Köşe Yazısı

A+ A-

Kobani’den Türkiye’ye...

9 Ekim 2014 Perşembe

Gecenin son metro seferleri günün balık istifini aratmayacak sıkışıklıkta... Bayramın son günü İstanbul’a dönüşlerin yarattığı karayolu trafik felcinin uzantısı değil... Sultanhamet’teki bir düğünden dağılmaya çalışanlar saatleri bulan sürelerle Eminönü’nde boşuna otobüs bekledikten sonra aynı yoldan metroya sığınanlar, düğünden son dağılan akrabalarıyla yine Sultanahmet istasyonununda buluştular... Metronun son durağında inip orada bekleyecek akraba gençlerin araçları ile evlerine dağıtılacaklar... Saatlerce bekleşme, ayaklarına kara sular inmiş olması, evlerine sabaha doğru varacakları, sabah nasıl işe gidebilecekleri çok da öncelikli yakınmaları değil...
Televizyon ekranlarından tanıdık gelen bir gazeteci yakalamış olmanın dürtüsü ile soluksuz sorular yöneltiyorlar... Doğaldır ki sosyal medyanın hız gücü, panik yaratma, olayların boyutlarına ilişkin kaygı yaratma aracı da oluyor... Bölgelerden çok sadece İstanbul’a ilişkin olaylar, yakıp yıkma, çatışma bilgileri öylesine boyutlu ki.. İstanbullu ne kadar alışkın olursa olsun derin kaygı, paniğe kapılmış... Kendi bakış açısına göre alışkın olduğu tepkilerini dahi dillendirmekten korkar olmuş. Tıkış tıkış metronun yolcuları kuru bilgileri aktarıp yorum yapmama, tarafları suçlamama konusunda her zamankinden duyarlı gibi... Örgüt, siyasi taraf adı vermeden “Bağcılar’da otobüsleri yakmışlar, bankaları, dükkânları taşlamışlar, polisle çatışmada çok yaralı var... Türkiye’nin her yerinde toplam ölü sayısı onlarca”... Düz cümlelerle olanlar duymayanlara aktarılıyor... Bana yöneltilen soru bombardımanında ise ağırlık elbette hükümetin, PKK’nin, IŞİD’in, ABD’nin bundan sonra ne yapacakları kehanetine ilişkin...
Hızlı gelişmeler, kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmemesi, bilgi kirliliği kaosunda galiba kafaları o kadar çok karıştırmış ya da kaygılar öylesine baskın bir gelecek korkusunu üretmiş ki... Bildik cepheleşmelerle tartışmalardan eser yok... Hükümetin politikalarındaki riskli gelen boyutlar da, Esad hedef alınırsa Türkiye’nin askeri ile savaşa katılacağı hükümet önerisi de Kürt cephesinin Kobani düşer, Türkiye beklenen desteği vermezse barış süreci tarih olur resti de aynı ölçülerde savaş, çatışma kışkırtıcılığı olarak değerlendiriliyor... Mustafa Kemal’in büstlerine, okullara, kamu binalarına, bayrağa saldırılar ortak koro gibi kınanıyor. Çok inceden, çok genel bir ittifak da ABD-AB’nin olup bitenlerden asıl failler olarak sorumlu tutulmaları konusunda. Yakın tarihin gelişmeleri ülkemiz insanını bilinçli ya da bilinçsiz antiemperyalist mi yapıyor ne?

***

Biliyorum günün yakıcı olaylarının sıcağında, gece yarısını geçmiş bir saatte bir metro vagonunun yolcularından Türkiye genellemesi çıkarmak saçmalık... Bağışlayın ama 49 yılının çoğunda sokak eylemleri olarak adlandırılan, sokağın örgütlü örgütsüz dinamikleriyle ortaya çıkan toplumsal tepkilerini, dinamiklerini ölçmeye çalışmış bir gazetecilik alışkanlığı ile öngörülmüş ya da öngörülememiş eylemlerin sonuç yaratma güçlerine inancım güçlü... Askeri darbelerin çok etkin toplumsal dinamikleri değiştirdiklerine en çok inanılan süreçlerde hiç beklenmedik tersine sonuçlara tanıklık... Sermayenin acımasız liberal politikalarının uzun soluklu, planlı uygulamalarının ardından en güçlendiği sanılan süreçlerde, örneğin liberal politikaların zirveye vardıkları bir Özalizm projesinde, sendikalizm dibe vurmuşken bir büyük madenci direnişi ile paylaşım adaletsizliğinin sayısal verilerle nasıl tepetaklak olduğunu yaşamak... öğretici...
Üst üste içten, kendi dinamikleri, kendi siyasal proje uygulamalarındaki zikzaklar, çelişkilerin içinde çuvallamalar, kırılmalarla; Cumhuriyet rejimini, devrimlerin kazanımlarını; laik, demokratik, hukuk devleti düzenini siyasal İslamcı yapıya çevirme projesinde, iktidarlarının büyük yürüyüşünde çok büyük bir kırılmanın kendi icraatları, yapısının gereği olarak gündeme girdiğini söylemek çok mu erken olacak? İğneyle kuyu kazılarak denilebilecek zorlu koşullar, harcanmış emeklerle, ülkemiz içinde olsun iç savaş, ülke parçalanması paranoyasından çıkışta yaşanan sağduyulu buluşma, Kürt sorununun insan hakları, demokrasi, hukuk devleti düzeni sınırları içinde siyasal iradeyle çözülme eğilimindeki yükseliş, genel destek, Kobani travması, duyarlılığı, öfkesi üzerinden bile olsa, bayram günlerinin içinden, eski PKK şiddet eylemlerini aratmayan dozdaki patlamayla bir kalemde dağılacak mı?
Üstüne Kürtlerin içinden damdan düşer gibi fışkıran PKK-Hizbullah eksenli kan davasını nereye oturtacağız? Hepsi kanser hücreleri gibi çarpık yapılaşmadan doğmuş hızla çoğalan, insani akıl ve değerlerin uçup gittiği bir yeni türev, terör örgütü IŞİD’in etkisi ile açıklanabilir mi? Emperyal çıkarlar yoksul Güney dünyasının halklarını ırkçılık ve dincilik temelinde çatıştırarak, ülkeleri parçalayarak, iç savaşlar bataklığında ezerek ayakta kalmayı sürdürebilecek mi? Ders alınmış yeni gerçeklik “Sürdürülebilir..” kavramı üzerinden mi olacak?

Tümü Şükran Soner - Son yazıları

Ayıraç, demokrasi, hak hukuk olmayınca 21 Eylül 2019 Cmt
Umudumuz Çankaya 17 Eylül 2019 Sal
Barış için adımlar yine çok az, çok geç 14 Eylül 2019 Cmt