Cingözün biri, Fransızca “La raison d’Etat”yı görmüş ve şıpın işi tercüme etmiş. “La raison” akıl değil mi, akıl; “l’Etat” da devlet değil mi, devlet; o halde al sana “Devlet Aklı”.
“Akıl” insana özgü bir yetidir (meleke, yetenek). Bu yeti bilimsel, etik ve teknik alanlarda kullanılır. Devlet bir “kendilik”, “zatiyet” ve Fransızca “entité”dir, yani “Bireyliği olan bir varlık gibi düşünülen şey”dir. “Vatan” gibi. Ama devlet bir “kendilik” olduğu için devletin aklı olmaz, insanın aklı olur. Devletin aklı varsa, Galata Kulesi’nin, Ağrı Dağı’nın da aklı vardır. Böyle bir şey ancak bir kurgu (fiction, yapıntı, kurmaca) olan edebiyat yapıtlarında olur, gerçeklikte olmaz.
Aynı kafayla, “Vergi Matrahı” anlamına gelen “l’assiette de l’impôt”yu “Vergi Tabağı” diye çevirirsiniz. Vergi matrahı, “vergi konusunun, verginin hesaplanmasında esas alınan değeri ya da miktarıdır”. Böylece, Devlet Aklı, vergi tabağında servis edilir. İyi mi?
“La raison d’Etat” kaynaklı bir devlet aklı yoktur ama çok uzun yıllardır dilimizde bu Fransızca deyişin gül gibi, bal gibi karşılığı vardır: “Devletin yararı gereği”, eski deyişiyle “Hikmet-i Hükümet” anlamına gelir. Devletin hükümetinin, bir üst yetke adına “hukuk”u çiğnemesine izin veren ilkedir. Sanki AKP hükümeti.
Amma ve lakin, “Hikmet-i hükümet”, (“devletin yararı gereği”) hiç de tekin bir anlayış değildir. Devlet, hikmet-i hükümet (devlet yararı gereği olarak), yüce bir kriter namına, hukuku ihlal edebilir, ona tecavüz edebilir, demektir.
Mithat Sancar’ın “Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti” adlı kitabının arka kapağında söyle bir tanıtım yazısı var: “Hukuk devletinin tarihsel çerçevesi ve anlamı nedir? Bizzat devlet olma sıfatının meşruluğu garanti ettiğini varsayan ‘Devlet Aklı’ (veya hikmet-i devlet), hukuk devletinin gerçekleşmesinin önünde nasıl bir engeldir? Yasallık, devlet uygulamalarını meşru kılmaya yeter mi?” deniliyor. Ve pişmiş aşa su katılıyor: Devlet Aklı, Hikmet-i Devlet diye bir şey yoktur Türkçe’de. Hikmet-i Hükümet vardır.
Dücane Cündioğlu, “Hikmet-i Hükümet”i, dolayısıyla “La raison d’Etat” doğru kullanıyor:
“Hikmet’ten anladıkları, olsa olsa Fransızların ‘La raison d’état’ tabirinden anladıkları ölçüsündedir. Osmanlı, bu tabiri ‘hikmet-i hükûmet’ diye kendi dünyasına aktarmıştı. Yenisini henüz uyduramadılar. Burada ‘raison’, hikmet’ten çok, meşrulaştırma, kılıfına uydurma, devlet (güç) olmanın gereğini yapmak demek. Bu düzeydeki hikmet’ten ise umumiyetle adalet değil, zulüm sadır olur.” (Dücane Cündioğlu, Yeni Şafak, 19.04.2009)
Cündioğlu, “La raison d’état” ile ilgili olarak, 2009 yılında, ironiyle karışık, “Yenisini henüz uyduramadılar” diyor ama çoktandır uydurdular: “Devlet Aklı” diyorlar. Hiçbir anlamı yok, hiçbir yere göndermiyor. Ama “Hikmet-i hükümet”te, “Hikmet” sözcüğü var. “Bilinmeyen neden. Sırrına akıl ermeyen neden.” Yani hükûmetin yaptığı işin bir hikmeti, bilmediğimiz bir nedeni var anlamında. Bu da gıllıgışlı, yasadışı anlamına gelir. Ve gide gide “Derin devletin işi”ne varır.
