Olaylar Ve Görüşler

Emeğin siyasallaşması

11 Temmuz 2019 Perşembe

Bugünlerde çalışanları, emeklileri, işsizleri, kısacası toplumun geniş kesimini oluşturan emek dünyasını doğrudan ilgilendiren yakıcı gelişmeler yaşanıyor. 200 bin kamu çalışanını kapsayan kamu toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde, iktidar tarafından, emekçiyle adeta alay edilircesine, çalışanlara ilk 6 ay için yüzde 5 oranında zam önerildi. 8 milyon emeklinin açlık sınırının altında emekli maaşı aldığı günümüz koşullarında, emeklilere verilen maaş farkı da yüzde 5 oranında kaldı. Çalışanları ilgilendiren bir başka önemli gelişme ise, iktidar tarafından hazırlanan 11’inci kalkınma planında, çalışanların kıdem tazminatının fona devredilmesinin planlanmasıydı.
Enflasyonun, hayat pahalılığının bunca yüksek olduğu bir dönemde, iktidarın çalışanlarla ve emeklilerle dalga geçercesine maaş artışları gündeme getirmesinin, çalışanların kıdem tazminatına el uzatacak cesareti bulmasının temelinde, emek dünyasının etkisizliği yatmaktadır. Bir zamanlar çok güçlü olan ve toplumsal hayata ağırlığını koyabilen çalışanlar ve onların örgütleri, maalesef günümüzde güçsüzleşmiş ve etkinliğini yitirmiştir.

Üretim ilişkileri değişiyor, emek irtifa kaybediyor
Elbette o yıllardan bu yana ekonomide, siyasette ve toplumsal hayatta çok şeyler değişti. En başta işçi sınıfı ve emek hareketi önemli ölçüde güç kaybetti. Sendikal örgütlülüğü ve siyasal ağırlığı azaldı.
Bu yaşanan süreçte, ülkemizde yaşanan ekonomik ve siyasal gelişmelerin, özellikle de darbe dönemlerinin çok büyük payı vardır. Ağır baskı dönemlerinde, emeğin sendikal örgütlenmesi dağıtılmış ve siyasal ağırlığı yok edilmeye çalışılmıştır. Ancak yaşananları yalnızca bu bakış açısıyla açıklamaya çalışırsak, konuyu eksik bırakmış oluruz. Bizce, sendikal ve siyasal alandaki emek dünyası ile ilgili gelişmeler, olumsuzluklar, yetersizlikler, yalnızca bu baskılarla açıklanamaz. Biz, günümüzde, asıl üretim ilişkilerinin değiştiğini, karmaşıklaştığını düşünüyor ve bunun mücadele sürecine olan yansımalarına, etkileşimlerine dikkat çekmek istiyoruz.

Konumlanmalar farklılaşıyor
Günümüzde emek ve sermaye arasındaki temel çelişki varlığını sürdürmekle birlikte, artık o eski dönemlerdeki kadar yalın ve sade değildir. Çünkü günümüzde üretimin niteliği değişmiştir; yeni üretim biçimleri ve dolayısıyla yeni üretim ilişkileri ortaya çıkmıştır.
Bütün bu gelişmeler üretim ilişkilerini karmaşıklaştırmış ve sınıfsal konumlanmaları da farklılaştırmıştır. Artık üretimde etkin ve belirleyici olan ‘beyaz yakalılar’ gerçeği vardır. Bunların sayısı ve ağırlığı, bilişim ve teknolojideki gelişmelere koşut olarak sürekli artmaktadır. Öyleyse emeği ve emek güçlerini tanımlarken, bütün bu yeni gelişmeleri göz önüne almak zorundayız. Beyaz yakalılarla mavi yakalıların birlikteliğini savunmak, emek cephesini yeniden tanımlayıp daha güçlü biçimde tahkim etmek gerekiyor.
Aslında bu gelişmeler emeğin nicel ve nitel gücünü azaltmamakta, tam aksine artırmaktadır. Yeter ki emek dünyası, bu yeni gelişmeleri doğru kavrayabilsin ve bu gelişmelere uygun yeni örgütlenme ve mücadele biçimleri geliştirebilsin. Bu da ciddi anlamda yoğun bir çabayı, hazırlığı ve uzun erimli bir çalışmayı gerektirmektedir.

Sendikal ve siyasal alanda pusulasızlık, politikasızlık
Emek dünyasının günümüzdeki durumunu ve sorunlarını irdelerken, şu gerçeğin altını bir kez daha kalınca çizmek gerekiyor. Ülkemizin işçi hareketi ve emek güçleri, geçmişte yaşadığı etkili ve görkemli günlerden bu yana çok daha geri noktalara düşmüştür. Sendikal örgütlenme alanında bu durum rakamlarla da ortaya çıkmaktadır. Bu gerileme siyasal alanda da etki ve güç yitimini beraberinde getirmiştir.
Biz bu gerilemede, genel anlamda sermaye kesiminin baskı ve dayatmaları kadar, emek dünyasının ve onun örgütlerinin, gelişmeleri yeterince kavrayamamasının ve yeni duruma uygun politikalar geliştirememesinin de payı olduğunu düşünüyoruz. Örneğin bugün işçi hareketi çok dağınık durumdadır. Birçok sendika ve konfederasyon da yanlış siyasal duruşlara prim vermektedir. İşçi hareketinin sendikal ve siyasal alanda bundan sonra ne yapması, nasıl davranması gerektiği konusunda ortaya konulmuş ciddi bir yol haritası da yoktur. Belirsizlik, pusulasızlık ve politikasızlık ağır basmaktadır. Bu durum, emeğin siyasal ağırlığını tümden azaltmaktadır.
Yaşanan bunca gelişmeden sonra, sendikal ve siyasal gelişmelere, elbette yarım asır önceki çözümlerle ve söylemlerle yaklaşılamaz. İşçi sınıfı ve emek hareketi, yeni üretim ilişkilerini ve sınıfsal konumlanmaları öncelikle doğru çözümlemeli ve bunlara uygun yeni politikalar geliştirmelidir. En azından bu ihtiyaç görülüp bir an önce harekete geçilmeli ve ortak arayışlara yönelinmelidir.

Hayata, emek ekseninden bakmak
Bugünlerde yaşanan hak kayıpları, ekonomik krizin faturasının emekçilere ve emeğiyle geçinen insanlara çıkarılmak istenmesi; emek dünyasının siyasallaşmasının, ülkedeki demokrasi mücadelesine ve siyasal gelişmelere ağırlığını koymasının ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Önümüzdeki süreçte, ekonomide ve siyasette, ülkemizi, halkımızı, emekçileri, emeğiyle geçinen insanları bugünden daha zor günler beklemektedir. Bu mücadelenin çarpıcı bir alanı da, büyük olasılıkla ‘kıdem tazminatı’ konusu olacaktır.
Bütün bu mücadele süreçlerinde, emek dünyasının doğru tavır alabilmesi, hayatı değiştirip dönüştürebilmesi, kısacası hayata müdahil olabilmesi için; ekonomiye, siyasete ve hayata, öncelikle emek ekseninden bakmak gerekiyor. Emeğin, emek örgütlerinin olabildiğince siyasallaşması ve siyasete ağırlıklarını koyabilmeleri, toplumsal muhalefetin temel ve başat gündemi olmalıdır.

 

Mehmet Şakir ÖRS