaralarıyla baş başa kaldı. Bu kişilerin terör mağduru olması gerekiyordu. Bu insanlar, trafik kazasında yaralanan nasıl tedavi ediliyorsa öyle tedavi görüyor. Genel sağlık sigortası olmayan bir çok yaralının borcu var.

Destek sağlanmalı

Ayağı kopmuş birinin protezinin yılda üç kez düzenlemesi lazım. Devlet birini karşılıyor. ‘Gece ayağımın kesik olduğunu unutuyorum, kalkarken düşüyorum’ diyen var. Maalesef ki bir insanın kimliğine bakıp değerlendirme yapıldı. 10 Ekim yaralıları, büyük travma yaşadı. Bu toplum vergisi, yaralıların giderlerine gitmeli. Bu yaralılar, bu toplumun yarasıdır. Bu 102 insanın çocuklarının ne olduğunu kimse bilmiyor. Maddi ve manevi her türlü desteğe ihtiyaç var.

CHP Malatya Gençlik Kolları'ndan Balın: Telefonumu silmişler

Malatya CHP Gençlik Kolları’ndan 16 kişi olarak yola çıkan ve katliamdan kurtulan 5 kişiden biri olan Ümit Balın, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Bir ay Ankara Hastanesi’nde kalan Balın’ın ortodondik tedavisi devam ediyor. Sağlığını geri kazanmak için verdiği mücadelede, devletin hiçbir katkı sağlamadığını belirten Balın, katliamı ve sonrasında yaşamının nasıl değiştiğini şöyle aktardı: “Hiçbir güvenlik önlemi alınmadığı girişte dikkatimi çekti. Halayları izlerken aklıma video çekmek geldi. Video çekmeye başladım, sonra çok şiddetli ve yankılı bir ses gelmeye başladı. Kulağım durmadan çınlıyordu. İnsanlar üst üste yığılmıştı. Kalkmaya çalıştım, kalkamadım. Kötü bir koku geldi. Daha sonra internette de gördüğüm fotoğraflardan da gördüm. Canlı bombayla benim aramda bir metre mesafe vardı. Yardım bekledim. Yarım saat veya daha fazla bekledim. Bilincimin gidip geldiğini anımsıyorum. Benim üzerime de flamalardan atmışlar. Gözlerim kararmıştı ama sesleri duyuyordum. ‘Heval nasılsın’ sesleri geliyordu. Yanıma bir sağlıkçı geldi, elini kalbime koydu. Acıdığını söyledim, ‘Elimi çekersem ölürsün’ dedi. Sonra hastanede elbiselerimi kestiklerini hatırlıyorum. Akciğerim, çenem, sol parmağım parçalanmıştı ve ayağımda şarapnel parçaları vardı. Ankara Hastanesi’nde bir ay kaldıktan sonra Malatya’ya gittim. Bu süreçte 9 ameliyat geçirdim. O günden sonra aradan geçen 5 ayın ardından telefonumu almaya gittim. Yaralıların özel eşyaları paketlenmişti. Benim telefonumda çektiğim videoları bulamadım. Telefonumu temizlenip verdiler.

Hiçbir hakkımız yok

Biz o gün ülkemizin uçuruma gitmemesi için oradaydık. Ülkemiz, patlayan bombalarla uçurumdan yuvarlanır hale geldi. Bu ülkede şehit ayrımının olmaması lazım. Öyle bir hale geldik ki. Sivil şehit, asker şehit, 15 Temmuz şehidi... Biz kurtulan gaziler olarak hiçbir gazi hakkımız yok. 15 Temmuz’dan farklıyız. Biz 16 arkadaş gelmiştik. Tek isteğimiz, insanca yaşamaktı.”

 

Yazı dizisinin birinci bölümü: Katliam yarası hâlâ kanıyor

Comment disclaimer