Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

'Atatürkçülüğe geri dönüş!’

04 Eylül 2018 Salı

Pazar günkü Cumhuriyet’in birinci sayfa haberinin başlığı yukarıdaki gibiydi ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki yeni durumu anlatıyordu.

Hemen belirteyim. Ziya Selçuk Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturduğundan beri kendisine umut bağlayanların beklentilerine yanıt veriyor görünen haber şaşırtıcı değil. Ama dikkatle okuyunca niteliği yine de tam ve açık olarak anlaşılmıyor.

“Atatürkçülüğe geri dönüş”ten ne anlamamız gerekiyor? Kimin “Atatürkçülüğü” bu geri dönülen? Reis’in mi? Eski Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın mı? Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın mı? Türkiye’nin siyasal yaşamında yıllardır içeriği belirlenmemiş “Atatürkçülük” her yana çekilebilen, neyi ifade ettiği belli olmayan, aldatıcı bir kavram olduğundan, ilk bakışta neyin amaçlandığı pek anlaşılmıyor.

Son zamanlarda gizli, mahcup Atatürk düşmanlığı, yerini aleni, bağıra çağıra ilan edilen Atatürk karşıtlığına bırakmıştı. Ama anlaşılan onun çok tepki çektiği görüldüğünden, şimdi üslup değiştirerek eski alışkanlıkları canlandıran yeni bir yol haritası çizilmiş.

***

Artık Kutlu Doğum Haftası, Mevlid’i Nebi, Kut’ül-Amare Zaferi arkasında gölgeye itilmesi tepki çeken milli bayramlar yeniden çizelgeye konmuş, kaldırılmış olan Atatürkçülük ile ilgili konuların da yeniden işlenilmesine karar verilmiş.

Bu gelişmenin haber niteliği taşıması bile, MEB’de durumun hangi noktalara kadar vardığını açıklamaya yetiyor.

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un seleflerinden değişik üslubunu ilginç bulduğumuzu belirtmekle birlikte, yine de yeni gelişmelere umut bağlamak pek mümkün görünmüyor.

Çünkü, kuşkucu, tartışmacı, tabuları dışlayan, dogmalara yer vermeyen, biat kültürünü kabul etmeyen, cinsiyet ayrımına karşı olan Cumhuriyet’in temel eğitim felsefesinden saparak tam ters yolu tutma seçimi bir yanılgının ürünü değildir. Reşat Şemsettin Sirer’den beri MEB’in başına çöreklenenler ve onları yönlendirenler, laik Cumhuriyetin nitelik değiştirmesinin ancak, onun temelini oluşturan laik eğitimi yıkmakla mümkün olacağını çok iyi görmüşler, saldırılarını dirençle o noktada yoğunlaştırmışlar ve yıllar içinde bu yöndeki çalışmalarını ara vermeden sürdürmüşlerdir.
Kısacası milli eğitimde, geri dönülmesi gereken bir hata, düzeltilmesi gereken bir yanlış söz konusu değildir. Söz konusu olan bilerek, isteyerek, kasten yapılmış bir tutum değişikliğidir.
Bu tutum değişikliğinin de siyasi iradede bir yeni yöneliş olmadan gerçekleşmesi değil, düşünülmesi bile imkânsızdır.

Siyasi irade derken iyi niyeti konusunda bir şey söylemek istemediğimi, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’u kastetmediğimi belirtmeye de gerek olduğunu sanmam.

***

Cumhuriyetin laik eğitimini yalnız imam hatiplerle değil, MEB’in damarlarına kadar nüfuz etmiş olan tüm organizmasını harekete geçirerek ortadan kaldırmak isteyen ve Tevhid-i Tedrisat  yerine Tevhid-i Tarikat’ı (Tarikat Birliği) ikame etmeyi amaçlayan bugünkü iktidarın “eğitim”de “Atatürkçülüğe” yeniden dönmesi öyküsü ile avunmaya kalkışmak abesle iştigaldir.

Biz Atatürkçülüğün siyaset arenasında, isteyenlerin gönlünce kullanmaya çalıştıkları, her yana çekilebilir, boş bir kalıp olarak topluma yutturulmak istendiğini biliyoruz. Onun için “boş lafa karnımız tok!” deyip yapılana daha yakından bakmamız gerek.

Cumhuriyetin temeli Atatürkçü eğitim, laik eğitimdir.

Laik eğitim de dogmaları, tabuları, hurafeyi reddeder, kuşkucu, sorgulayıcı, tartışmacı, cinsiyet eşitliğine saygılı karma bir eğitimdir.

Bu iktidarın böyle bir eğitim sisteminin önünü açacağını düşünebiliyor musunuz?
Görünen o ki biat kültürünü kökleştirme amacına yönelik, dogmacı, ezberci, tabularla dolu, hurafeleri yücelten, bir “milli!” eğitim bundan böyle Atatürkçülük etiketiyle sunulmaya çalışılacaktır.

Yerseniz!..

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

‘Suçsuz olduğunu kanıtla!’ 20 Kasım 2018 Sal
Kimin askerleri? 16 Kasım 2018 Cum
Türkçe ezan ve CHP 13 Kasım 2018 Sal

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

İsmail Kahraman