Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Paylaşım savaşları popülist otoriterlerle terör kıskacında

08 Eylül 2018 Cumartesi

Türkiye için dünün yaşamsal sıcak gündeminde, İdlib’de son Rusya bombalaması, Esad operasyonları, Amerika’nın resti, Türkiye’nin İdlip’de üstlendiği rol üzerinden İran’da gerçekleştirilen zirvenin sonrası ortaya çıkacak, bizim her zamanki gibi sonradan anlamaya çabalayacağımız gerçekçi gelişmelerin sonuçları vardı... Sabahtan toplantıya ilişkin, son İdlib gelişmeleri canlı yayınları aktarımları arasında, dün gece toplantı sonrası yapılacak açık oturumlardaki uzman görüşlerinin alınmasının reklamları vardı... Bilindiği üzere resmi toplantıların, liderlerinin resmi açıklamalarındaki barışçı çabalara ilişkin söylemler gerçeklerin öğrenilmesinde yeterli olamayacağından, dünyanın her yerinde, en çok da medya güdülenmesine de hizmet etme amaçlı uzman değerlendirmelerinin taraflılık, bakış açılarına da paylar tanınmış olarak biraz daha sağlıklı sonuçlar çıkarılması zorunluluğu var.
Türkiye’nin İdlip’de var olmasının açıklanması, tezinin güçlendirilmesine de yönelik İdlib’den taze canlı yayınlar ağırlıklı sivil dramları, kaygıları üzerindendi. Kesekâğıtlarından çocuklarına gaz maskesi yapmaya uğraşan anne-babalar görüntülerde iç buruyordu. Türkiye’den daha çok, dünyadan yardım isteyen bölgenin yerli aşiretlerinin temsilcileri toplantısı bir başka boyutu yansıtıyordu. Haddimi aşmaya, İran’dan gelen ilk görüntülerden başlayan sonuç değerlendirmelerine elbet kalkışmayacağım. Sadece haberlerin dünya ve ülkemiz ayaklarında çok sık BM, AB, Almanya, Amerika ve elbette Trump başta, Putin, İran liderleri, Erdoğan penceresinden bilgilendirmeler uçuşup durmakta...
Yazımın başlığı, elbette çok özet, algılanması zor, dünyayı kasıp kavuran, dünyanın, insanlığın geleceği adına hiç de olumlu olmayan gelişmeler için, 4 Eylül günü İstanbul’da yapılan bir toplantı üzerinden, daha serinkanlı, genel sorgulamalara açıklık adına katkıda bulunmak isterim... Almanya liberal demokrat siyasetlerinin vakfı, Friedrich Naumann Vakfı’nın kuruluşunun 60. yıldönümü etkinlikleri kapsamında, 1947 yılında kabul edilmiş Liberal Manifesto gündemli toplantısı, tartışmaları, yaşadıklarımızın güncelinin sorgulanması boyutu ile anlamlı olabilirdi...

***

Liberal Manifesto, liberal demokrasinin, insan hakları, demokrasiye dönük yüzünde 70 yıldır savunulan değerler, ilkeler, dünyanın yeniden paylaşım sorunları savaşlarında, popülist, otoriter, diktatoryal başkanlıklar, liderler ile, yine emperyal çıkarlar adına yoksul güney, İslam dünyası, enerji yatakları, kirli paylaşım çıkar oyunları adına üretilen, ırkçılık soslu, her türden inanç ayrımcılığı odaklı, aşiretler, alt kimlikler sömürücülüğü cepheleştirmelerinde, terör örgütlerinin kuralsız, vahşette sınırsız çatışmalarının çapraz kullanılmalarının kıskacında.
İtiraf etmeliyim ülkemiz özelinde, Tito Yugoslavyası’nda doğmuş kendi özelimde, çocukluk, gelişim yıllarımda bilincime kazınmış değerler ile, 1960’lar sonrası ülkemizde yaşanan Cumhuriyet kazanımları, Anadolu uygarlıkları, aydınlanmacılığı değerleri bileşkesinde evrensel ölçeklerde gazetecilik üzerinden örgütlülükler, sol siyasal, toplumsal açılımlar, insan hakları, demokrasi, sendikal haklar, sosyal devlet açılımlarında yaşanmışlıklar içinde, Türkçe metin üzerinden yeni okuduğum liberal manifestonun çok övünülen insan hakları, demokrasi kriterlerini yetersiz buldum. Belki de evrensel saydığım tüm örgütlenmelerle, sosyalist enternasyonal, güler yüzlü sosyalizm ilkeleri içinde toplumsal etkilenmelerim, tanıklıklarım ağır basmakta...
Yine de emperyal güç odaklarının, 1. - 2. dünya paylaşım savaşlarında, Hitler’in başını çektiği ırkçılık, inanç ayrımcılıkları üzerinden akıtılan kanların, yaşanmış insanlık dramlarından etkilenmiş olarak liberal manifesto yazmak, insan hakları, demokrasi için ilkeler saptamak adımları anlamlı olmanın ötesinde çok önemli ve işlevsel. Tartışmalar yaşanan gelişmelere ilişkin veriler dünyanın günümüzde yeni emperyal güç odaklı savaşlarda liberal manifestonun ilkelerine uymayan diktatoryal, otoriter adımların, nedenlerin sorgulanması üzerinden. Almanya’nın liderliğini yaptığı, liberal manifestonun kriterlerinin korunmasının savunulduğu merkezler, Amerika başta, AB içinde bile çok fazla ülkede manifestonun demokrasi kriterlerinin ayaklar altına alınmasından yakınıyorlar. Yine de ilkeli savunma, savaşım içinde, popülist otoriterleşmeler, liderler eliyle yaşatılan travmanın, açılan yaraların onarılması umutlarını savunuyorlar. Asıl sorun emperyal çıkarlar adına, hedef tahtasına alınmış ülkelerde üretilmiş terörle yaratılmış vahşetin içinde gelinebilen noktalarda. İşin içinden çıkılmasında dünya ölçeğinde yaşadığımız olumsuzluklarda, işin içinden çıkılması zor görülen pazarlıklarda...