Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Sahnelerden taşan direniş, salgın korku ve itiraf!

23 Aralık 2018 Pazar

1-“Merhaba”yı izledik. Genco Erkal seksen yaşında, altmış yıldır sahnede. Yirmi altı senedir tanıyorum Genco ağabeyi, izliyorum. “Dostlar Tiyatrosu” başlı başına bir öykü. İşçi, öğrenci hareketinin doruğa çıktığı dönemin tiyatrodaki özgün, güçlü karşılığı! Elbette önce 12 Mart, ardından 12 Eylül ağır darbe vurmuş Dostlar’a.
Tiyatroya başladığım yıllarda, Baro Han’ı hala kullanıyordu Dostlar Tiyatrosu. Kuliste düşlere daldığım günleri anımsadım. Küçük, unutulmuş, yalnızlaşmış salonda, eskimiş dekorlar içinden neler çıkardı. O salonda “Durdurulmuş Zamanın Fotoğraf”ını, “Renkler ve Günce”yi sahnelemiştik. Kendi ellerimizle asardık afişlerimizi.
“Merhaba” Kenter Tiyatrosu’nda sahneleniyor, kapıdan girerken kederlendim doğrusu. O sahnede Yıldız Kenter’i, Şükran Güngör’ü, Müşfik Kenter’i izlerdim. Canlı, diri tiyatro yaşantısı vardı İstanbul’un. Salonlarla anılırdı, belli ekolleri temsil ederdi tiyatrolar. Şimdi herkes göçebe, ara ki bulasın ayrıca salon! Kenterler’in artık perde açmaması öylesine acıdır ki, düşünüyorum da, anılarımız silinirken, bir yandan da kültür dünyamız günbegün ağır yara alıyor. Keşke yeniden can bulsa salon...

2-TEDxMEF konuşmacı olarak çağırdı. Doğrusu bunca yaygın oluşumdan haberim olmamasına şaşırdım. Gençlerin çabasına katkı vermek istedim. Meğer bu iş için günlerce hazırlık, prova yapılıyormuş. Çeşitli konuşmacılar, kısa sürelerle ardı ardına sahne alıyor. Gelenler farklı alanlardan kimseleri dinliyor. Kayıt altına alınan konuşmalar, ardından sosyal medyadan yayılıyor. Bu da çağın uygulaması. Kendimi yabancı hissettiğim ortamda, on üç dakika konuştum. Adını “Merhaba Değerlidir” koydum konuşmamın. Çok kez söyledim, halkına, kendine ihanet edenlerle selamı kesmekte yarar var.
Katılımcıların büyük kısmı genç, sevindirici gibi duruyor. Takip ettikleri kimselere bakınca içim burkuldu. Sahneden söz ettiğim kimi şairleri, yazarları ilk kez duydu bazısı. Hazin bu, hem de çok.

3-Genco Ağabeyle oyun ardından söyleşmek için Kenterler’de buluştuk. Üç saatten fazla memleketi, tiyatroyu, yaratmayı, aydınlanmayı konuştuk. “Arena Tiyatrosu”nda başlayan siyasal tiyatro sürecini anlattı. Unutulan Mehmet Akan’ı andık mesela. İzleyicinin sadece “Bizimkiler”in Sabri’si olarak bilmesi ne acı onu. Yıllar önce evinde tanımıştım Akan’ı. Koreograf, oyuncu, yazar, kültür adamı. Ha keza Arif Erkin için de durum aynı. Besteci, tepeden tırnağa tiyatro insanı, ama yalnızca dizilerden anımsanıyor. Gerçi o da suya yazmak gibi, anımsanıyor mu sahiden bu insanlar?
Genco Ağabey tanıdığım en tiyatro sevdalısı insan. “Merhaba”yı yaparken kendi yazarlarını ardı ardına, o bildiğimiz, sevdiğimiz kurgusuyla, oyunculuk biçimiyle sunuyor. Söyleşimize Nâzım Hikmet, Can Yücel, Brecht, Sheakspeare, Aziz Nesin eşlik etti. İzleyicinin ilgisi büyük, toplum kutuplaştıkça, siyasallaştıkça, bu tür toplanmalar eylem anlamı da taşıyor.
Vedalaşırken provadan çıkan Ayşe Lebriz’le karşılaştık, yeni oyun geliyor. Her yanıma tiyatro kokusu sindi, mutlu hissettim kendimi.

