Deniz Yıldırım

Bolivya dersleri: ‘Durmayalım düşeriz’

16 Kasım 2019 Cumartesi

Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarına damga vuran bir diğer slogan da “Durmayalım düşeriz”di. Sanırım bu ilkenin önem ve anlamını Bolivya’daki son gelişmelerden güzel anlatan bir örnek yok.

Bolivya’da ne oldu? Başkanlık seçimi gerçekleştirildi; Evo Morales’in ilk turda kazandığı açıklandı. ABD güdümündeki Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) şaibe açıklaması yaptı. Eski sistemin elitleriyle rahatsız kentli orta sınıfların ittifakı sokak protestolarını başlattı. Evo yanlısı yerli gruplar da karşı protesto için sokağa çıktı. Sonuç mu? Polis güçleri, eski sistemin elitleriyle hareket etti. Ordu, Morales’ten çekilmesini istedi. Morales istifa etti, Meksika’ya sığındı. Özeti bu.

Ancak bu, hikâyenin bir yanı. Hâkim sınıflar, beyaz elitler ve silahlı kuvvetler koalisyonu Morales’i hep devirmek istedi, doğru. ABD süreci hızlandırdı, yeni başkanı alkışladı, bu da doğru. Ama bunlar dışsal nedenler. Elde ettiği geniş halk desteğine rağmen Morales’in siyasal gücü 14 yılın sonunda nasıl bu kadar dayanaksız hale geldi? Hatalardan ders almadan ilerlememek için bakalım.

Morales, yerli ve yoksul halk hareketlerinin içinden geldi. Yani tabandan. 2000 ile 2005 yılları arasında önce su ve ardından gaz özelleştirmelerine, doğal kaynakların tekellere teslim edilmesine karşı çıkışı örgütleyen büyük bir halk hareketi birikiminin içinde parladı. Ancak 2005’e gelindiğinde, şöyle bir ayrım çıktı bu hareketlerin karşısına: Hep mevcut iktidarların yaptıklarını engellemeye mi çalışacağız, yoksa iktidara gelip kendi programımızı uygulamaya da girişecek miyiz? İkinci seçenek güçlendi; 2005’teki başkanlık seçimlerine girmek için çatı örgütlenmeye dönüştü MAS, yani Sosyalizme Doğru Hareketi. Ve 2005’te Morales başkan seçildi.

İlk kez hâkim iktidar blokunun dışından bir isim, sistemin dışında tutulan yoksulları ve ırk ayrımcılığına maruz bırakılan yerlileri temsil edeceğini ilan eden bir hareketin lideri başkanlığa seçilmişti böylece. Şimdi önünde iki yol vardı: Ya doğrudan hâkim iktidar güçleriyle uzlaşmayı seçecek ya da bu kesimlerin ekonomik ve siyasal güçlerini kırma yolunda demokratik bir cephe siyaseti oluşturacaktı. Morales sürekli devrilme tehdidini hissettiği için daha pragmatik davrandı; bir tür orta yol açmaya çalıştı. Neydi bu orta yol? Enerji kaynaklarının millileştirilmesi yoluyla ülkenin gelirlerinin artırılması ve buradan aktarılacak kısmi pay sayesinde yoksulların, yerli halkın ve alt orta sınıfların yaşamlarının iyileştirilmesi. Bunu belirli oranda başardı; bir yandan alt sınıfların 2000 ile 2005 yılları arasındaki toplumsal tepkilerini yumuşattı; diğer yandan da kaynakları hâkim ekonomik güçlere, onların servetlerine yönelmeden, onların kuvvetlerini kırmadan bulmaya başladı. Evet, Halkçı ve Kamucu bir gündemle yükseldi. Ancak Halkçı gündemi, hâkim sınıfların iktidar koalisyonunu parçalayacak bir stratejiyle beslemedi. Haliyle hâkim güçler de buldukları ilk fırsatta Morales’i kolaylıkla güçten düşürebildi.

Demek ki ilk ders şu: Halkçı, özelleştirme karşıtı ve kamucu bir gündemle iktidara gelmek önemli; ancak ekonomik oligarşiye hiç dokunmadan, oranın gücünü kırmadan “idarei maslahatçılık” yetmiyor.


İkinci stratejik hata

Gelelim demokratikleşmeye. Morales, yeni bir anayasaya öncülük etti; Bolivya’nın çokuluslu ve çok kimlikli yapısını haklarıyla birlikte tescil ettirdi. Kuşkusuz bu, elitlerin yerleşik otoritelerine bir meydan okumaydı. şlanmış kimliklerin eşitlik talebini anayasal güvence altına almak ve kimlikler sorununu çözmek, eşitlik talebinin ekonomi alanına doğru kaymasına yol açabilirdi. Bu nedenle epey muhalefet ettiler. Ancak sonuçta, eksiğiyle gediğiyle bu anayasa geçti.

Öte yandan anayasa, başkan seçilme hakkını da iki dönemle sınırlamıştı. Ama Morales yeniden aday olabilmek için 2016’da anayasayı değiştirmeyi teklif etti. Etrafında ördüğü demokratik ve halkçı cephenin parçalanmasını sağlayacak denli kritik bir hataydı. Nitekim referandumda bu teklif halk tarafından reddedildi. Buna rağmen yine de aday olacağını ilan etti ve oldu da.

Taban hareketiyle, “Halk egemenliğini güçlendireceğiz” diyerek başlayan iktidar yürüyüşü, 14 yılın sonunda “Benim dışımda ülkeyi yönetebilecek kimseyi yaratamadık, halka yönetme yolunu açamadık, ben gidersem her şey biter” hikâyesine saplanmıştı. Ve sonuç ortada; kolaylıkla istifa ettirildi. Ekonomik oligarşiye dokunmayan; kendi koltuğunu koruma görüntüsü veren; Polis’i, Ordu’yu yanına alamayan; orta sınıf katmanlarını çevresinde tutamayan kolayca gidiyor çünkü.

Sözün özü: Geçen ay Financial Times söyleşisinde Morales’i tanıtan muhabir, “ülkesini yeniden kuran lider” olduğu için, siyasi yelpazenin farklı kesimlerindeki birçok kişi tarafından Morales’in “Bolivya’nın Mustafa Kemal’i” olarak görüldüğünü söylüyordu. Halkçı, bağımsızlıkçı program açısından önemli bir benzetme. Ama asıl mesele, halkçı yönetimlere uyarı kısmında: “Durmayalım, düşeriz.”