Olaylar Ve Görüşler

Aydınlanma bilgesi Server Tanilli

03 Aralık 2018 Pazartesi

Server Tanilli çıkarıldığı mahkemede “Emperyalizme ve faşizme karşıyım. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye’den yanayım. Kapitalizme karşıyım. İnsanların insanlıklarını bütün boyutlarıyla duyarak ve tadarak yaşayacakları, sömürüsü, nihayet yabancılaşması olmayan bir düzenden yanayım” demişti.

Server Tanilli, Victor Hugo’nun ünlü yapıtı Sefiller’i okuduğunda lise öğrencisidir. Biyoloji öğretmeninin “Sefiller okunmadan hayata bakılamaz” sözü onda bir devrim etkisi yaratmış, kitaba sarılmasına neden olmuştur:
“Çarptı kitap beni. Sefiller’i okuduktan sonra hayata yeniden doğmuş gibi oldum. Yeryüzünde insanların hepsi birbiriyle aynı durumda değildir. Toplumda ezenler ve ezilenler vardır. Kimden yana olmak gerekir? Ezilenlerden yana olmak. Ben bu ayrımı ilk kez Sefiller’i okuduktan sonra öğrendim ve ezilenlerin safında yer aldım ezenlere karşı. Solculuğun kaynağı da odur. Onun için kitaplara önem veririm. ‘Kitaplığınızda neler var? Victor Hugo’nun Sefiller’i var mı’ diye sorarım. Çocuklara liseden mezun olmadan önce Sefiller’in okutulmasında yarar var.”
Server Tanilli bıkıp usanmadan okur. Seçtiği hukuk eğitimi, daha sonraki yaşamında felsefenin, tarihin, edebiyatın kapılarını da açar. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin başarılı öğretim üyelerinden biri olur. Uygarlık Tarihi adlı kitabı, 1975 yılında yayımlandığında yalnızca yükseköğretim kurumlarında değil, toplumda da büyük bir ilgiyle karşılanır.

Uygarlık tarihi kitabı
Aynı yıl, Uygarlık Tarihi adlı ders kitabıyla savcılar da ilgilenmeye başlar ve hakkında “komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açılır. Tanilli’yi iki öğrencisi ihbar etmiş, demir parmaklıklar arkasına göndermek için, aynı fakültede ders veren bir ceza hukuku öğretim üyesi de raporlar yazmıştır. Oysa Tanilli, öğrencilerine çağdaş bir bakış açısı kazandırmak çabasındadır. Beş yıldan on yıla kadar hapis cezalarının gölgesi altında çıkarıldığı mahkemede şöyle haykıracaktır:
“Emperyalizme ve faşizme karşıyım. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye’den yanayım.
Kapitalizme karşıyım. İnsanların insanlıklarını bütün boyutlarıyla duyarak ve tadarak yaşayacakları, sömürüsü, nihayet yabancılaşması olmayan bir düzenden yanayım.
Bugünkü ‘geri ve bağımlı’ kapitalizmin devamında yarar gören güçlere karşıyım. Tam bağımsız, gerçekten demokratik, sömürüsü olmayan, ileri ve uygar bir Türkiye’yi yaratacak olan güçlerden yanayım.
Tarihe, içinde yaşadığımız çağa ve topluma bu görüş açısından bakıyorum.
Doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz, bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metot, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? Yaşadığım çağa ve topluma karşı... Ya mahkemelere? Asla!..”

