Deniz Yıldırım

Türkiye’ye İzmir modeli

16 Şubat 2019 Cumartesi

Bütün iktidar saraya devredildiğinden beri işsizlik hızla artıyor; pahalılık can yakıyor; üretim daralıyor. Kendisinden olmayanı düşmanlaştıran iktidar dili de iyice yerleşti. Türkiye bir çaresizlik sarmalında. Oysa ülkemizin ekonomik ve siyasi bir kurtuluş reçetesine, birleştirici ve halkçı bir modele ihtiyacı var. İzmir tüm sorunlarına ve yıllardır dışlanmasına rağmen, ülkenin kötü yönetilmesine karşı model haline getirilmeye en uygun şehir. Ancak gözlemlerim, muhalefet stratejisinin bunun üzerine kurulmadığı yönünde.
Muhalefetin adayı Tunç Soyer, pozitif ve çalışkan bir isim. Türkiye siyasetine hükmeden kavgacı dilin yerine güleryüzlü bir alternatif koymaya çalışıyor. Bu önemli. Ancak fazlası gerek. Nasıl mı?
Bir kere ülke böyle ağır bir ekonomik krizden geçerken İzmir’e cinsiyet atfeden, bir kimlik etrafında İzmir güzellemelerine sıkışan kampanya stratejisinden kurtulmak gerek acilen. Somut çözümlere odaklanmak zorunlu.
İzmir, tek kimliğe indirilmesi mümkün olmayan bir Türkiye modeli. Asıl görünür kılınması gereken bu. Türk ve Kürt, Alevi ve Sünni, CHP’li bir belediye şemsiyesi altında birlikte yaşıyor. Bilinenin aksine, bugün İzmir’e en çok göç veren Ege dışındaki üç şehir sırasıyla Mardin, Erzurum ve Konya. Bu şehirlerin nüfusuna kayıtlı olup da İzmir’de yaşayanların sayısı yarım milyona yakın. Bu üç şehir aynı zamanda üç farklı siyasal mahalleyi temsil ediyor. Ve dahası, 4 buçuk milyonluk İzmir’de İzmir nüfusuna kayıtlı kişi sayısı sadece 1 milyon 700 bin. Yani azınlıkta. Anadolu bu şehre akıyor yıllardır. İktidarın “İzmir Türkiye sosyolojisinden farklı, o yüzden muhalif” efsanesini de bitirelim böylece. İktidar, kazanamadığı yere bahane arıyor. İzmir’deki bu mozaik doku, referandumda rejim değişikliğine yüzde 69’la Hayır dedi çünkü. İktidarın kutuplaştıran stratejisine karşı Türkiye’nin birlikte yaşam modelini İzmir üstünden anlatmak mümkün. “Beka sorunu mu var? İzmir modeline bakın” dedirtmek de. Mesela hayat pahalılığı canımızı yakıyor. İlk kez İzmir’de 70’lerde uygulanan ve bugün iktidarın sarılmak zorunda kaldığı “tanzim satış” modeli ne güne duruyor? CHP’li efsane başkan İhsan Alyanak’ın bu mağazaları İzmir geneline nasıl yaydığı, stokçuluk ve karaborsa ile halk lehine nasıl mücadele ettiği, üreticiyle tüketicinin dayanışmasını nasıl güçlendirdiği bizzat İzmir deneyimiyle, halkı kuyruklara mahkûm etmeden yeniden canlandırılarak aktarılabilir. Kriz daha da derinleşecek. Öyleyse her yerde “pahalılığa karşı İzmir modeli” demek zor mu?
Tanzim satış için üretimi canlandırmak, köylüyü kalkındırmak gerek. İzmir bunu da yaptı. Birçok açıdan eleştirilse de, Aziz Kocaoğlu döneminde Bayındır’da, Urla’da çiçek, Tire’de süt kooperatifi desteklenmiş, ihracatın önü açılmış; belediyeyle kırsal kooperatifler işbirliğinde köylü kalkınırken, şehirli de sağlıklı ve ucuz ürünlere kavuşabilmiş. 9 yıldır büyükşehir eliyle çocuklara düzenli olarak süt dağıtılıyor. Prof. Dr. Yaşar Uysal’ın bir çalışmasına göre İzmir’de tarım son 14 yılda yüzde 7.5 oranında büyümüş. Türkiye’de tarım bitirilirken İzmir’de tarım canlanmış. Tire Süt Kooperatifi ile belediye işbirliği sayesinde hayvancılık ayağa kalkmış. Ekonomide tekelleşme mi var, işte kooperatifleşme alternatifi. Buyrunuz kırla kentin, üreticiyle tüketicinin çıkarlarının birlikte korunması modeline. Halk somuta, yapılmışa bakar. “Bir şehirde bunları yapıyorlarsa, ülke genelindeki kaynaklarla çok daha iyisini yapabilirler” dedirtmeden siyaset olur mu? Niye görünür kılınmaz?
Mesela bugün dışarıdan tohum alıyoruz. “Yerli ve milliyiz” diyen bir iktidar döneminde çıkarıldı bu Tohum Yasası. Tekellerin, “dış güçler”in isteğiydi. Peki, tekellere, tohum bağımlılığına meydan okuyarak Türkiye’de ilk yerli tohum şenliğini, tohum takası kampanyasını Seferihisar’dan kim başlattı? Bildiniz, muhalefetin İzmir adayı Tunç Soyer. Öyleyse iktidarın ve Soyer’e milliyetçilik üstünden yüklenen ortağının “yerlilik-millilik” masalını geçim için yapılanlarla sarsmak, ellerindeki kozu halkın en çok konuştuğu konu olan ekonomi aracılığıyla almak mümkün. “Yerli ve milli ekonomi mi? İzmir modeline bakın” demek zor mu?
Bu şehrin geçmişinde tanzim satış var; kooperatifçilik var; yerli ve milli tohum politikası var. Evet, eksikleri çok, ama geliştirilecek zemin burası. Halkçı belediyecilik bildiriyle niye anlatılır ki? Muhalefet güçlerinin bir modeli, izledikleri bir ana strateji yok bugün. İzmir kazanılır; ama bu saydıklarım genel siyasi strateji içinde model olarak sunulursa gündem değişir, Türkiye de kazanılır. Yapılmıyorsa, suçlusu seçmen mi?