Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Yatıp kalkıp laik Cumhuriyet, Atatürk devrimlerine şükret..

18 Ağustos 2018 Cumartesi

1977 seçim başarısının üzerine Ecevit’in sıcağı sıcağına ilk yurtdışı gezisi, Yugoslavya’ya oldu. Tito ile Sarayevo’nun dağlarında saatler süren özel görüşmesinde, dönemin Ankara Büyükelçisi Kosova Priştine’li dayımın Belgrad üniversitesinden yurt arkadaşı Ramadan da vardı. Çok etkilendiği görüşmeyi özetleyerek benle paylaşmış, bir özetini de Cumhuriyet gazetesinin sayfalarına yansıtmayı başarmıştım. Tito’nun liderliğini yaptığı üçüncü dünyanın dağılması, Balkanlar’ın parçalanması yolunda, ölümünün beklendiği, kaygılarının yaşadığı yıllardı.. Ecevit’in ideolojisini yarattığı özyönetimin de hayranı olarak, kalıcı barıştan yana dünya çapında felsefeyi de özümsemiş, Gandi hayranı sanatçı kimliği, laik Cumhuriyet, Atatürk devrimleri, değerlerinden yana bir lider olarak kazandığı seçim zaferiyle umutlanmıştı..
Başta Nasır, özünde İslamcı diktatörlükler kimlikleriyle İslam dünyasının, Tito’nun şahsında Yugoslavya’nın 3. dünya öncülüğü, liderliğine gösterdikleri saygı, bağlılığın sonucu elde ettikleri başarıların anılarından pek çok anlamlı tarihi yaşanmışlıklardan örneklerle paylaşmış, dünyanın gidişine ilişkin, kendi pencerelerinden yaşanmışlıkların değerlendirmelerini paylaşmıştı. Zaten Yugoslavya’da bu ziyaretin özü, Tito’nun oğlu ile buluşması olarak aktarılmıştı. Tito iki kutuplu dünya çekişmelerinde gelinen kritik, kanlı dönemeçteki kaygılarına geçiş yaparken, “3. dünya oluşumunda, İslam dünyasının tek laik Cumhuriyet’i Türkiye katılabilmiş olsaydı, 3. dünyanın gücüne güç katılacak, iki kutuplu dünyanın vahşi gerilimleri bu boyutlarda can yakıcı olmayacaktı” yorumunu katmıştı. Devamla, Balkanlar’da kaygısını yaşadığı emperyal kanlı parçalanma tuzağına karşı, Ecevit’in liderliğinde işbirliği umudunun doğduğu formülüne, beklentileri, barış umutlarına geçiş yapmıştı. Birlikte, sırt sırta verilirse, kan akıtılmasının durdurulabilmesi umudunu anlatırken, “Sizinle çatışmacı ülkelerin önüne biz çıkarız. Bizimle çatışmacılık isteyenlere karşı da siz fren yapabilirsiniz. Sırt sırta durabilirsek, tuzağı bozabiliriz..” sonucu çıkan bir işbirliği, güçlü dayanışmanın yolunu açmak istemişti..

***

Ne onun yaşı, Yugoslavya’yı birlikte tutma gücüyle, savaş tamtamları ile Amerika, AB’de içinde alınmış yol, kurulmuş emperyal çıkar tuzaklarının önüne geçilebildi. Ne de günlük döviz kriziyle rehin alınan Ecevit’in İktidarda kalıcı olabilme, gönlündeki bölge, ülke siyasetlerini geliştirebilme koşulları yetti. Balkanlar’da din odaklı, ırklar soslu kanlı çatışmacılıklar, katliamların tuzaklarında, Tito Yugoslavya’sından, hepsi de hâlâ vitrinde AB üyesi olmuş ya da aday adayı ülkeler konumunda olsalar da, arka bahçeye dizilmiş, hepsi de bağımlı yapay, aralarında kanlı bıçaklı 9 devletçik ile; Çekler, Slovaklar, Macarlar, Bulgarlar.. Sovyetler’den çok sayıda kopmuşlar olarak.. Yunanistan içlerinde, ekonomik, sosyal, siyasal sorunlar, iç cepheleşmeler çatışmalarında, daha insancıl bir gelecek için bekleşip duruyorlar.
İki binli yıllarda Atatürk devrimleri, laik Cumhuriyet’in kurtuluş, kuruluş savaşları destanları ile, hiç değilse Anadolu toprakları üzerinde göreceli yaratılabilmiş Anadolu uygarlığı, aydınlanmacılığı, değerleri ile buluşmanın, emperyal güç odaklarının hedef tahtasına alınmasını bir türlü anlayamıyordum. Tıpkı, doğduğum, çocukluğumun geçtiği Tito Yugoslavya’sının aynı ilkokul binasına farklı ırklar, dinler, mezhepler üzerinden çocuklarının toplanması, istedikleri diller, sanatlar üzerinden eğitim alabilmelerindeki mutluluklarına duyulan öfkeyi anlayamadığım gibi. AB gerçek çok kültürlülük, Amerika gerçek demokrasi kriterleri ile yönetilebiliyor olsalardı, kirli emperyal çıkarlar adına oyunlar, tuzaklar kurulmasaydı, daha yaşanası bir dünya, sadece insanlık adına değil, tüm canlılar ile çevre adına da kurulamaz mıydı?
Ortadoğu, İslam dünyası, Afrika, Güney Amerika tuzakları çok daha vahşi, kirli çıkar hesapları, oyunlarında insanlık için günümüzdeki çok daha acımasız dünya düzenini getirdi.. Metroda tanıştığım Tahran’da yaşayan, aydınlanmacı bir kadınla birkaç dakikada gelişen dostluğumla bu yazıya nokta koymak istiyorum. İlk feminist anayasanın yazıldığı Afgan kadın hakları savaşımının üzerine, Taliban, El Kaide türevleri ile üretilen burkalılar mezalimini sorgulayarak söze girdik. İranlı feminist hareketinden gelmiş yolculuk arkadaşım, sonuç olarak ülkesindeki şeriatçı diktatörlüğü hedef almış Amerika’nın ambargosuna karşı kaygılı, öfkeliydi. Bir yanı ile Mustafa Kemal’i ziyaret ederek destek veren İran Şahının yönetimini daha çağdaş olarak değerlendiriyor, siyasal İslamcı tuzakların, ülkesini nasıl da ağır yüzyıllar gerisine çektiğinin gerçeğini atlamadan, kadınlar kuşkusuz içinde, tüm ezilenlerin işbirliğinin tek çıkış yolu olduğu gerçeğinde, barışçı çözümlerde buluşmaların yollarını sorguluyordu. En azından 8 yıl sürecek bir Irak-İran savaşı tuzağına düşülmemesi dileğinde buluşup kucaklaşarak ayrıldık.