Deniz Yıldırım

‘Bir tarafta halkım, bir tarafta sermaye’

04 Aralık 2019 Çarşamba

Cumhurbaşkanı Erdoğan termik santral bacalarına filtre takılmasını erteleyen yasa maddesini veto etti. Erdoğan veto etti ya, teklifi Meclis’e getirenler, Meclis’te evet oyu verenler, hepsi birden Erdoğan’ı tebrik için sosyal medyada sıraya dizildi. İlm-i siyaset dairesinde açıklanabilecek bir durum değil, konu bizi aşıyor; bunu geçelim.

Beni daha çok, Erdoğan’ın salı sabahı Londra’ya hareket etmeden önce yaptığı açıklama ilgilendirdi. Şöyle diyor Cumhurbaşkanı: “Siz çok daha fazla para kazanacaksınız diye biz halkımızın zehirlenmesine fırsat veremeyiz. Bir tarafta halkım var, bir tarafta sermaye var.”

Güzel. Meclis’te yasaya evet diyen partilerin, filtre takılırsa ekonomimizin nasıl zarar göreceğini anlatan televizyon kanallarının, halkın çıkarına karşı sermaye tarafında olduğunu da yetkili bir ağızdan duymuş olduk böylece.

Gelelim diğer boyuta. Popülist siyaset, toplumu daima belirli bir uzlaşmazlık etrafında ikiye böler. Sonra da halkın çoğunluğunu diğer kutba karşı etrafında toplamaya çalışır. Erdoğan, yıllarca bunu “askeri vesayet”e, “bürokratik oligarşi”ye, “sivil-asker elitler”e karşı “zenci Türkler”in temsilcisi olduğunu anlatarak yaptı. Popülist stratejisinin özü buydu, başardı da. Ancak şimdi yerleşmiş, devletleşmiş bir siyasal projeye sahip. Haliyle, popülist stratejisinin eskisi gibi “askeri vesayet”e, “bürokratik oligarşi”ye karşı olması zor. Dolayısıyla sermaye karşısında halk vurgusu, partisinin tabanı daralır ve sermaye kesimleri yeni siyasal projeleri pişirirken hem yeni bir popülist siyaset hattına yönelme arzusunu ele veriyor, hem de giderek artan yoksulluk, pahalılık ve işsizlik karşısında halkın tepkisini kendisi lehine yumuşatma arayışına işaret ediyor. Özetle, krizin halkın hayatına etkisi arttıkça, kendi partisini, ittifak partilerini boşa düşürecek bu tür açıklamalara daha fazla yönelmesi şaşırtıcı olmaz.

Beklentilerimiz

Erdoğan’ın veto için kurduğu gerekçelendirme cümlesine gelelim şimdi: “Siz daha fazla para kazanacaksınız diye halkımızın zehirlenmesine fırsat veremeyiz.” Çok güzel; sermaye karşısında halkçılık vurgusunun gerekçesi, özel çıkarla halkın çıkarı çeliştiğinde halkın çıkarını öne almak; katılıyorum. Bu ölçünün her alana uygulanmasını bekleyelim o zaman.

Mesela halkın çoğunluğu geçinmek için çalışmak zorunda. Hem de çok çalışmak zorunda. Bakmayın haftada 40 saat dendiğine. Yoldaki zamanları da ekleyin, günün yarısı işte, birkaç saati evde, gerisi uykuda geçiyor. Buna yaşamak denir mi? Bilinmiyor. Evdeki hesap çarşıya uyuyor mu? Uyduğu görülmüyor. “Yeter bu denetimsizliğe. Büyük mağazalarınız, alışveriş merkezleriniz; bakkalı, manavı, kasabı bitiren market zincirleriniz, holdingleriniz az kişiye az parayla çok iş yaptırıp çok kazanıyor. Siz fazla para kazanacaksınız, tekelleşeceksiniz diye emek sömürüsüne müsaade edecek değiliz. Emekçinin hakkını alın teri kurumadan ödeyin” sözü, sıkı denetim yakın mıdır?

Hazine garantili ihaleler var; parasını, kullansak da ödüyoruz, kullanmasak da. Geçim sorunu yaşayan halk bir yanda, büyüdükçe büyüyen üç-beş sermaye grubu diğer yanda. Her yıl iki bine yakın işçi, önlenebilir iş kazalarında can veriyor üstüne üstlük. AKP devrinde kırıldı bu rekor. “Siz fazla para kazanacaksınız diye vergilerle halkımızın belini daha fazla bükecek, iş cinayetlerine sessiz kalacak değiliz” denmesi de mümkün artık. Çünkü koyulan yeni ölçü bunu gerektiriyor.

Devlet okullarının ödenekleri eksik; birçok ihtiyaç yeterince karşılanamıyor. Diğer yandaysa özel okulların payı hızla artıyor. Eğitime yeterince kamu kaynağının ayrılmaması, yoksul çocuklarının hayata geriden başlamasına yol açıyor. Birilerine, “Siz kamu kaynaklarından aslan payını alacaksınız diye halkımızın eğitiminden, sağlığından kesecek değiliz” demenin vakti gelmedi mi?

Her şeyi özelleştirdik. Kalanları da Varlık Fonu’na aktardık. Yönetiminde biz varız, sermaye temsilcileri de var. Ama emeğiyle üreten Ahmet Amca; ürettiğiyle bizi büyüten, kamu malında hakkı olan Fatma Teyze yok. Bakanlık koltuklarında sermaye kesiminin sektör temsilcileri var ama halkın sözcüleri yok. Buralarda da artık halkım karar vericidir” deme zamanı mı yaklaşıyor yoksa?

Emekliler geçinemiyor. Gençler işsiz; üretimden koparıldık. Bankalar kâr rekorları kırdı. “Artık yeter; siz kâr rekorları kıracaksınız diye, halkı borçlandırarak gelişeceksiniz diye halkın ezilmesine son. Üretken bir ekonomi modeline geçiyoruz” açıklaması da gelir mi?

Ne dersiniz? Ya da Erdoğan bile kendi partisine karşı “Halkçı” muhalefet görüntüsü vermeye kalkmışken, Halkçı bir çizgiyi öne çıkarmakta zorlanan muhalefet, tutukluğunu giderir mi?




Yazarın Son Yazıları

Parazit sistemi 15 Şubat 2020
Tarikat Siyaset Ticaret 5 Şubat 2020
Kuvvetli ayrılık 1 Şubat 2020
Karartma geceleri 25 Ocak 2020
Zenginler ve fakirler 22 Ocak 2020
Birinciyiz 15 Ocak 2020
İyi bir yıl için 1 Ocak 2020