Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-
Sungu Çapan

Terry Gilliam’ın yıllardır beklenen filmi gösterimde

7 Aralık 2018 Cuma

[Haber görseli]

1970-1980’lerde, kara mizaha ters taklalar attırarak eleştirel güldürü türüne ivme kazandıran “Uçan Sirk”, “Kutsal Kadeh”, “Brian’ın Hayatı”, “Zaman Haydutları”, “Hayatın Anlamı” vb. gibi, delidolu, coşkun taşkın, TV yapımı dizi ve filmleriyle bütün dünyada ünlenen İngiliz komedi grubu Monty Python’un tek Amerikalı üyesi olan Terry Gilliam’dan ve yapıtlarından habersiz bir sinefil olabilir mi? Olamaz tabii ki. 22 Kasım 1940 Minneapolis, Minnesota doğumlu, çocukluğunu Amerikan mizah dergilerinin kralı Fan Magazine bağımlısı olarak geçirmiş, 20’li yaşlarında reklamcılığa başlayıp sonrasında TV-sinema sektörüne dahil olmuş, (sözcüğün tam anlamıyla dört kol çengi) yazar, oyuncu, yönetmen Terry Gilliam’ın “Brazil” (1985), “Baron Münchausen’in Maceraları” (1988), “Balıkçı Kral” (1991), “Vegas’ta Korku ve Nefret” (1998) gibi filmlerinden birine muhakkak denk gelmiştir meraklısı son 30-35 yılda. İşte bu efsane sinemacının 1990’ların sonunda başlayıp maddi sıkıntılarla hastalıklar vb. gibi, gibi çeşitli aksilikler yüzünden sürekli ertelenerek çekimlerini bir türlü tamamlayamadığı, nihayet 2018’de bitirdiği, bunca yıldır efsaneye dönüşmüş son filmi “The Man Who Killed Don Quixote-Don Kişot’u Öldüren Adam” bugün gösterime giriyor. Terry Gilliam’ın, Shakespeare’in de çağdaşı olan, belki de en önemli İspanyol yazar Cervantes’in şövalye romanlarının yergisi olarak yazdığı, yoksul düşmüş bir yaşlı soylunun giriştiği adalet mücadelesini hikâye eden başyapıtı “El Ingenioso Hidalgo Don Quijote de la Mancha-Don Kişot”tan esinlenerek senaryosunu yazıp yönettiği “Don Kişot’u Öldüren Adam”, şövalye-macera romanları okumaktan azbuçuk aklını kaçırıp kendini Don Kişot zannetmeye başlamış yaşlı bir ayakkabıcıyla (Jonathan Pryce) daha önce Don Kişot uyarlaması bir film çekmiş olan, narsist, uçkuru düşük, fırlama bir reklam yönetmeni Toby’nin (Adam Driver) İspanya kırsalındaki serüven dolu, matrak yolculuğunu hikâye ediyor.

Takıntılı, kafayı sıyırmış
Düz gerçeklerle fantastik olan arasındaki çatışmalardan doğan komik durumlara alabildiğine abanılan filmde, Don Kişot takıntılı, kafayı sıyırmış yaşlı ayakkabıcının, giderek Don Kişot’un saf, köylü uşağı Sanço Pansa olarak gördüğü Toby, yaşlı adama karşı koymaya çalışırsa da zaman geçtikçe gerçeklerle hayalleri birbirine karıştırmaya başlayıp zoraki Sanço Pansa’lığı kabulleniyor mecburen.

Irkçı, bencil...
Otel odalarında genç Toby’yi üstüne çekmeye çalışan, seksi manitası Jacqui’yi (Olga Kurylenko) Toby’den acayip kıskanan, ırkçı, bencil bir yapımcı patronla (Stellan Skarsgard) acımasız bir Rus oligarkının (Aleksei Miskin) ve eski aşkların da karıştığı, geçmişle günümüzü bir araya getiren, maceradan drama ve fantaziden komediye gide gele, çağdaş bir Don Kişot çeşitlemesine dönüşen filmde, meyhaneci Barbero’nun (Sergi Lopez) güzel kızı Angelica da (Joana Ribeiro), sonunda maceraya Don Kişot’vari insancıllığını ortaya koyacak olan Toby’nin gönlünü çalıyor.
Terry Gilliam’ın film setlerinde geçmiş, 78 yıllık ömründen esinlenerek özellikle yapımcı karakterine dokunduran sivri, mizahi sahnelerle doluşturduğu, ışıktan renklere, dekordan kostüm ve mekânlara kadar usta işi bir görselliğin egemen olduğu “Don Kişot’u Öldüren Adam”, sonuçta hiç dinmeyen yüksek temposu, yaratıcı buluşlarla bezenmiş aksiyon sahneleri, akıcı olay örgüsü, yer yer gerçeküstüne de açılan, işlek anlatımı, İspanyol müziği esintili soundtrack’i ve sıra dışı gülmece yaklaşımıyla (unutulmaz bir başyapıt değilse de) kuşkusuz yağ gibi kayan, görülmeye değer bir eğlencelik nitelemesini hak ediyor 132 dakikanın bitiminde.

Modern bir eğlencelik
Öncelikle “Jarmusch’un şiir gibi, güzelim “Patterson”unda alkışlayıp mimlediğim genç yetenek Adam Driver’la “Geleceğe Dönüş” üçlemesiyle hâlâ anımsanan, yılların ustası Jonathan Pryce’ın öne çıktığı oyuncu kadrosunun performanslarına da diyecek yok. Cervantes’in başyapıtı bir klasikten gerçekle fantazinin melez ürünü, görmeye değer modern bir eğlencelik çıkarmanın üstesinden gelmiş Terry Gilliam’ın yıllardır beklenen bu filmi bence kaçırılmaz!