78'liler.../ 13

06 Ekim 2008 Pazartesi

 

BORA GEZMİŞ: Deniz’lerin idamı gelecek kuşaklara gözdağı amacı da güdüyordu. Bakın biz 3 kişiyi asarız, acımayız. Bu tür hedefler koymayın önünüze demek istediler. Faydası oldu mu; kesinlikle hayır. Tam tersine 12 Eylül öncesi olaylar, 12 Mart’tan çok daha kanlı ve vahim seyretti...

Sonraki kuşaklar da Deniz’lerin hayallerini yerde bırakmadılar, onların ateşini tam ortasından tutup aldılar, ellerinden düşürmediler, ama elleri bedenleriyle birlikte yere düştü. Bora Gezmiş’le sohbetimizin soru-yanıt sıcaklığını çok fazla bozmadan aktaralım:

- 68 ile 78 arasındaki fark, iletişim, neydi sizce?

Birbirinden çok farklıydı. 68’in eline hiç kan bulaşmadı. Ama 12 Eylül öncesi Türkiye’de bambaşka bir ortam oluştu. 16 yaşındaki çocukların eline silah verip kahve taramalar... Sokaklar kan gölüne döndü. Ortam ister istemez iki tarafın birbirini yok etme hırsına kadar gitti. Bunda başka güçlerin de çok payı oldu. Kontrolsüz bir kıyım yaşandı...

- 12 Mart, idamlarla sonuçlanmasa, sonrası bu kadar katı seyretmezdi gibi geliyor bana. Sonraki kuşaklar, demek ki bu mücadeleye girilecekse ucunda ölüm de var diye düşündü... Ne dersiniz?

Etmezdi... Bu değerlendirmenize katılıyorum. Deniz’lerin idamı gelecek kuşaklara gözdağı amacı da güdüyordu. Bakın biz 3 kişiyi asarız, acımayız. Bu tür hedefler koymayın önünüze demek istediler. Faydası oldu mu; kesinlikle hayır. Tam tersine 12 Eylül öncesi olaylar, 12 Mart’tan çok daha kanlı ve vahim seyretti... İleriye dönük gözdağı olduğunu bir bakıma kendileri de itiraf ettiler. Mahkemede ılımlı davransalardı böyle bir karar çıkmazdı dediler. O dönem bizlere bu mesajı iletmişlerdi...

- Nasıl ilettiler, biraz açar mısınız bunu?

Tabii doğrudan gelip, böyle bir pazarlık ortamının içine girmediler. Aracılar kullandılar. Aracılar vasıtasıyla, Deniz’ler eğer işte ordu da el koydu. Biz yaptığımıza pişmanız ya da istediğimiz zaten böyle bir şeydi gibi, özünde pişmanlık ifade eden şeyler söylerlerse durum değişebilir mesajı ilettiler ya da aileden böyle bir şey istediler... Deniz’ler asla böyle bir şey kabul etmediler. Babama sözleri var; “Baba sakın böyle bir şey yapma, reddederim” dedi.


'Gençlerin inanacağı lider yok'

- 1944 doğumlusunuz. Deniz’in ağabeyisiniz. 50’lerden bu yana Türkiye’de olup bitenlere en yakından tanıksınız. Bugünkü gençlerle karşılaşınca onlara neler söylüyorsunuz, geçmişten ilk aklınıza neler geliyor?

Gençlere öncelikle okullarının, eğitimin çok önemli olduğunu söylüyorum. Yöntem olarak silahla hiçbir şeyin hallolmayacağını, ama daha güzel bir Türkiye mücadelesini de hiçbir zaman bırakmamaları gerektiğini anlatıyorum. Ne yapıp edip halkın içinde çoğalmak gerekiyor. 68 kuşağı halkla büyük ölçüde iç içeydi. Sonraki kuşak büyük acılarla karşı karşıya kalınca, durum değişti tabii... Bir de 60-70’lerden sonra gençliğin inanabileceği bir lider kalmadı... Bizim zamanımızda Atatürk’le ilgili her şey tazeydi. Ruhu tüm kuşakların içinde yaşıyordu. Sonra İnönü bir anlamda bunu devam ettirdi... Arkası gelmedi... 60-70 gençliği sözüne inanacağı bir siyasal lider bulamadı. O nedende dışarıdaki liderler ayrıca öne çıktı...

- Partilerin gençlik kolları da gençliğin en azından bir bölümünü kucaklamaya yetmedi mi?


Partiler genel olarak gençliği ihmal ettiler. 50’li yıllarda CHP Gençlik Kolları okul gibiydi. Birçok kişi Ulus’tan yetişti. 27 Mayıs CHP’yi tembelleştirdi bence. Nasıl olsa dedi, bizim dışımızda da birileri geliyor işi yapıyor... Ecevit ortanın soluyla canlılık getirdi, ama CHP kadroları bu söyleme hazır değildi.

- Bugünkü gençliği söylediğiniz anlamda kucaklayabilecek bir gençlik kolu görüyor musunuz?

Hayır... Gençler partilere gidince keyif almıyorlar. Partilerde gençlerin iki görevi var; pankart asmak, broşür dağıtmak...
 

- Siz çocuklarınıza ne öneriyorsunuz?

İki çocuğum var. Oğlum mimar, kızım siyasal eylemlerle ilgili... Şimdi onu bir partiye götürsem, benim hatırım için o gün kalır. Akşam gelir baba benim ne işim var orada der. Pırıl pırıl gençler var, görüyorum. Ama onların heyecanını kanalize edecek ortam yok...


'Deniz'i biz de yazacağız'

- Siz ayrıca Deniz’i yazmak istemez misiniz?


