Zülal Kalkandelen

Gelecek dişidir

13 Kasım 2018 Salı

Geçen hafta sonu ilginç bir feminizm tartışmasının yapıldığı Le Guess Who? (LGW) festivali için Hollanda’nın Utrecht kentindeydim.
Bu tartışmayı sanatının odak noktası yapan Future Feminism (Gelecek Feminizm) konseptini, 2014’te sanatçılar Anohni, Kembra Pfahler ve Joanna Constantine yarattı. Utrecht’te, kendilerini art (sanat) ile activist (aktivist) kelimelerinden türettikleri “artivist” olarak tanımlayan Pfahler ile Constantine’in performansını izledik. Future Feminism’in amacı, dünyanın korunması amacıyla kadınlığa dair kolektif bilincin geliştirilmesi için çağrı yapmak. Bunun için benimsedikleri 13 ilke var.
1- Kadının ve yeryüzünün kontrol altına alınışı aynıdır.
2- Future Feminism, tüm insanların katılımını gerektirir.
3- Kadın hakları ve kadınlara ahlaki davranış konusunda küresel bir standart uygula.
4- Cinsler arasındaki biyolojik farklılıkları tanımla ve bireyleri eğilimleri açısından daha fazla inisiyatif alabilir hale getir.
5- Erkekleri koruyuculuk ve yırtıcılık rollerinden kurtar.
6- Mevcut koşullara yanıt olarak kadınların ve erkeklerin toplumsal rollerini yeniden tanımla.
7- Tüm yönetim alanlarında kadınca sistemleri savun.
8- Dairesel modeli kullanarak politik yapılanmalar oluştur.
9- Biyoçeşitliliğin dirilişini beslemek için toplumları yeniden yapılandır.
10- Erkek odaklı konuşma dilini dişileştir.
11- Erkekliğin manevi üstünlüğüne dair efsaneyi yapıbozum terorisine göre analiz et.
12- Dişi modelini yaratım merkezi olarak yenile.
13- Gelecek dişidir.
 
Sorun sistemsel
Bu ilkeleri görünce, bazı erkeklerin “Kadınlar isyana mı kalkıştı?” diye tepki verebileceğini tahmin ediyorum. 2018’de kadınlar çeşitli nedenlerle baskı görüyorsa, isyan geç bile kalmış demektir. Ama Future Feminism’in mesajı tam olarak bu değil. Onlar, tüm insanları kapsayan bir uyanış yaratmak istiyor.
Farklı kentlerde 13 ilke çerçevesinde gerçekleştirdikleri performans, herkese içindeki kadınlığı keşfetmesi çağrısında bulunuyor. Çünkü sürdürülebilir bir gelecek, ancak her alanda ataerkil yapıyı ortadan kaldırmakla yaratılabilir. Bunun içine sadece erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu baskı girmiyor; beyazların siyahlar, insanların hayvanlar ve insanlığın yeryüzü üzerinde kurduğu baskılar da aynı.
21. yüzyılda hâlâ tek bir türün, tek bir cinsinin her şeyi kontrol ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu sürdürülebilir değil. Üçgen bir yapı var ve onun tepesinde de erkekler oturuyor. Yapılması gereken, el ele verip bir daire yaratmak. Farklılıkların eşit saygı gördüğü, herkesin kendine ait bir özgürlük alanının olmasını sağlayacak bir yapı gerekli.
 
Biyolojizm de türcülüktür
Utrecht’te dans, video ve müzik eşliğinde cinsler arasındaki sınırları belirsizleştiren Future Feminism performansından sonra gruptaki sanatçıların konuştuğu söyleşiye de katıldım. İngiliz bir kadın, “Kadınlık nedir? Sadece doğuştan gelen biyolojik özellikler ile tanımlanabilir mi” diye sorunca ufuk açıcı bir tartışma doğdu. Bu şekilde tanımlanırsa, transların kendini dışlanmış hissedeceği açık. Tüm konseptin en hassas noktası da bu.
Kadınlık, sadece fiziksel özellikler ile ilgili değil; baskıyı, zulmü ve sömürüyü reddetme; sürdürülebilirlik için yaşatmak ile ilgili. Bu yönden bakınca, her insanın, her erkeğin içinde kadınlık olabilir. Fiziksel bakımdan dişi olan birçok insanın ise, kadınlığa dair hislerinin gelişmemiş olduğunu görebiliriz.
Sorun, erkekliği yücelten sistem ve o değişmediği sürece toplumda herkes birilerini ezmeye çalışacak. Future Feminism, feminizme dair algıyı geniş bir bakış açısıyla yorumlayıp insanlığa sesleniyor. İnsanların farklı etnik kökenden, kültürden, cinsiyetten ve türden herkesi ezdiği Antroposen Çağı’ndaki yıkımın içinde bir umut ışığı bu.
8 Mart Dünya Kadınlar Yürüyüşü’ne erkekler gelmesin!” demek yerine, bu yönde bir atılımı başlatmak gerekmez mi? Daha zor bir yol ama kuşkusuz sorunun temeline inen bir yaklaşım. 


Yazarın Son Yazıları

Sembolik zulüm olmaz 22 Aralık 2019