Deniz Yıldırım

Öncelikli sorunlar değişirken

15 Aralık 2018 Cumartesi

Memnuniyetsizliğin Türkiye ayağına bakalım bugün. Yerel seçim öncesi önemli değişimler var. Türkiye’deki gayri memnunluk, nitelik değiştiriyor.
Uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS “Dünyayı Neler Endişelendiriyor?” başlığı altında 28 ülkede düzenli bir anket yapıyor. Son raporu eylülde yayımladılar. Buna göre ülkesinde işlerin kötüye gittiğini düşünenlerin dünyadaki ortalama oranı yüzde 60. Türkiye’de bu oran yüzde 66. Ortalamanın üstünde. Her ülkede ankete katılanlara “ülkenizde en önemli üç sorun nedir” sorusu soruluyor. Buna göre dünyada en temel beş sorun sırasıyla “yolsuzluk, işsizlik, yoksulluk, suç/şiddet ve sağlık”. Fark edileceği gibi ağırlık ekonomide. Gayri memnunluk krizlerle birlikte ekonomik karakter kazanıyor.
Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’deki memnuniyetsizliğin niteliği uzun süredir dünyadan ayrışmaktaydı. En temel fark, bizde halkın sorunlar sıralamasında ekonomiden çok güvenliği öncelikli görmesiydi. İktidardaki AKP-MHP koalisyonu da bu ihtiyacı sıcak tutmak, öne çıkarmak için özel strateji izledi. Özellikle de 7 Haziran seçimlerinden sonra. Nitekim bizdeki son iki sandığın sonuçlarıyla IPSOS’un ilgili dönemlerdeki araştırmalarını karşılaştırdığımızda, AKPMHP koalisyonunun en az yüzde 50’lik seçmen kitlesini güvenlik vaadiyle etrafında nasıl kemikleştirdiğini anlayabiliyoruz.
Önce, 16 Nisan 2017 referandumu öncesindeki araştırmasına bakalım. Buna göre Türkiye’de o tarihte halkın “en önemli sorun” gördüğü 5 konu sırasıyla şöyle: Terör (yüzde 64); işsizlik (yüzde 40); yolsuzluk ( yüzde 28); suç-şiddet (yüzde 27) ve eğitim (yüzde 25). Dünyada “en büyük sorun terör” diyenlerin başı çektiği ülke Türkiye o dönemde; buna suç-şiddeti de eklediğimizde, 16 Nisan referandumuna giderken halkın çoğunluğunun güvenlik endişesini merkeze aldığı açıklıkla görülüyor.
Gelelim 24 Haziran 2018 seçimlerine. IPSOS Haziran araştırmasına göre, Türkiye seçime giderken halkın yüzde 61’i ülkenin iyiye gitmediğini düşünüyordu. Ya sorunlar sıralaması? Yine terör birinci sıradaydı (yüzde 47), bunu suçşiddet (yüzde 40), eğitim (yüzde 31), işsizlik (yüzde 29) ve enflasyon (yüzde 28) izliyordu. Görüldüğü üzere, ilk iki sırada ekonomiden çok güvenlik endişeleri vardı.
Sonuç mu? AKP-MHP koalisyonu, gayri memnunların bir bölümünü de etrafında tutarak iki sandıktan da istediği sonuçla ayrıldı. Çünkü öncelikli sorunları hem sürekli “güvenlik-beka” konularıyla kendisi belirledi hem de “biz çözeriz, onlar çözemez” mesajı üstünden siyasi zemini kurdu. Muhalefetse ekonomi konuştu ama güvenlik merkezli konularda kendi siyasi mesajını yaratamadı.
Gelelim yerel seçime giderken yeni duruma. IPSOS Eylül raporuna göre Türkiye’de halkın yüzde 66’sı “ülkemde işler iyiye gitmiyor” diyor. 5 puan artış var. Ve asıl önemlisi, “iyiye gitmeyen işler” sıralamasında güvenlik bağlantılı sorunların yerini ekonomi almış durumda. İlk sırada artık enflasyon/hayat pahalılığı var (yüzde 42); terör bu kez ikinci sırada, oranı yüzde 32’ye gerilemiş. Eğitim yüzde 31 ile yine üçüncü; işsizlik yüzde 28 ile dördüncü ve yoksulluk da yüzde 27 ile işsizliği izliyor.
Asıl yenilik “suç/şiddet”in ilk 5’ten düşmesinde; en önemli sorunu terör görenlerin yarı yarıya gerilemesinde ve birinciliğin ilk kez ekonomiyle bağlantılı bir konuya geçmesinde. Yani güvenlik merkezli kaygıların yerini ekonomi almış durumda. Dünyayla Türkiye’deki gayri memnunları birleştiren bir eğilim uç veriyor uzun süre sonra. Yine dünyadaki eğilime paralel, 10 puanlık artışla göçmenler konusu da ilk 5’i zorluyor. Oranı yüzde 23. Yani ekonomik kötüleşmeyle göçmenleri buna sebep görme eğilimi eşzamanlı yükseliyor. Bu açıdan Türkiye’nin gayri memnunlarının sol ve sağ popülist siyasetlere giderek daha açık hale geldiğini belirtmek mümkün.
AKP-MHP açısından zor tablo. Çünkü bu kez istedikleri gündem yok. Ya gerçekten ekonomik sorunları çözecekler; ya da kendilerine hep kazandıran güvenlik gündemini yeniden halkın temel sorun olarak görmesi için uğraşacaklar. Güvenliği ancak kendilerinin sağlayabileceğini, karşıdaki “zillet, ihanet” ittifakının işleri daha da kötüleştireceğini söyleyerek, gerçek gündemleri örterek... Elbette ikincisi; ekonomiyi çözmeleri zor. Erdoğan’ın bir anda Fırat’ın doğusuna operasyon açıklaması yapması (terör algısı), Bahçeli ve iktidar medyasının sanki bir tehdit varmış gibi Gezi, Sarı Yelekliler üstünden teyakkuz ve kutuplaşma iklimi yaratmaya çalışması (suç/şiddet algısı) bu tablodan bağımsız mı? Önerilerle sürdüreceğim.