Sinemanın büyüsü hiç bitmez...

17 Kasım 2013 Pazar

Bastıkça döşeme tahtaları gıcırdayan, içerisi küflenmiş eski kitap ve dergi kokan, yıllardır badana yüzü görmemiş duvarlarındaki çepeçevre rafları dolduran üst üste yığılmış yüzlerce sinema kitabı, DVD ve film afişleri ile Münih’te artık tek örneği kalmış olan “sinema sahafı” Dieter Hoffmann’ın küçücük dükkânına takılıyorum cumartesileri... Kentte sinemaya meraklı olanların ezbere bildikleri Müller Caddesi 46 numaradaki bu ‘Film Laden” (film dükkânı) nostaljik bir mekân... Eski filmler, yıpranmış sinema dergileri, kutular dolusu fotoğraf ile kartpostal koleksiyonları ve rengi sararıp solmuş eski film afişlerinin yanı sıra külüstür bir 8 mm’lik makine ile film bobinleri ve hantal bir koltuk bu dükkânın doğal dekoru. Sinema sanatına ilgili yaşlı koleksiyoncuların gelip gittiği dükkân yağmurlu havalarda benim uğrayıp zaman geçirdiğim bir yer. Vaktiyle bit pazarlarından toplanmış nostaljik parçanın meraklıları da günümüzde giderek artıyor. Sinefil grupların ve kült film hastalarının bayıldığı bu tür mekânlar eskiden Münih’te çoktu. Schwabing’in arka sokaklarında, Amelien Caddesi’nde ve İsartor Meydanı’ndakiler birer ikişer kapandı ne yazık ki. Fellini’den Michelangelo Antonioni’ye, François Truffaut’dan Ingmar Bergman’a ve Jim Jarmusch’tan Orson Welles’e dek dünya sinemasında iz bırakmış ne kadar yönetmen varsa hepsinin filmleri el altında... Hafızalarda yer eden Audrey Hepburn’ün “Tiffany’de Kahvaltı” filminin o harikulade afişini mi arıyorsunuz, bu dükkâna bir uğrayın yeter. Ben ise hanidir fellik fellik aradığım, kafayı taktığım Tarkovski’nin, Alain Resnais’nin ve Joseph Losey’in yanı sıra 6 Ekim’de kaybedilen Fransız sinemasının devrimci yönetmenlerinden Patrice Chereau’nun filmlerini arıyorum. Tesadüfen karşıma çıkarlarsa ne âlâ! Bu arada o akıllardan çıkmayan Giuseppe Tornatore’nin “Cennet sineması” ile Fellini’nin, Jean Luc Godard’ın ve Visconti’nin o unutulmaz film sahnelerinin fotoğraflarını dükkâna her gidişimde karıştırıyorum. Yağmurlu bir haftasonu ikindisinde bu nostalji yüklü dükkândan çıkıp önüme çıkan ilk tramvayla önce Viktualien Pazarı’na, oradan da yürüyerek iki adım ötedeki St. Jakobs Meydanı’ndaki ünlü Film Müzesi’ne gidiyorum... Ve müzenin kafeteryasında bir kadeh beyaz şarap... Etraf sinema sevdalıları ile dolu. Sinema programlarına göz atıyorum, Latin Amerika filmlerinin ardından Romanya filmleri toplu gösterisi peş peşe. Geçen sene tam bugünlerde yine burada Nuri Bilge Ceylan filmleri toplu gösterisi yapılmıştı ve salon dopdoluydu. Ceylan’ın “Kasaba” filmini bilmem kaçıncı kez izlerken filmin çekildiği mekânları, Çanakkale’nin Yenice ilçesini ve Kalkım’ın yoksul köyleri ile yörede “Ağunya” olarak tanınan o gizemli köşenin güzel ve yalnız insanlarını nasıl unuturum... Ceylan sinemasıyla şimdi Alman sinemaseverleri büyülüyor... Salonlar tıklım tıklım dolu Münih’te, yepyeni filmler vizyonda... Almanya’da film teşvik kurumunun açıkladığı verilerde, geçen sene tüm ülkedeki sinema gişelerinin 135 milyon izleyici ile 1 milyar 33 milyon Avro ciro yaparak bugüne kadar ki en yüksek rakama ulaşıldığı belirtilmişti. Kurum başkanı Dinge’nin söylediğine göre sinemaların yok olma sürecinin yavaşladığı ve 4 yıl önce 1001 olan sinema salonu sayısının günümüzde 909 olduğu kaydedilmişti. Görülüyor ki sinemanın büyüsü hiç bitmez...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bembeyaz evleriyle Santorini 28 Ağustos 2008

Günün Köşe Yazıları