‘Cennetin anahtarı’ efsanesi nasıl çöktü?

03 Aralık 2019 Salı

Sıcak tartışma gündemimizin başlığı ‘Türkiye - NATO ilişkileri neden gerildi’ sorusuna yanıt aramak değil mi?” Sorgulamanızı, itirazınızı duyar gibiyim.. Çünkü cumartesi günü gazetemizde yayımlanan, “Bir bilge iktisatçımızKorkut Boratav’ın üç kuşağa yayılmış, liberallerin de şapka çıkarmak zorunda kaldıkları sosyalist bakışlı politik iktisatçı analizlerini, anılarını bir sayfada toparlamaya çalışırken öylesine dağılmıştım ki..

10. sayfanın sekreterya çalışmaları, birinci sayfa haberlerinin çalışmalarının bile gerisine düşmüş, ucu ucuna yetişmişti. Günümüz sorgulamalarına dönük olarak da en çarpıcı öncelik alınması gereken ayağındaki, bugünkü başlığa aldığım sorgulamaların gerek Amerika-Avrupa, gerekse Türkiye ayağında yaşananların içinden Hoca’nın saydığı anlamlı satırbaşlarından, içime sığmayacak kadar çok eksik kalmıştı.

Bu yazıya girmeye çalışırken bir kulağım NATO toplantısı tartışmalarında.. “askeri güçle caydırıcılık ile ekonomik caydırıcılık savaşları ilişkilerinin bağlarının altını çizen..” saptamalar, örneklemeler peşpeşe sıralanıyor..

Korkut Boratav Hoca, “cennetin anahtarları” efsanesinin çökmesinde iki kanaldan beslenen gelişmeleri anımsatıyor. “Önce Güney coğrafyasında huzursuzluk başladı. Latin Amerika neo-liberal model nedeniyle 1980 sonrasıda on kayıp yıl yaşamıştı. Tepkiler iktidarlara taşındı 1999’da Chavez’in iktidara gelmesi, 2015’te Brezilya’daki sivil darbe, Arjantin’de finans kapital burjuvazinin saldırısı arasında iktidarların değişimi.. Güney Amerika’ya ‘pembe dalga’ damgasını vurmuştu. Bu solcu iktidarlar, neo-liberal modelin bölüşüm kurallarını reddettiler, sınıf dengelerini değiştirdiler” diyor.

İkinci muhalefet akımını ise 2007-2008’de Batı’yı sarsan büyük finans krizinin tetiklediğini söylüyor.

***

Güney krizi klasik iktisat düşüncesine fazla yansımıyor. Otuz yıl boyunca iktisat öğretimini biçimlendiren Batı dünyasındaki neo-klasik, neo-liberal politikalar, Marksist iktisat yaklaşımları üniversitelerin dışında tutuluyor. Ancak yaşamın gerçekleri, emperyalist sistemin yarattığı düzen, hegemonyanın Amerika’nın tekelinde, kontrolünde kalmasına artık güvence sağlayamayınca, Çin’e bakarak, devletin varlığı, sermaye hareketlerinin kontrolü gibi politika araçlarının yeniden tartışılmalarını gündeme taşıyor.

Trump’ın temsil ettiği anti neo-liberal çizgi tuhaftır. Egemen sermaye çevrelerinin kırk yıl boyunca benimsediği neo-klasik doktrine (küreselleşmeye) karşıtlık.. Ancak, siyaset düzleminde sola değil, neo-faşist bir harekete dönüşüyor. Yani neo-liberalizmin öncesi olan refah devletine dönüşü hedeflemiyor. Çünkü sermaye hâkimiyeti kargaşa içindedir; burjuvazinin farklı kanatları ağlaşıp duruyor.

Trump’ın yürüttüğü ticaret savaşlarından zarar gören Amerikan sermaye çevreleri, kazançlı çıkanlara göre daha fazla. Trump basit, ilkel bir siyasetçi olarak bir de sadece seçim kazanmaya odaklanıyor. O zaman tabanı oluşturan eski mavi yakalıların savrulduğu tutucu değerlerle (göçmen karşıtlığı, elit bürokrasi düşmanlığı) birleşiyor. Panzehiri sadece sosyalizm olabilir. Neo-faşist savrulmalar Amerika’yı da, Avrupa’yı da çözüme götüremez, kargaşaya götürür.

Boratav Hoca, gelinen noktada Amerika’nın üniversitelerinde ekonomi eğitiminin de çok boyutlu savrulmalarını, en kalitelileri dışında kalanların öğrenci bulamama gerçeği ile karşı karşıya kaldıklarını, ders programlarının çarpıcı boyutlarda ağırlıklarının değiştirilmesi ile yüzleşildiğini, “gerçekçi olmayan iktisat eğitimi istemiyoruz” sloganları ile öğrencilerden de tepkilerin yükseldiğini anlatıyor.

Türkiye’nin durumuna geçiş yaptığında, Erdoğan liderliğindeki iktidar ortaklıklarının önceleri, önceki dönemin krizinden göreceli çıkış yıllarının nimetlerinden fazlasıyla yararlandıklarını, 2010-15 sürecinde, Fed’in muslukları sıkma niyeti karşısında, son üç yılda neo-liberal kurallara sadakat konusunda bocalamalar yaşandığının altını çiziyor. Ama seçeneksiz olduğunu söylüyor. Aşırı dışa bağımlılık içine sürüklenmiş olması nedeniyle de kararsızlık içinde debelendiğini belirtiyor.

Türkiye’nin 20 yıllık neo-liberal yürüyüşünde halkın tüketiminin gelirinden fazla artırılması, sermaye birikiminin sabit kalması sonucunu “Cennetin anahtarı, sermaye birikimi büyümeyi değil, tüketimi, borçlanmayı yükseltti. Bu kapkaççı devletçilik..‘sahte cennetin’ anahtarlarını da atmayı gerektirecek...” diyor...