“Devlet Aklı” yanlış, anlamsız bir deyiş, ama “Hikmet-i Hükümet” yerine kullanılınca son derece tehlikeli. Benim kaygım, kimi siyasetçinin, akademisyenin, köşe yazarlarının, televizyon tartışmacılarının bu türden zıpırlıkların üzerine sazan balığı gibi atlamaları. Kendi aralarında kullanmaları da cehaletten kaynaklanıyor. Asla kullanılmamalı. Hele “Devlet Aklı” deyiminin uluslararası görüşmelerde “Raison d’Etat” (Yasadışı) olarak tercüme edilmesinden korkuyorum. Görüşme o anda sona erer. Çünkü “iş” artık gizli servislerin işidir. Yabancı ülke topraklarından adam kaldırmak gibi.
Vergi tabağında devlet aklı
Yazarın Son Yazıları
DEM Parti demlenmeye ve demletmeye devam ediyor.
Lawrence Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü’nden (Justine, Balthazar, Mountolive, Clea) ilk kez Yusuf ağabey (Yusuf Atılgan) söz etmişti İzmir’de.
11 Ocak 2026 gün ve 418665 başlıklı yazım “Çünkü ‘Arkamdan ne derler’ kaygısı her zaman en önemli ilkem oldu...” cümlesiyle bitiyordu.
“Dört yüz on sekiz bin altı yüz altmış beş” çocuk işçilik döneminde benim sağlık sigortası numaramdır.
12 Aralık 2025 tarihli yazımdan bir alıntı yaparak bugünkü yazıma başlayacağım...
Luvi bölgeleri...
Anadolu tarihi: Anadolu’nun tarihi bir anlamda Balkanlar, Kafkasya ve Ön Asya’dan gelen işgal, istila ve fetih dalgalarının tarihidir.
Değerli okurlar geçmişi, şimdiyi ve geleceği anlamak, kavramak için “Şimdi”yi anlayarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
2000-2012 yıllarında yazı yazdığım Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun (AHC), Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’i hiç mi hiç beğenmiyorlarmış.
Digiturk’ten şikâyetçi olan benim. Kanalın hem normal hem spor yayınlarına aboneyim. İki abonelik için ayrı ayrı ücret ödemekteyim.
Sizler “zırva” sıfat sözcüğünü ağır buluyorsanız başka bir sözcük kurlanıp “DEM Parti’nin kıyakları” ya da “dehası” derseniz karışamam.
Değerli okur(lar) 23 Aralık 2025 günü “DEM’in isterim de isterimleri” adlı yazımı okudunuz.
Basında yer alan en önemli ortak haber: Öcalan için “özgürlük” talebi; MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan “terörsüz Türkiye” sürecinde DEM Parti de TBMM’deki komisyona raporunu sundu.
Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı genç Özgür Özel’in, Çatalca’daki açık hava konuşmasında, “coşkun kalabalığa seslenirken” rütbeleri sökülerek TSK’den atılan teğmenler hakkında “Teğmenlere rütbelerini takacağız” dediğini televizyonda duyunca şimdi yazdığım gibi “Aferin aslanım” dedim ve alkışladım.
“Doğurganlık hızı felaket!” Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Saray’da yapılan Aile ve Kültür-Sanat Sempozyumu’nda, doğurganlık hızının “felaket düzeyine indiğini” söylemiş.
1 Ekim 2025 günkü Sözcü gazetesinin 11. sayfasında şöyle bir haber yayımlandı:
İnsanın kendisine sorduğu “Ben kimim” sorusu ve bir sorgulayıcının ona sorduğu “Sen kimsin” sorusu, gerçek anlamda, o kişiye varlığının adresini sormaktan başka bir şey değildir.
