'Yolsuzluk'

09 Ekim 2008 Perşembe

Yolsuzluk sözcüğü, Ali Püsküllüoğlunun Türkçe Sözlükünde,bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma, yasaya, kurala, yönteme aykırı iş yapmaolarak tanımlanmış.

Günlük dilimizdeki kullanımı dikkate alırsak, bu tanımı, belirtilen eylemlerle haksız kazanç edinme biçimi olarak da geliştirebiliriz.

Gazetelerin, haber bültenlerinin neredeyse değişmez gündemlerinden birini oluşturuyor yolsuzluk haberleri.

Ne zamandır?

Turgut Özal, Türkiye Cumhuriyeti başbakanıyken, Benim memurum işini bilirdiyerek, yeni bir ahlak ya da ahlaksızlık tanımını toplumun önüne koyduğundan beri.

Öncekiler, daha tekil örneklerdi.

***

Toplumca çıldırma belirtilerinin ortaya çıktığı yıllar oldu seksenli yıllar. 12 Eylül faşizminin sol düşüncenin belini kırmasıyla, toplumu ayakta tutan sendikalar, eğitim öğrenim kurumları, demokratik kitle örgütleri, siyasal partiler yok edilip toplumsal yaşam bir başıboşluğa terk edildi.

Bugün sürekli bir yakınma konusu olan, ama artık çığrından çıkmış yolsuzlukların temel nedeni ne olabilir?

İnsanın birey olarak ihtiyaçları belli: Barınabileceği bir konut, kendinin ve ailesinin beslenme, sağlık, eğitim ve kültür ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir gelir.

Bunların sağlanabilmesi için yolsuzluğa gerek var mı? Bence yok. Anayasal bir hak olan çalışma hakkı, bütün yurttaşlar için sağlanabilmiş olsa; emeğin karşılığı olarak ödenen ücret, yukarıdaki ihtiyaçları karşılayacak bir düzeyde olsa, insanlar neden daha fazlasına göz diksin?

Ama böyle olmuyor.

Toplumun damarlarına şırınga edilmiş, daha çok kazanma, daha çok kazandıkça bunu güç ve iktidar olanaklarına dönüştürme, sonra bu olanakların verdiği güçle daha da çok kazanma güdüsü, insanı insan olmaktan çıkarıp hasta etmiş durumda.

Bu hastalığın bir sonucu yolsuzluk olayları.

***

İnsanoğlunun yaratabildiği en güzel gerçekleşebilir düşlerden biri olan sosyalizm düşüncesi, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına görekuralını getirip önümüze koyalı yüz elli yıl oldu. Herkes yeteneği ölçüsünde çalışıp toplumsal üretime katılmalı, sonra da bu üretim herkese ihtiyacı oranında dağıtılmalı.

Yolsuzluklara hiç ihtiyaç duyulmayacak bir üretim-bölüşüm modeli.

Bir insanın elinde ihtiyacından fazla servet birikmesi onu ancak hasta edebilir. Bugün toplumca bu hastalığın pençesinde kıvranıyoruz.

Nâzım Hikmet, kısa sayılabilecek yaşam serüveninde, bağlandığı sosyalizm düşüncesini kendi yaşam biçimine de uygulayabilmiş, yalnızca ihtiyaca dayalı üretim-bölüşüm modelinin kusursuz bir örneğidir.

Yayımlanan mektupları, uzun hapislik yıllarında kazandığı her kuruşu, ailesiyle ve arkadaş çevresiyle nasıl paylaşabildiğinin örnekleriyle doludur.

Yurtdışında yaşadığı, kitaplarının otuz-kırk dilde basıldığı, oyunlarının dünya tiyatrolarında sahnelendiği yıllarda da, Yevtuşenkonun yazdığı gibi, eline para geçtiğinde, telefonun başına oturur, bütün tanıdıklarını arayıp, paraya ihtiyaçları olup olmadığını sorar; olmadığı yanıtını aldığında, çevrenize de bir sorun, belki bir ihtiyacı olan vardır, diye diretirmiş.

İnsan olmanın mutluluğunu ve gururunu yansıtan o büyük şiirler, yoksa nasıl yazılabilirdi?

[email protected]