Köşe Yazısı

A+ A-

O Tezkereyi Alıp Ne Yapacaksın ki?

Paylaş
instela'da paylaş
02 Ekim 2014 Perşembe

Hükümetin yasamadan geniş yetkiler istediği tezkere bugün TBMM’de de görüşülüyor.
Daha önce iki olması düşünülen tezkereler, Irak ve Suriye’deki tehdit algılarının birbirlerinden farklı olmamaları nedeniyle bire indirilmiş bulunuyor.
Tezkerede istenen yetkiler verilirse, TSK sınır ötesi harekât için yabancı ülkelere birlik gönderilebilecek, yabancı silahlı kuvvetler de Türkiye’de bulunabilecek.
IŞİD’in de, PKK’nin de terör örgütü olarak nitelendiği tezkereye HDP karşı olduğunu beyan etmiş durumda.
CHP ise kırmızı çizgilerine uyulması halinde destek vereceğini söylüyor.
CHP’nin kırmızı çizgileri içinde ise çokuluslu güçlerle koalisyon halinde bile olsa bir kara harekâtı içinde yer alınması da bulunmaktadır.
Burada asıl yanıtlanması gereken soru Erdoğan iktidarının tezkereyi alıp da ne yapacağıdır.
Gerçekten de hükümetin tezkeredeki yetkileri almasının bir anlam ifade etmesi ancak açık, net bir politikası olması halinde anlam ifade edecektir.
Oysa görünen o ki, böyle bir durum söz konusu değildir.
Tezkerenin içindeki kimi ifadeler, gerçekten iktidarın ne yapacağı konusunda kafasının net olmadığını gösteriyor.

***

Tezkerede, “Irak’ın kuzeyinde ‘silahlı PKK terör unsurları’ varlıklarını sürdürmektedir” denmektedir.
Bu ifadeden yola çıkarak sınır ötesine asker gönderme yetkisinin hedeflerinden birinin de sınır ötesindeki PKK olduğunu mu çıkaracağız?
Hükümet PKK’nin silahlı terör örgütü olmayı sürdürdüğü düşüncesinde midir?
Eğer öyle ise terör ile müzakere değil, mücadele edilmesi gerektiğine göre, çözüm süreci bitmiş midir?
Bir an için tezkereyi yukarıdaki gibi okumak gerektiğini düşünsek o zaman da iktidara yönelik şöyle bir soru çıkıyor ortaya:
-Sana daha önce PKK’ye karşı sınır ötesi harekât yetkisi verilmişti. Peki,T sen onu ne yaptın?
İktidarın bu soruya verilecek yanıtı yoktur.
Çünkü o yetki bir kez, o da yarım yamalak kullanılmış, sonuçta akim kalmış, ama sonra iktidar sınır ötesi harekâttan özenle kaçınmıştır.
Bırakınız sınır ötesi harekâtı bir yana, TSK’nin kışlalarından bayrakların indirilmesi, PKK’nin Kürt bölgelerinde yol kesip kimlik kontrolü yapması, polis müdürlerinin PKK’nin uzantıları tarafından tokatlanması, Mehmetçiğin barış sürecinin tarafı olarak gösterilen milletvekilleri tarafından taşlanması karşısında sessiz ve seyirci kalınması, iktidar tarafından TSK’ye emredilmiştir.
Bu durumda tezkeredeki yetkiler verilse ne olur verilmese ne olur?

***

Denebilir ki, “Kürt sorununun çözümü silahta değil, siyasettedir. Ancak bu şekilde Türkler ve Kürtlerin kardeşçe, yarı birlikte yarı da yan yana yaşamaları mümkün olabilir.”
Hemen belirteyim ki, ilke olarak barışçı çözümün tek yol, daha doğrusu en iyi yol olduğunu düşünüyorum.
Ama onun için de iktidarın bir politikası olması gerekir.
12 yıldır işbaşında olan Tayyip Erdoğan iktidarı daha Kürt sorununun ne olduğunu tanımlamış bile değildir.
Tanımlama deyip geçmeyin! Bir sorunun çözümünün ipuçları tanımında yatar.
Eğer Kürt sorununun salt etnik bazlı bir sorun olduğunu düşünürseniz çözüm başkadır, demokrasi sorunu olduğunu düşünürseniz başka.
Çözüm süreci ise ne olduğu belli olmayan muğlak bir söylemden başka bir şey olmayıp, bunca yıldır sağladığı da kaotik bir çatışmama halinin ötesine geçmiş değil.
Ama bu arada Kürt sorunu dediğimiz aynı zamanda da Türk sorunu olan sorun konusunda herhangi bir çözüm üretilmiş, bir ipucu verilmiş değil.
Erdoğan, iktidarının kafa yapısı ve dünya görüşü bu konuda bir çözüm üretemez.
Bu işin Kürt sorunu yanı, IŞİD yönüne de yarın dokunacağım.
Şimdiden söyleyeceğim ise şu:
-Sen o tezkeredeki yetkileri alıp da ne yapacaksın ki?