Mehmet Ali Güller

Demokrasi ve terör

28 Kasım 2019 Perşembe

Ne zaman Ankara Şam yönetimiyle görüşmeli ve işbirliği yapmalı” desek, hükümete yakın isimlerden liberallere kadar uzanan bir kesim şu itirazı dile getiriyor: “Esad halkına zulüm yapıyor, zalimle görüşülmez.

Ne zaman “Türkiye Çin’le işbirliğini geliştirmeli” desek, aynı kesim bu kez şöyle diyor: “Çin’de demokrasi yok, din yasak, komünist yönetim Uygurları katlediyor.

Ne zaman ABD’nin darbe girişimlerine karşı Venezüella’yı savunsak aynı kesim yine tek ses bağırıyor: “Katil Maduro, Venezüella’da demokrasi yok.

Ve yine ne zaman ABD emperyalizmine karşı direnen İran’ı savunsak, aynı koro yine alıyor sazı eline ve “İran’da demokrasi yok” demeye başlıyor.


Demokrasi yok, öyleyse ihraç edelim’cilik!


Bir başka ülkeyle ilgili “orada demokrasi yok” demek kadar tehlikeli bir durum yok aslında. Çünkü bu sıradan bir saptama ya da bireysel bir eleştiriden ibaret değildir. “Demokrasi ihracı” yönelimine giriştir “demokrasi yok” demek!

Demokrasi yok” diye söze başlayanlar, bir süre sonra demokrasi olmadığını söyledikleri o yere, demokrasi götürülmesi gerektiğini savunmaya başlarlar/başlıyorlar...

Yani demokrasi yok” söylemi, aslında ABD emperyalizmine ülkelere müdahale etme zeminini yaratan siyasal iklimdir. 

ABD “demokrasi yok” diyerek Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye saldırmasına meşruiyet aramamış mıdır zaten?

Aynı durum AKP hükümeti için de geçerli değil midir? Suriye’ye müdahale için sınırı dünyanın çeşitli bölgelerinde staj görmüş cihatçılara açmanın ve Esad’ı devirmeye çalışmanın gerekçesini hep “demokrasi yok, Esad halkına zulmediyor” diye açıklamadılar mı?


Uluslararası ilişkiler problemi 


Bir ülkede demokrasi olup olmaması, o ülkenin insanlarının sorunudur. Elbette o ülkenin insanları demokrasi yok diyerek ayaklanabilir, hükümeti devirmek isteyebilir, en temel hakkıdır da... 

Fakat bir ülkede demokrasinin olup olmadığı konusu bir başka ülkeyi ilgilendirdiği anda, ortaya çok ciddi uluslararası/devletlerarası bir problem çıkmaktadır. Ve o problem demokrasiye en uzak yöntemle, “gücü gücüne yetene” mantığıyla “çözülmeye” çalışılmaktadır. Yani güçlü olan güçsüze “demokrasi götürmeye” kalkmaktadır. 

Ve elbette “demokrasi götürmek” emperyalizm açısından kılıftan ve hedef ülkeyi işgal etmesi için kullandığı bir gerekçeden ibarettir. 


Komşunun teröristini terörist kabul etmeme yanlışı 


Benzer durum terör” kavramı için de geçerlidir. 

Ne yazık ki terör konusunda dünyada üzerinde mutabık kalınan bir tanım ya da uluslararası bir standart yoktur. Çünkü bir ülkenin terörist dediğini, diğer ülke terörist görmemekte, tersine o ülkeyi zayıflatmak için desteklemektedir. 

Örneğin YPG Türkiye için teröristtir ama ABD için değildir; hatta ABD YPG’yi “kara ordusu” ilan etmiştir. Örneğin ÖSO içindeki pek çok grup Suriye için teröristtir ama Türkiye maalesef onları “Kuvayi Milliye” ilan etmektedir. 

Örnekler çoğaltılabilir... 

Önemli olan şudur: Tıpkı “demokrasi yok” demekle başlayan sürecin “demokrasi ihracına” ilerlemesi gibi, komşu bir devletin teröristini terörist görmemekle başlayan süreç de, yine “müdahaleci” bir yönelime giriyor... 

Geçmişte çok yaşandı: Ankara Şam’a karşı İhvan’ı, Şam Ankara’ya karşı PKK’yi destekledi. Dahası Ankara, Şam, Bağdat ve Tahran, komşu ülkenin Kürt örgütünü ne yazık ki komşusuna karşı destekledi... Bundan en çok yararlanan da ABD emperyalizmi oldu!

Dolayısıyla daha iyi bir tanım/yöntem bulunana kadar yapılması gereken şudur: Egemen bir devletin, kendi sınırları içindeki bir örgütü terörist görmesi, komşuları için de bağlayıcı olmalı... Yani Suriye’nin terörist kabul ettiği bir örgütü Ankara da terörist kabul etmeli ve destek vermemeli; Ankara’nın terörist gördüğü bir örgütü de Şam terörist kabul etmeli ve destek vermemeli!

Ancak bu şekilde “iyi komşuluk” sürdürülebilir ve ancak bu şekilde bölge emperyalist müdahalelere kapalı tutulabilir. Aksi durumda, bugün yaşadığımız sorunların sürmesi demektir... 


Yazarın Son Yazıları