Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Durum...

18 Ekim 2008 Cumartesi

Türkiyenin içinde bulunduğu durum için seçilebilecek t-onlarca sözcükten biri şu olabilir:

Yönetilmezlik!

Türkiye tam bir yönetilmezlik içinde...

Ülkeyi yönetenler, içinde bulunduğumuz akıntıya göre şekillenen yönsüz hareketliliği halka, ilerliyoruz diye anlatmaya çalışıyorlar. Oysa gerçek: İlerlemiyoruz, akıntı ne tarafa çekerse o tarafa doğru gidiyoruz.

Gündemin iki temel konusu, ekonomide ve terörle mücadelede tablo bu.

Hükümetin ekonomiyi yönetmek için geliştirdiği yöntem şöyle:

Kimse olumsuz bir gelişmeden söz etmeyecek. Herkes, ne olursa bunu olumluya yoracak. Kimi olumsuz göstergeler ortaya çıktığında söylenmeyecek. Buna öncelikle iş dünyasının içindeki insanlar uyacak!

2001 krizi öncesinde Dünya Bankasından IMFye her kesim, Türk ekonomisi için şu tanımı kullanıyordu:

Muhteşemsiniz!

Bugün de aynı çevrelerden şu tür demeçler okuyunca, yazı aramızda, ürperiyorum:

Çok sağlam bir mali tablonuz, bankacılık sisteminiz var. Dünya ekonomisinde sözü olan bir ülke haline geldiniz!

***

Terörle mücadelede ise hükümetin benimsediği temel yol şu:

Benden uzak dursun da ne olursa olsun!

Olmaz, olamaz... İş dönüp dolaşıp siyasal sorumluluğa gelir. Son birkaç gün içindeki gelişmeler de bu yönde.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğun önceki gün yaptığı açıklama bunun bir göstergesi... Terörle mücadelede tek sorumlu olarak gösterilmek istenen asker, kendisine yönelik medya operasyonuna çok sert karşılık verdi. Ortada basın özgürlüğünün boyutlarını aşan, sistemli, planlı, programlı, hedefli bir durum var. Küresel kuşatma, terör örgütü yerine orduya silahları bırak diyor!

Bunun devamında nasıl bir istemin geleceğini kestirmek zor değil...

Eğer hükümet, 2 turlu 6 saatlik görüşmeler sonucunda işi koordinasyon sorununa indirgemek yerine, kamuoyuna güven veren bir biçimde terörle mücadelenin çerçevesini anlatsaydı, daha farklı bir tablo olurdu. Başbakan bunun tersine, Asker ne istiyorsa verdik, vereceğiz”, “Baykal, Bahçeli muhatabım değil türünden çıkışlar yapınca, asker kendisini anlatmak zorunluluğunu duydu. Buna meydan vermemek, işleri bu noktaya getirmemek hükümetin sorumluluğu ve görevi...

***

Ankaradaki bu dağınıklığın bir nedeni daha var...

Ne diyor anayasamız:

Cumhurbaşkanı, devlet kurumları arasındaki dengeyi, koordinasyonu sağlamakla görevlidir.

Cumhurbaşkanı Gül bunu yerine getiriyor mu?

Her şeyden önce zaman olarak bunu yapması çok zor; zira, Ankarada fazla kalmıyor!

Bize öyle geliyor ki; Gül dönemiyle birlikte askerler, devlet katında kendilerini bir doz daha yalnız hissediyorlar.

Başbakanın dünkü açıklamasına değinelim. Dedi ki:

Terörle mücadelenin başarısı birlikte ortak bir kararlılıkla karşı durmamıza bağlıdır. Genelkurmay Başkanımız da haklı olarak buna vurgu yapmıştır. Elbette basın hürdür. Eleştirme hakkı da vardır. Buna mukabil kendilerine yapılan eleştirilere de cevap hakkı vardır. Verilen cevabın üslubundan ve sertliğinden şikâyet edenler önce dönüp bir de kendilerine baksınlar. Hiç ayna karşısında durmadan bu süreci devam ettirme hakkına da sahip değiller...

Medya yanını ayrı bir yazı konusu yapacağız.

Ancak aynaya bakması gerekenler arasında bir kişi daha var:

Başbakan...

Aksi halde ülkenin durumu ayna karşısında bile tanınmayacak hale gelebilir!

[email protected]

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Binali Bey... Artık çekilin! 18 Nisan 2019 Per
Köy Enstitüleri: Bilginin üretim hali! 17 Nisan 2019 Çar
İmamoğlu: İğne deliği kadar boşluk yok! 16 Nisan 2019 Sal