7 Aralık 2025 günü yayımlanan ve MHP’nin siyaset dağarı ile tarzını tasvir ettiğim “Vehim denen şey” başlıklı yazıma partinin genel başkan yardımcısı ve yazıda adı geçen kişinin (Semih Yalçın) tepki göstereceğini kuşkusuz tahmin ediyordum.
Tarih cahilleri ve tarih inkârcıları için bir kez daha okunması için dökümlü bir şekilde ve tekrar yazıyorum:
1. Gerçekte var olmayan fakat var olduğu sanılan, varmış gibi tasarlanan düşünce ve zan.
Şu kavanoz kıçlı dünyada her nesnenin, olgu ve olayın bir tanımı vardır.
Kürtçe güçlendirilecekmiş, hatta kalıcılaştırılacakmış.
Gelecek yıllarda adını sık sık anmak zorunda kalacağımız Prof. Dr. Engin Arık (14 Ekim 1948) 30 Kasım 2007 günü (nedeni kuşkulu) bir uçak kazasında ekibiyle birlikte aramızdan ayrılmıştı.
3 Kasım 2002 günü olanı, olanları aramızdan kaç kişi anımsamakta?
Eski defterler son derece önemlidir.
1 Kasım 2002 günü “İki gün sonra 3 Kasım 2002” başlığıyla Hürriyet gazetesinin Avrupa baskısında...
Devri sabık yaratmak, Türkiye siyasi tarihinde yeni gelen yönetimin/iktidarın, kendinden önceki dönemi sorgulaması, hesap sorması vb. anlamında kullanılan ifadedir.
Basında yer alan haberlere göre, Cumhuriyetin kuruluşunun 102. yıldönümü münasebetiyle savunma sanayisindeki gelişmeleri anlatan AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, “Dünya genelinde satılan her 100 İHA’dan 65’ini biz tedarik ettik, 180 ülkeye ürün ihraç ettik. Sizleri 25 yıl geriye götürmek istiyorum, ülkemizde bir toplu iğne üretebiliyor muyduk” demiş.
“Eşit anayasal vatandaşlık...
Değerli okurlar, bir terslik yüzünden 28 Mart 2025 günü yayımlanan bu yazıyı bir kez daha okumak zorunda bıraktığım için lütfen bağışlayın beni.
Kuzey Kıbrıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimini ana muhalefetin adayı Tufan Erhürman’ın kazanmasının ardından, genel kanıya göre, MHP lideri Devlet Bahçeli önemli bir açıklama yaptı.
Kürtçülerin, Türkiye’nin demokrasi bağlamında atacağı ilk adımın “ilkokuldan üniversiteye Kürtçe anadilde öğrenim hakkının anayasada yer alması talebinin yerine getirilmesi” olduğunu biliyoruz.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Devlet Bahçeli’nin “terörsüz Türkiye” süreciyle ilgili olarak düşüncelerini eleştiriyor.
CERN’in (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkesi) evrenin oluşumuyla ilgili olarak yapmaya başladığı deney Türkiye’yi birden bilim dünyasının göbeğine getirdi.
Özdemir İnce: Uranyum bu kadar belalı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor.
Hüseyin Gün 4 Temmuz 2025 günü tutuklandığına göre işlem çok daha önce başlamış olmalı. Demek ki Merdan Yanardağ’ın casusluğu (!) o günden çok daha önce belli olmuş olmalı. Öyle değil mi? Gecikme operasyon icabı mı aceba? Yoksa kerrat cetvelini (çarpım tablosunu) bilmeyen kasap hali mi?
21 Ekim 2025 Salı günü yayımlanan “Toryum dedikleri şey” başlıklı yazımla “toryum” adlı ender elementle tanıştınız.
Gazetelerde, kitaplarımda yayımlanmamış yazı(lar) da var zulada.
Ülkemizde edebiyattan en ince bilimlere kadar tuhaf bir alışkanlık vardır.
Eşek arısının nasıl soktuğunu çok iyi bilirim.