Köşe Yazısı

A+ A-

Yeşilin Daha Kızıl Tonu

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Efil Yayınevi son derece önemli ve güncel bir konuyu büyüme ve ekoloji gündemimizin tam merkezine bıraktı: Yeşilin Daha Kızıl Tonu: Bilim ve Sosyaliz­min Kesişimleri. Yazarı, Ian Angus.
Gün geçmiyor ki doğanın tahribat, iklim olaylarının aşırı değişkenliği ve gezegenimi­zin ekolojik dengesinin onarılamaz ölçüde yıpratılmasına ilişkin bir haber söz konusu olmasın. Avrupa kıtasında yüzyılların rekor­larını kıran sıcaklık dalgaları, buzullardaki ani erimeler, ülkemizde ise Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de, Soma’da yaşanan doğa ve insan katliamları...
Diğer yanda kayıtsızlık, olguları gör­mezden gelme ve yadsımaya dayalı bir umarsızlık 21. yüzyılın insan topluluklarını esir almış durumda. Angus’un sözleriyle, “ne yazık ki, bugün üniversitelerde sosyal bilimler olarak kabul edilenlerin çoğu, insan toplumu ile geriye kalan doğal dünyanın bütüncül olarak kavranışına yönelik her türlü düşünceyi terk etmiş” gözükmekte.

Açıklanamayan Sorular
Ian Angus ana soruları sözü dolandırma­dan, doğrudan dile getiriyor: “Niçin dün­yadaki en zengin ülkeler emisyon oranlarını azaltmıyor ve sürdürülebilir ekonomiler geliştirmiyor? Bu ülkelere tek tek sorarsanız yöneticilerimiz tartışmasız kendi çocukları­nın ve torunlarının istikrarlı ve sürdürülebilir bir dünyada yaşamalarını istediklerini söy­leyecektir. Öyleyse neden tavırları sözleri ile çelişmektedir? Neden uygulamada kendi çocuklarına ve torunlarına zehirlenmiş hava ve suyu olan bir dünya, sel ve kuraklıkların ve artan iklimsel felaketlerin olduğu bir dün­ya bırakmak için bu kadar kararlı gözüküyor­lar? Neden sera gazı emisyonlarını azaltmak için önlem alınmasına yönelik yarım gönüllü çabaları dahi engelliyorlar?
Angus, bu sorulara Karl Marx’ın ekolojisi­ne geniş yer ayırarak yanıtlar veriyor. Marx’a göre “insanlar sermayenin kişileştirilmiş hal­leridir. Evde, çocukları ile birlikteyken nasıl davrandıklarından bağımsız olarak sosyal rol­leri insan formunda sermayedir.” Ona göre “iklim değişikliğini durdurmak için harekete geçmiyorlar, çünkü bu dünya insanının ihti­yaç duyduğu değişimler sermayenin ihtiyaç­larına doğrudan karşıt düşüyor. Sermayenin vicdanı yoktur. Sermayenin sadece tek bir mecburiyeti vardır: Mümkün olabilecek en hızlı şekilde büyümesi gerekmektedir.
Kapitalizm, karşı konulamaz bir büyüme dürtüsü ile karşı konulamaz bir artık ve kir­lenme yaratma dürtüsünü birleştirmektedir. Eğer hiçbir şey onu durdurmazsa kapitalizm bu her iki süreci de sonsuza kadar genişle­tecektir.
Ancak gezegenimizin kaynakları sonsuz değildir; ekolojik dengesi ise aslında son derece kırılgandır.
Diğer yandan, Angus’un uyarısıyla, dün­yanın üçte ikisinin “daha fazla mala” ihtiyaç duyduğu gerçeğinin farkına varıp ve bunu kabul etmedikçe küresel bir hareket oluş­turulamayacaktır. Bu nedenle genel olarak büyümeyi azaltmak ya da durdurmak bizi çok öteye götürmeyecektir. Ancak hangi büyüme? Hangi dürtüler altında? Ian An­gus, burada bizi kapitalizmin temel mantı­ğıyla yüz yüze getiriyor ve “kamusal fayda­yı” kâr ve birikim hırsının önüne koyuyor.
Burada ana kavram ekososyalizmdir.

Ekososyalizm
Angus’un hiç de çekinmeden retoriğe başvuran betimlemeleriyle: “Kızıl, sosyalist devriminin rengidir. Kapitalizm ve her türlü boyunduruğun sonu için eşitlikçi demokrasi ve insan özgürlüğünü temsil eder.
Yeşil, ekolojik devrimin rengidir. Küresel sürdürülebilirlik ve insanların doğanın geri kalanıyla uyum içinde yaşadıkları bir dünyayı temsil eder. Kırmızı ve yeşil birlikte ekosos­yalizmin, temel prensibi sosyalist olmayan hiçbir hakiki ekolojik devrimin ve ekolojik olmayan hiçbir hakiki sosyalist devrimin var olamayacağı olan düşünceler bütünü ile ha­reketinin renkleridir.
Ekososyalizm yirminci yüzyılda yüz yüze olduğumuz en büyük problemin çevre krizi olduğunun tanınmasını kapsamaktadır.

Latin Amerika’dan
Angus, öne sürdüğü savların aslında hayatın pratiği içerisinde yer almakta ol­duğunu hatırlatarak, Latin Amerika’daki ilk yerli devlet başkanı olan, Bolivya Başkanı Evo Morales’in sözlerini bizlerle payla­şıyor. Morales, ekososyalizm kelimesini hiç kullanmamış olsa da güçlü bir şekilde problemi belirlemiş, düşmanı tespit etmiş ve alternatifi ortaya koymuştur:
Kapitalist sistemin rekabet ve sınırsız kazanç açlığı gezegeni yok etmektedir. Kapitalizm altında bizler insan değil birer tüketiciyiz. Kapitalizm altında ‘Tabiat Ana’ yoktur onun yerine hammaddeler vardır. Kapitalizm dünyadaki asimetrilerin ve den­gesizliklerin kaynağıdır.
Kapitalizmin elinde her şey bir ürün ha­line gelir: su, toprak, kültür, adalet, ahlak, ölüm... Ve yaşamın kendisi. Kapitalizm altın­da her şey, kesinlikle her şey alınıp satılabi­lir. Ve ‘ilkim değişikliği’nin kendisi dahi bir iş dalı haline dönüşmüştür.
‘İklim değişikliği’ insan türünü büyük bir seçime zorlamaktadır: Kapitalizmin yolların­dan yürümeye devam ederek ölmek ya da doğa ile uyum içerisinde bir yola geçerek yaşama saygı duymak.
Angus’un son sözü: Umarım kitabımın kızıl ve yeşil kütüphanenize faydalı bir katkı sağlayacağını düşünürsünüz.

Tümü Erinç Yeldan - Son yazıları

Arjantin dersleri: Mali bağımlılık ve ilk günahlar 18 Eylül 2019 Çar
İki Latin Amerikalı: Arjantin-Türkiye 11 Eylül 2019 Çar
Immanuel Wallerstein’in ardından 4 Eylül 2019 Çar