Enver Aysever

Düşkünler cumhuriyetinde son perde!

21 Kasım 2019 Perşembe

Muhafazakâr görgüsüzlüğün her gün yeni örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bastırılan arzular, ani edinilen zenginlikle birleşince, kişi ne yapacağını şaşırır. Tam anlamıyla “kitsch” görüntüler çıkıyor ortaya. “Vasatlığın, bayağılığın, cehaletin iktidarı” olarak tarif ettiğim süreç, büyük hasar vermeye devam ediyor topluma. Yitirdiğimiz iktisadi varlığımızı belki elde edebiliriz yeniden, ancak iyice görünür olan ölçüsüzlük kaygı verir halde, etik sorularla başa çıkmak kolay olmayacak. Artık vurguna, talana, yalana, soyguna örtü olan başlardaki bez, acaba hangi dinin, tanrının değerlerini simgeler onu sormak durumundayız.

AKP kendine uygun bir din, buna uygun toplum yarattı. Şimdi bunun sosyetesiyle tanışıyoruz! Geleneksel ya da kültürel İslam diyeceğimiz, her birimizin ailesinde, çevresinde gördüğümüz türden kişiler değil bunlar. Giyim kuşam değil sadece yadırgadığımız, davranışlar, kullanılan dil tümüyle yabancı çoğumuza. Toplumun her alanında söz sahibi olan bu kimseler parti devletini kutsuyor, tek adamın etrafında kenetlenip varlıklarının kaynağı sayıyorlar.

Trump’ın “dostça soru soracak gazeteci” arayışına, RTE’nin “Buyurun Hilal Hanım” diyerek işaret vermesi, ardından ABD Başkanı’nın bile katlanamayacağı seviyede ilişkinin açığa çıkmasıyla işitilen: “Gazeteci olduğunuza emin misiniz, yoksa Türk hükümetine mi çalışıyorsunuz” sorusu, yaşadığımız çağın her yönüyle ibretlik göstergesidir. Artık işler ülkeler arasında bu dille götürülüyor. Diplomasi gereği bile asgari saygı söz konusu değil. Dahası, hakikat tam da böyle gizleniyor.

Düşünün “dost gazeteci” (kimin dostu o da ayrı tartışma konusu) fırsatı bulup beklenen soruyu(!) yapıştırdığında, tokat gibi yanıt geliyor. Trump, egemen Türkiye Cumhurbaşkanı ile onun terörist olarak tanımladığın kişiyi (Kobani) bir cümlede eşitleyiveriyor. Normalde kıyamet kopması gerekir değil mi? Derin sessizlikle geçiştiriliyor olay. Akılda kalan en nazik cümle: “Trump’a gönderdiği mektubu takdim ettik” oluyor. Üçüncü dünya lideri geleneği budur, halkına kaplan, ABD’ye kuzu olmak!

Gazeteciler için zor günler. Mesleği işgal altında olan insan, sesini duyurmak, görevini

yapmak için çırpınır durur. Kimi sosyal medya olanaklarıyla koşullar zorlansa da, halen egemen olan televizyon, radyo ve belli ölçüde gazetelerdir. İktidar büyük ölçüde kendine bağımlı kıldığı bu haber, iletişim organlarını “dost” mu, emir kulu mu görür, bilemem. Ancak tablonun boyutunu anlamak için, içerden ses geldi.

RTE’nin eski adamlarından, bir dönem iletişim sorumlusu ve AA Genel Müdürü Kemal Öztürk: “Şimdi muhaliflik oynayan kimileri, ben istemeden gazete manşetlerini gönderiyorlardı” dedi. İsim veremedi, keşke söyleseydi de en önemli sorunumuz halledilmiş olsaydı. Kimdir bu kişiler? Kemal Öztürk’ün görev süresinde gazete yönetenlere baktım. Ertuğrul Özkök, Enis Berberoğlu, Sedat Ergin, Derya Sazak, İsmail Küçükkaya ve birkaç kişi daha. Yanıt beklemek hakkımız. Hangisi bunu yaptı? Ya da hiçbiri yapmadıysa, neden Öztürk’e: “Yalan söylüyorsun” demezler? Hilal Kaplan olayından daha yıkıcı, sarsıcı olan bu değil midir?

Özal, AKP ideolojisinin yakın dönem soy köküdür. Bana göre 12 Eylül darbesinin sivil sorumlusudur. İlk işi kendi zenginlerini yaratmak oldu. Çevresine topladığı devletten beslenen yamyamların eşleri de Semra Hanım etrafındaydı. Onlara “papatyalar” denirdi. Bir de gazeteci papatyaları vardı Özal ailesinin. Kimi Semra’yı, elbette çoğu Turgut’u takip ederdi. Devrimciler işkencelerden geçirilirken, adına gazeteci denen bu tipler Özal’la yaptıkları gezileri, telefon konuşmalarını ballandırarak anlatırdı. Şimdi bir kısmı muhalif oldu, kimse dünü sormadığı için, utanmadan yazmaya, konuşmaya devam ediyorlar.

RTE, Özal’ın düşlerinin tümünü yerine getirdi sayılır. Tuhaf başkanlık düzenini kurdu. Meclis’i tamamen sildi. Doğal olarak kendi zenginini, görgüsüz kesimini de yarattı. Bu çizginin ABD karşıtı tek bir tutumu, sözü yoktur. Hep söyledik “kapitalizmin arayıp da bulmayacağı ortaktır.” Diyeceğim, ortaya çıkan tablo bir sürecin, düşkünler cumhuriyetinin son perdesidir.

Hazal Ocak ve Alev Coşkun’dan “İtibarı zedelendiği için 1 milyon lira tazminat isteyen” Mehmet Cengiz işte bu düzenin simgesidir. Aklı sıra parasal kıskaçla Cumhuriyet gazetesini bitirecek. Anlamadığı şu, yukarıdaki tarihçeden çok daha köklü aydınlanma geleneği vardır insanımızın. Kalabalık olmak haklı, güçlü anlamına gelmez.

Cumhuriyet’e saldırıyorlar, çünkü hakikati yüzlerine tokat gibi çarpıyor her gün.