Köşe Yazısı

A+ A-

‘15 Temmuz’u doğru okumak

16 Temmuz 2019 Salı

Akim kalmış, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin üçüncü yıldönümündeki “Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nde her şey vardı, yalnızca demokrasi ve milli birlik yoktu. Nitekim 14 Temmuz günü İstanbul’daki Vahdettin Köşkü’nde medya temsilcileriyle bir araya gelen, anayasanın 104. maddesi gereği Cumhuriyetin ve milletin bütünlüğünü temsille yükümlü olan Cumhurbaşkanı, politikalarına istenen övgüyü düzmeyen, Türkiye’nin en dinamik, en üretici, en aydınlık kesiminin sözcüleri olan basın yayın organlarını, özenle davet dışında tutuyordu.
Bunun nedeni ise onların, 15 Temmuz olayını yandaş medya gibi okumamalarıydı.
Akim kalan 15 Temmuz girişimini doğru okumaya çalışınca görülenler şunlardır:
Devletin erkini ele geçirenlerle işbirliği içinde, devletin her yerine sızmış olan, amaçlarını ve niteliklerini herkesin iyi bildiği bir örgütün, herkesin malumu olan, yalnızca kesin zamanı kestirilemeyen darbe girişimi olan 15 Temmuz, her ikisi de milleti ümmete dönüştürmek amacında olan iki güç arasındaki iktidar kavgasının sonucudur.

***

Bu girişimin akim kalmasında, tüm kamuoyunun, partilerin, iktidar partisinin hiç de yabana atılmayacak derecede çok olan FETÖ’cü mensupları hariç, iktidar ve muhalefetiyle tüm siyasi partilerin, basının ve birçok kalesi ele geçirilmiş Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çoğunluğunun karşı çıkması baş etken olmuştur.
Darbe, Türk halkının ve onun bir uzantısı olma özelliğini yitirmemiş TSK’nin bütünleşen ortak iradesiyle önlenmiştir.
15 Temmuz gecesi, Türkiye’de, kalan son özgürlük kırıntılarını da ortadan kaldırmayı amaçladığı belli olan darbe girişiminin önlenmesinin hayırlı olduğunu kabul etmek, bizi temel hak ve özgürlükler rejimine karşı girişimin önlenerek, demokrasinin kurtarıldığı yanılsamasına yöneltmemelidir.
Türkiye’nin kör topal bir parlamanterizmden, kuvvetler ayrılığı ilkesini ayaklar altına alarak yargı bağımsızlığının zererresini bırakmamış olan baskıcı tek adam rejimine doğru hızla yol almakta olduğu 15 Temmuz 2016 da, demokrasi kalmamıştı ki varlığına saldırılabilsin.
Unutmayalım ki, meşum girişimin meydana geldiği Türkiye’de o tarihe kadar Ergenekon ve Balyoz kumpas skandallarının acıları yaşanmıştı.

***

Baskıcı iktidar, önderinin de ifade ettiği gibi, hain girişimi Allah’ın lütfu olarak karşıladı.
Olayın üzerinden üç gün geçmemişti ki olağanüstü hal ilan etti. Bu dönemde, OHAL KHK’lerine dayanılarak, herhangi bir yargı denetiminden de masun olarak yürütmenin kararnameleriyle kamuda 125 bin kişi işten atıldı. Bunların, tekrar kamuda veya özel sektörde istihdam edilmeleri yasaklandı.160 bin kişi gözaltına alındı, 70 bin kişi tutuklandı. 155 bin kişi hakkında terör örgütü üyeliğinden dava açıldı.
Bu rakamlar, iki yıl sürdükten sonra yerini Cumhurbaşkanlığı KHK’leri uygulamasının aldığı OHAL dönemi sırasında yapılan baskıların 12 Eylül sıkıyönetim uygulamalarını geride bıraktığını gösteriyor.
Son zamanlarda kimi iktidar mensupları ile uzmanların dile getirdikleri, devlet içindeki FETÖ nüfuzunun hâlâ ağırlığını koruduğu yönündeki gerçeği de anımsanınca, “FETÖ ile mücadele” bahanesi arkasına sığınmak imkânı da kalmıyor, hele hele, ömrünü FETÖ ile mücadeleyle geçirmiş insanların, “örgüte üye olmamakla birlikte isteyerek yardımcı olmak” gerekçesiyle kovuşturulup, içeri tıkıldıkları düşünülünce...
15 Temmuz 2016’da Türkiye’de özgürlük yoktu, dikta vardı, bunun yanında devlette odaklanmış FETÖ daha ağır bir tehlike olarak durmaktaydı.
15 Temmuz 2019’da, dikta yine duruyor, bizzat yetkililerin belirttikleri gibi FETÖ tehdidi devam ediyor.
Ancak bu gerçekler göz önünde bulundurulunca 15 Temmuz doğru okunabilir.

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Emperyalizmi iyi tanımak 16 Ağustos 2019 Cum
Onlar da dayanamadı 13 Ağustos 2019 Sal
Çözümsüzlükte anlaşmak 9 Ağustos 2019 Cum