Adnan Binyazar

Mustafa Ayaz

08 Mart 2019 Cuma

Sözü dolaştırmadan başlıyor konuşmaya: “Ben Mustafa. Atatürk ilke ve devrimleri sayesinde ‘Mustafa Ayaz’ oldum.
Çok, çok çalıştım. Eserlerimden kazandıklarımla, her metrekaresine büyük emek verdiğim Mustafa Ayaz Müzesi’ni, insanlığın hizmetine sundum.”
Aydın sorumluluğunun özünde yatan bilinci dile getiren Mustafa Ayaz’la Çorum İlköğretmen Okulu’nda birlikte çalıştık. Göreve başladığının daha ilk gününde usta bir işçi gibi kollarını sıvadı, atıklarla çöplüğe dönen bir salonu resim atölyesine dönüştürdü.
Aydınlığın ışığı okula onunla yayılmış, sanki sanatın bal küpü arıları salona doluşmuştu.
Devlet insan yaratamaz; ama her toplumda sağlam devletin temelini atan yaratıcı zekâlar yetişmiştir. Mustafa Ayaz’ın, “Eserlerimden kazandıklarımla, her metrekaresine büyük emek verdiğim Mustafa Ayaz Müzesi’ni, insanlığın hizmetine sundum” dediği budur. Leonardo da Vinci’de olduğu gibi, ruhunda yaratıcı güçler taşıyan erdemli sanatçılar büyük eserler armağan etmiştir içinde yetiştiği toplumlarına.

Devlet mi güçlü, insan mı?
Adı müze ama eylemi, görüp geçilen değil, her metrekaresinde bir yeteneği ortaya çıkaran sanatsal bir yaratı yuvası. 1720m² bir alan üzerine oturtulan müze, 7 kattan oluşuyor. Müzenin 5 bin m² kullanım alanında galeriler, resim atölyeleri, kütüphane, hediyelik eşya bölümü, kafe bulunmaktadır. 1., 2., 3. katlarında ressamın “Mustafa Ayaz Vakfı”na bağışladığı, 1968-2008 yılları arasında yaptığı yağlıboya, suluboya, pastel, karakalem resimleri sergileniyor.
Türkiye baştan başa gezilsin, gözden geçirilsin; çağdaş plastik sanatların gelişmesi yolunda, yerli ve yabancı sanatçılara yönelik periyodik sergilerin açıldığı, sanatsal etkinliklerin yapıldığı, çocuklara, yetişkinlere yönelik, resim, heykel, seramik kursları açılan bir yere rastlanabilir mi?
İstendiğinde üç beş ay içinde yeniden yapılandırılıp eyleme geçirilebilecek Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkıntısı, yıllardır umudunu ona bağlayanlara gözyaşı döktürüyor...

Sanatçı Ayaz
Mustafa Ayaz yalnızca kamuya açık böyle bir kuruluşun yaratıcısı değil, toplumundan aldığını, olağanüstü çalışma bilinciyle, insanının gözleri önüne seren bir sanatçıdır da.
Sanatının genel sınırlarını şöyle çiziyor:
Resimlerimde yer alan nesne ve geometrik biçimlerin birlikte bir tuvalde yer alması çok farklı bir anlatım dili ortaya koyuyor. Bu noktaya nasıl geldiğimi ben de bilemiyorum. Gördüklerimi, sevdiklerimi, düşlediklerimi, ilişkisiz nesneleri, geçmişte çizip boyadığım her şeyi hep bir arada, bir yüzeyde birlikte gösterme doyumsuzluğu bana ait bir düzenleme ve çok farklı bir sentez. Bu noktaya beynimi zorlayarak ya da rüya görerek gelmedim. Başkalarına hiç özenmedim. Hep kendimi aradım, sevdiklerimi çizip boyadım. İlerleyen süreçte tuvalde ya da yüzeylerde çok farklı, çok ilişkisiz çizgi ve biçimlerin birlikte yer aldığını gördüm.

Ayaz yorumu
Biz susalım, onun sanatı üzerine kitaplar yazan Zafer Gençaydın’a bırakalım sözü:
Günlük yaşamında, “İnsanlardan bu denli uzak durmasına karşın sanatını topluma bu denli sevdiren sanatçı çok az bulunur sanırım. Ancak onda, toplumundan kopuk moda akımların peşinde koşan, ya da ‘bohem’ sanatçı tipini de göremezsiniz. Söylenenlere hiç aldırış etmeyen, kökü toprakta çağdaş bir halk ozanı gibi, o da toplumunun uzantısı olarak duyumsadıklarını resim sanatının diliyle yansıtan görselliğin ozanıdır.”
Mustafa Ayaz örnek alındığında, “Devlet mi yapar, insan mı” sorusu güncel bir anlam kazanıyor...