Kardeşimle beraber böyle bir çabamız var. Herkes Deniz’in bir tarafını biliyor. Bir süre sonra bizden güvenlik nedenleriyle ayrıldı, ama yine de her an beraberdik... Şimdi kardeşim bir kamera da aldı. Her şeyi toparlamaya çalışıyoruz. Olabildiğince objektif anlatmak istiyoruz. Herkes bir şeyler söylüyor, kimi bombalar atardı bile diyor. Oysa Deniz’in İş Bankası soygunu, Amerikalıların kaçırılması dışında adli bir olayı yok... Yaşamının temeli mücadele... Tabii ki o da yüzde 100 mükemmel biri değildi. Deniz’i bütün yönleriyle ancak biz anlatabiliriz... Deniz’i devlete isyan etmiş bir kişi olarak göstermeye çalışıyorlar. Halbuki o, devlete değil, kötü yönetime, yanlış yönetime karşı mücadele etti. Bunu ayırmamız lazım... Deniz 61 Anayasası’nın uygulanmasını istiyordu. O anayasa ile devlet idare edilmez diyenler, Deniz’i anayasayı çiğnemekten astılar! Ben o dönemin tümüyle aydınlatılmasından yanayım.

- Babanız Cemil Gezmiş’in de ölümüyle, aile büyüklüğü sizde artık değil mi?

Bizim Gezmiş ailesi, 600 kişilik bir aileyiz...


'Deniz'in iki vasiyeti vardı'

- Aile dediniz de, Deniz Gezmiş son mektubunda kardeşim bilimle ilgilensin diyordu. Vasiyeti yerine getirebildiniz mi? Hamdi Gezmiş şimdi ne yapıyor?


Aslında ilginç bir durumdur o... Deniz, kardeşim bilimle ilgilensin o da hizmetin bir yoludur diyor. Kardeşim de bilim yolunda ilerlemeye eğilimliydi. Biz de teşvik ettik. Doktorasını yaptı... Ama ona üniversiteden, “Seni asistan yapmayız” dediler. Üzülerek bıraktı. İngiltere’ye gönderdik. Bir süre öyle teselli ettik. Şimdi mali müşavirlik yapıyor.

Deniz’in iki vasiyeti vardı; biri Taylan Özgür’ün yanına gömülmek, öteki kardeşinin bilimle ilgilenmesi. İkisini de yerine getiremedik. O mektup bize Karşıyaka Mezarlığı’nda definden sonra ulaştı. Yapacak bir şey yoktu. Bilimle uğraşmak bütün gençlere vasiyetiydi...

- Aileden Deniz’e çekmiş dediğiniz var mı?

Deniz bambaşka biriydi. Çok farklıydı. Düşünün Ankara’nın o mart soğuğunda eksi 10 derecede motosikletle Sıvas yönüne nasıl gidebilirsiniz? Deniz çocukluğunda da siyasetin çok konuşulduğu bir ortamda büyüdü. Yoksulluğu gördü. Mağarada yaşayan insanları gördü. Babamın görevi nedeniyle Anadolu’yu biliyordu. Bir anlamda bütün bunların düzeltilmesi gerektiği duygusuyla büyüdü.

'Aydınlar halktan koptu'

- Aydınları nasıl görüyorsun?

Aydınlar ne yazık ki halktan ve gençlikten koptu. Dar sahada paslaşıyorlar. Parti toplantılarına bakıyorum halk yok, gençlik yok, aydınlar yok.



- Magazinsel bir söylem olarak sormuyorum; bunun elbette kesin bir yanıtı da yoktur, ama kardeşiniz Deniz bugün yaşasaydı nerede olurdu?

Eğer Deniz 30 yaşına kadar muhafaza edilseydi, yine yasaların içinde kalarak mücadelesini en mükemmel şekilde sürdürürdü. Deniz bu yola koyulduğunda 18 yaşındaydı. Yakalandığında 23 yaşındaydı. Dedim ya 30 yaşını görebilseydi, yolunu çok net çizerdi, yine örnek olmaya devam ederdi... Yakalandığında kafasında kaçma düşüncesi yoktu, mücadelesini o koşullarda bile sürdürme düşüncesi vardı. Çok değişik bir kişiydi... Bugün 68’li arkadaşlarımız var. Onlarla da konuşuyorum... Nasıl diyeyim... Kendi aralarındaki çekişmeyi bir türlü kaldıramıyorlar. Ben diyorum ki; gençlerin karşısına çıkınca herkes ayrı telden çalmasın. Bölünme hastalığı hiç geçmedi...



- Deniz’lerin Mustafa Kemal Yürüyüşü de dikkate alındığında, Türkiye’nin tarihiyle barışık olduklarını görüyoruz... Sonraki gençlik hareketleri daha farklı seyretti. Siz nasıl görüyorsunuz?

Bence

Atatürk

sonraki kuşaklara iyi anlatılamadı. Yeni kuşakların bunda kabahati yok. Böyle olunca gençlik kulaktan dolma fikirlerle hareket ediyor. Var ya Uğur Mumcu’nun sözü, bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz... Öyle... Diziler olmasaydı, yine bu kadar gündeme gelmezdi o yıllar.



- Deniz yeni kuşaklara sizce nasıl anlatılıyor, sizin gördüğünüz, yaşadığınız gibi mi?

Farklılıklar var. Bazen Deniz’i elinde silah çatışan bir kişiymiş gibi gösteriyorlar. Ya da Atatürk’le hiç ilgisi yokmuş gibi gösteriyorlar. Tabii herkes kendi penceresinden değişik bir şekilde anlatıyor... Bir de insan Deniz var... Deniz klasik müzik dinlerdi, şiiri çok severdi. Birçok yayını İngilizce okurdu... Ah ne yazık ki onun okuduğu kitapların çoğunu o ünlü İstanbul araması sırasında yaktık...