Köşe Yazısı

A+ A-
Zülal Kalkandelen

Yaşam tarzına müdahalenin dik âlâsı

18 Haziran 2019 Salı

İmamoğlu ile Yıldırım’ın katıldığı TV programının tümünü atlı faytonlara karşı yaptığımız eylemde olduğum için izleyemedim, ama son bölümüne yetiştim. Benim izlediğim bölümde İmamoğlu, belediye tesislerinde alkol olmamasını ve kadın-erkek ayrı havuzları savunuyordu.
Belediyenin sosyal tesislerinde alkol olacakmış. Ya ben Beylikdüzü’nde 9 sosyal tesis açtım, bir tanesinde alkol var mı?” dedi ve sonra tesislerde karma havuz olmayacağının garantisini verdi.
Yine Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’ndaki icraatlarını örnek gösterip “İki tane havuz açtım. Saatleri günleri ayrı” dedi. Niye yaptı bunu?
Belli ki CHP’ye eleştiriler yönelten gerici kesimi haksız çıkarmak, kararsız kalan ve daha önce AKP’ye oy veren seçmeni etkilemek için...

Çelişkili bir geri adım
Programın tamamını henüz izlemediğim için oradaki performanslar üzerinde genel bir yorum yapamam. Ancak gördüğüm kısım çok gereksiz bir geri adımdı. Hatta gereksizden öte, İmamoğlu’nun sonrasında ortaya koyduğu iddia ile de doğrudan çelişkiliydi.
Çünkü “alkolsüz tesisler” ve “harem-selamlık havuz” vaatlerinin hemen ardından İstanbul’un “akılla, bilimle ve insanların uzlaşmasıyla, bir arada barış ve özgürlük içinde eşit paylaşarak var edileceğini” de söyledi İmamoğlu.
Akıl,
Bilim,
Uzlaşma,
Bir arada barış ve özgürlük içinde eşit paylaşma diyorsanız...
Harem - selamlık havuzlar ve alkolün yasaklandığı tesisleri bunlarla nasıl örtüştürüyorsunuz?
Sosyal medyada bu konuda yazılanlara baktım. “İnsanlar aç, laik kesimin derdine bak!” diyenler var.
Burada dert nedir biliyor musunuz?
İnsanların yaşam tarzına müdahaledir. Gericilerin topluma uyguladığı baskıdır. Kadın ile erkek arasında duvar örüp, kadını sakınılması gereken bir canlı türü gibi ayrı yerlere koyma hevesidir!

‘Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevmez değil mi?’
Yeri gelmişken AKP’li bir belediyede yaşanan bir olaydan söz etmek istiyorum. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır yaşam tarzı dayatmaları ile ilgili eleştirilere, “Biz kimin yaşam tarzına karıştık... Kimin giydiğine, yediğine içtiğine karıştık?” diyor ya, bakın genç bir kadının başına neler geldi:
Belediyeye bağlı bir birimde görev yaparken, geçen ramazan ayında bir gün yetkili tarafından çağrıldı.
Siz oruç tutmuyorsunuz herhalde?” diye alaycı bir tavırla soruldu. Bunun kişisel bir durum olduğunu, tutuyorum ya da tutmuyorum diyerek konuyu gündeme getirmediğini söyledi.
Aynı yetkili şu soruyla devam etti: “Gerçek bir Müslüman Atatürk’ü sevmez değil mi?” Niye bunların sorulduğunu anlayamadığını belirtip ayrıldı odadan. Sonrasında kurumla ilişkisinin kesildiğini öğrendi. Kendisi daha fazla mağdur edilmekten çekindiği için adını vermiyorum.
Bu olay, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve emeğiyle ekmeğini kazanmaya çalışan bir insanın yaşam tarzına karışmak değil de nedir?

Türkiye laik bir ülke ise...
Yıllardır belediyelerde ve kamu kurumlarında bunun gibi daha nice olay oldu. Bunlar ortadayken İmamoğlu’nun seçim öncesi laiklik ile çelişecek açıklamalar yapması büyük hata...
Akit yazarı Hüseyin Öztürk, 31 Mart yerel seçimleri öncesi kaleme aldığı bir yazıda, belediyelere ait sosyal tesislerde alkollü içki servisine başlanabileceği ve “bozuk para” gibi alkol ruhsatı dağıtılabileceğini öne sürmüştü. Ona mı yanıt verildi?
Oysa bu yobazlıklara verilmesi gereken yanıt çok net:
Anayasanın 2. maddesinde yazdığı gibi, Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti ise herkes kendi değerleri doğrultusunda başkalarının yaşam tarzına müdahale etmeden yaşama hakkına sahiptir!

Tümü Zülal Kalkandelen - Son yazıları

Avrupa’da Hayvan Hakları Konferansı’ndan izlenimler 20 Ağustos 2019 Sal
Betonun üzerine ağaç mı çizeceğiz? 18 Ağustos 2019 Paz
Zulüm karşısında susmak suça iştiraktir 13 Ağustos 2019 Sal

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Hüseyin Öztürk, Recep Tayyip Erdoğan