4-Londra yolculuğu talihsiz başladı. İki buçuk saat gecikme göründü, araştırdım. Meğer ineceğimiz havaalanında, bir gece önceden beri alarm varmış. Gatwick semalarında “Drone” adı verilen insansız cihazlar saptanmış. Noel öncesi, kaynağı belirsiz kameralar akla hemen terör saldırısı olasılığını getirmiş, artık dünya böyle, her an ölümle burun burunayız. Neden sonra koyulduk yola, lakin iniş izni alamadı uçağımız Heathrow’a yöneldik, alanda keşmekeş, insanlar çaresiz biçimde dağıldı.
Şoförümüzü diğer gelişlerimden tanıyorum, yerel gazeteciliği de var. İki gündür havaalanı üstünden görüntünün kim tarafından alındığı tartışılıyormuş.
İşçi Partisi lideri Corbyn ağır eleştiri altında. İddiaya göre mecliste “Stupid Woman” demiş Başbakan Theresa May için. Feministler bu küfrü cinsiyetçi buluyor ve “erkek sosyalist olsa da erkekliğinden vazgeçmedi” diyorlar. Corbyn’nin savunması ilginç “Woman demedim People dedim”!
İngiltere’de derin iktisadi kriz olduğu gözleniyor, özellikle evsiz insanlar sokaklarda iyice görünür Noel öncesi. Bir yandan da AB ile vedalaşma tartışması sürüyor. Ağır faturayı kim ödeyecek tartışılıyor.

5-Ülkeden birkaç saat uzak kalıyorsun, uçakta internete bağlanmadığın için biraz kafa dinleyeyim diyorsun, olmuyor. Ahmet Telli saldırıya uğramış, üstelik de edebiyat konuşmak için gittiği üniversitede. Siyasal çıkar için ülkücülerle, İslamcılarla kol kola girmenin ne denli yanlış, riskli olduğu kanıtlandı. Şaire neden saldırır gençler? Eminim tek satırını okumamışlardır, tek cümlesini dinlememişlerdir. Aydın, sanatçı düşmanlığı kışkırtılıyor. Cehaletin iktidarı kalıcı olsun diye uygun yöntem elbette.
“Nereden Nereye” gösterisi için Çanakkale ve Edirne’den salon istendi, korkudan ne üniversite, ne özel kuruluşlar, ne de sivil toplum örgütleri cesaret edebildi salonları açmaya. Bir haber de Levent Üzümcü’den geldi, Antep’te oyunu iptal olmuş. Baskı düzeni toplumu esir almış durumda, yalnız ilginç olan bu durum yaratıyı besliyor!

6-Londra’da kimse gizlenmiyor, herkes neyse, kimse, o! Belki bu kenti sevmemin asıl nedeni bu. İnsanların güç koşullarda yaşadığını biliyorum elbet, gezgin olarak gelmek ve burada yaşamak farklı. Caddelerde kaybolmak, yılbaşı ışıkları altında salınarak yürümek keyifli! Dünyada kim varsa, hemen yanı başında görüyorsun. Kurallar işliyor, bunu herkes biliyor. Elbette kapitalizmin kuralları bunlar.
Tate Modern’i gezdik. Bir kez daha anladım ki sanatın kimi ürünlerini anlamakta güçlük çekiyorum. Doğrusu bunu kibarlık olsun diye söylüyorum, kimi yapıt dedikleri işlerin, neden sergilendiğini anlamak mümkün değil! Modern sanat öteden beri siyasal, ona diyeceğim yok, ancak estetik ölçüt konusu hayli tartışılır. Bu arada Marcel Duchamp’ın “pisuvar”ıyla da tanıştık.

7-“Tarihe Geçen Savunmalar” adlı derleme kitabı bitirdim. Büyük saygı duyduğum Aziz Nesin, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş’le yan yana konan Adnan Menderes, Hasan Polatkan’ı yadırgadım doğrusu. Polatkan’ın yaptığı savunma değil itiraf;
“... Dikta rejimi ezici, yok edicidir, müsamahasızdır, sabırsızdır. İnsanlar onu bazen kendi peşlerinde gölge, bazen de karşılarında yumruk ve namlu olarak görürler.
O rejimde insanlar, kendi evlerinin içinde konuşmaya korkarlar, kendi aile fertlerine bile itimat etmezler, inkârlar birbirini kovalar, kimse o jurnallerin ve ihbarların hakikat derecesi ile alakalı değildir. İhbar olunan alınıp, götürülür. Maddi ve manevi tazyikler altında yapılan soruşturmalar, insanları hayattan bıktırır.
İhanetler insanlığı öldürür. Eski dostlar, kendilerine yıllar yılı iyilik edilen insanlar, ellerinden tutulup yükseltilenler o rejim içinde, eski dostlarının karşısında birer cellat kesilirler ve itham edici şahit rolünde karşılarına dikilirler.
Dikta rejiminde ve diktatör karşısında yaşayabilmek için ya o rejimin lehine konuşulur ve yazılır yahut ağızlar susar, kalem elden bırakılır.”

Tümü Enver Aysever - Son yazıları

Kutsallar üzerinden kutuplaşma 20 Mart 2019 Çar
Bu ülkede size yer var mı? 14 Mart 2019 Per
Tek millet tek devlet tek manşet! 13 Mart 2019 Çar

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Levent Üzümcü, Aziz Nesin