Barış Doster

Asgari ücret ve halkçı siyaset

12 Aralık 2018 Çarşamba

Türkiye’de Asgari Ücret Tespit Komisyonu, asgari ücretin kaç lira olması gerektiğini tartışıyor. Hayat pahalılığı ve işsizlik, yurttaşın sadece cebine değil, sözüne, yüzüne de yansıyor. Fransa’da Sarı Yeleklilerin eylemleri ses getirdi. Eylemler karşısında Cumhurbaşkanı Macron geri adım attı. Almanya’da merkezin sağındaki ve solundaki partilerin erimesi sonucu, koalisyon pazarlıkları haftalarca sürmüştü. Sonunda Başbakan Merkel, parti liderliğini bıraktı. Britanya’nın, Avrupa Birliği’nden ayrılmasında ekonomik koşulların da etkisi büyüktü. İktidardaki Muhafazakâr Parti, ülkeyi yönetmekte zorlanıyor. Örnekler çoğaltılabilir…
Gerek azgelişmiş - gelişmekte olan ülkelerde, gerek gelişmiş ülkelerde iktisadi sorunlar, toplumsal öfke ve siyasal istikrarsızlık, yaşanan bunalımın dönemsel değil, yapısal olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bundan da en fazla yoksullar, emekçiler, ezilenler etkileniyor. Soğuk Savaş sonrasında, emperyalizmin yeni adı olan küreselleşmenin de etkisiyle, hem ülkeler arasında, hem ülkelerin içinde varsıl - yoksul uçurumu daha da derinleşti. Batı’nın gelişmiş ülkelerinde sokakta yatanların sayısı arttı. Sendikalar güç kaybetti. Çalışanların kazanımları, emekçilerin hakları budandı. Sol partiler, sağın fazlasıyla etkisinde kaldı, erimeye başladı. Belli bir gelir düzeyine ulaşan, ezilen dünyadaki sömürüden payını almaya alışan, o nedenle sesini kısan, ülkesinin emperyalist politikalarını, dev ölçekli tekellerini destekleyen Batı’daki işçi sınıfı da, hızla yoksullaşmaya, işini kaybetmeye başladı.

‘Emeğin Avrupası’ nerede?
Avrupa’nın sosyal demokrat partilerinden hazır reçete bekleyen ülkemizdeki sol partilerin, sendikaların hali de Batı’daki örneklerden farksız. Kendi tarihimize, deneyimimize, birikimimize, geleneğimize; kendi toplumsal, siyasal, kültürel, iktisadi koşullarımıza; kendi sorunlarımıza, hedeflerimize, önceliklerimize uygun ve de özgün politikalar üretememenin sıkıntısını yaşıyorlar. Sınıf dayanışması, toplumsal muhalefet, örgütlü siyaset, sendikal mücadele için çabalamak yerine, kerameti kendinden menkul bir sivil toplumculuk ve AB severliğin iflas ettiğini göremiyorlar. Aralarından şanslı birkaç sendika başkanı, ana muhalefet partisinden milletvekili olmayı başarsa da, hem sendikalı işçi sayısı azalıyor, hem örgütlü sınıfsal mücadeleye ilişkin umut.
Israrla vurgulamak gerek: Batılı, Hıristiyan, beyaz ve zengin adam için; demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, özgürlük gibi kavramlar, kendisi içindir. Asyalı, Afrikalı, Müslüman, güneyli, kara derili, çekik gözlü, yoksul halklar için değil. Güçlünün güçsüzü, beyazın siyahı, Hıristiyanın Müslümanı, Avrupalının Afrikalıyı ezmesini doğal sayar. O nedenle Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterand, “Oğlunuz Jean-Christophe, Afrika’ya yasadışı yollardan silah komisyonculuğu yapıyor” diyen Fransız istihbaratçıya şu yanıtı vermiştir: “Söz konusu Afrika olduğunda insan hakları kavramının pek anlamı yoktur”. Fransa’nın Cezayir’i işgal ettiği yıllarda içişleri bakanlığı yapan, sonradan cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Sosyalist Partili Mitterand’ın yanıtı, emperyalist siyasetin örneğidir. Batı’da yaygın, güçlü ve örgütlüdür.
Kıssadan Hisse: Eşitsizliğe, sömürüye, emperyalizme, yalnız ve ancak, örgütlü, uzun soluklu, toplumcu mücadeleyle karşı çıkılabilir.