1402’lik olmuştu
Devlet güvenlik mahkemelerini düzenleyen 1773 sayılı kanunun, açılan dava üzerinde Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali üzerine, dosya İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilir. Mahkeme kitabının incelenmesinde, anayasanın 20. maddesini de dikkate alarak, “eserin ve ders verdiği sırada ilmi görüşlerini açıklamasının komünizm propagandası olarak kabulüne ve gene komünizmi övme fiili olarak kabulüne imkân görülemediğinden” Server Tanilli’nin 31. 3. 1978 tarihinde beraatına karar verir.
Server Tanilli, savcıların pençesinden kurtulmuştur. Ancak bu karardan çok kısa bir süre sonra, kanlı katillerin pususuna düşürülecektir. 7 Nisan 1978 günü ders çıkışı, Göztepe’deki evine dönerken silahlı saldırıya uğrar. Bedrettin Cömert gibi, Cavit Orhan Tütengil gibi aydınları, üniversite hocalarını, yazarları hedef alan terör, Server Hoca’yı da öldürmek ister. Bu saldırı sonucunda felç olan Tanilli, akıl almaz bir direniş gösterir. Yurtdışında tedavi görürken bu kez 12 Eylül’ün saldırısı ile 1402’lik olur. Uygarlık Tarihi’nin 5. baskısı, 1981 yılının sonbaharında çıkar. Arkasından bir yenisi, çok istendiği halde gerçekleşemez. Tanilli, bunun nedenini kitabın 1991 yılında yayımlanan 6. baskısında şöyle anlatır:
“12 Eylül rejimi, faşist çehresini, ilerici, demokrat ve devrimci kurum ve yayınlara karşı kesin olarak belirtmeye kalktığında, bu kitabı da ihmal etmedi. Milli Güvenlik Konseyi’nin, onu -hem de ad vererek- yasaklamasının arkasından, Türkiye’de üniversitelerin başına bela olan, o sıralarda düpedüz faşizmin uşaklığına soyunmuş olan YÖK yöneticileri, kitabın üniversite öğrencilerine -okutmak şöyle dursun- tavsiye bile edilemeyeceğine ilişkin bir karar verdi. Dahası, 1978 yılında mahkeme kararı ile aklanmış eser hakkında yeniden dava açıldı ve ne hikmetse uzun yıllar bir türlü sonuçlanamadı. Özetle, kitap bir yasak çemberi içine alındı ve okuyucularından koparıldı.”
Tanilli, büyük bir dirençle yaşamaya tutundu. Fransa’ya gidip uzun yıllar Strazburg Üniversitesi’nde çalıştı, 2000 yılında yurda dönüş yaptı ve Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yayımlanmaya başladı.

Alçakça saldırı
Server Tanilli, uğradığı alçakça saldırı nedeniyle 80 yıllık ömrünün yarıya yakınını tekerlekli sandalyede geçirdi. Tüm yaşamını aydınlanmaya, demokrasiye, emeğin kutsallığına adamış olarak yaşadı. Uygarlığa giden yolun kitaptan geçtiğini, yaşamanın okumakla, direnmekle bir anlam kazanacağını bıkıp usanmadan anlattı. Adı “Aydınlanma” deyince hemen akla gelen Server Tanilli, 29 Kasım 2011 günü yaşama veda ettiğinde ardında bir külliyat bıraktı.
Tanilli’nin aramızdan ayrılmasından bir ay bile geçmemişti. Hiçbir mahkeme kararı olmamasına karşın Uygarlık Tarihi adlı kitabının “sakıncalı” bulunarak cezaevindeki tutuklu ve hükümlülere verilmediği ortaya çıktı. Gazetelere yansıyan, Çağdaş Hukukçular Derneği raporunda “Her türlü süreli yayın ve kitap cezaevi idareleri tarafından keyfi olarak sınırlandırılmaktadır” deniliyordu. Bu haber, pek çok kişiye, onun yıllar önce mahkeme salonlarında yankılanan sözlerini anımsattı:
“Faşizm, hiçbir toplum için kader değildir. Yarınlar, ilerici devrimci güçlerin olacaktır. Yani bağımsızlığın, yani gerçek demokrasinin, yani sosyalizmin... Selam o yarınlara.”
Server Tanilli hiçbir zaman kötümser olmadı. Daha insanca bir dünyanın, daha insanca bir toplumun kuruluşuna omuz verdi, mücadelesini ölünceye kadar sürdürdü.  

ORHAN TÜLEYLİOĞLU



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları