Olayların Ardındaki Gerçek

TÜSİAD ve Demokrasi

08 Aralık 2019 Pazar

Ünlü devlet adamı Churchill, “Demokrasi insan aklının bulduğu en az mahzurlu rejimdir” demişti.

Demokrasi, çağımızda çoğunlukçu (sayıya dayanan) değil, çoğulcu olursa değer kazanıyor. Bu da halkın tüm kesimlerinin demokratik yönetime katılması demektir ki, “katılımcı demokrasi” olarak tanımlanıyor.

Demokrasi zor bir yönetim biçimidir. Demokrasinin gerçekleşmesi için aydınların, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının özellikle burjuvazinin demokrasi ilkelerine sahip çıkması ve demokrasinin evrensel ilkelerini cesaretle savunması gerekir. Ancak bu durumda demokrasi gerçekleşebilir, yeşerebilir.

Ünlü siyaset bilimci Montesquieu, “İktidara gelenler, güçler dengesi tarafından denetlenemezlerse sonuç otoriter rejimlerin doğuşuna gider” diyor. Bu nedenle, siyasal iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesi ile güçlerin birbirini kontrol etmesi yoluyla denetlenmesi gerekmektedir.

Burjuvazinin de demokrasi ilkelerine cesaretle sahip çıkması son derece önemlidir. Son yıllarda, ülkemizin en büyük sanayi ve ticaret şirketlerinin üst düzey kuruluşu TÜSİAD, bu yolda cesur adımlar atıyor.

Nitekim, 4 Aralık 2019 tarihinde Ankara’da TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu toplantısında bu konuda açık mesajlar verildi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Karlowski, ekonomik konularda görüşlerini açıkladı. Büyümenin yüzde beşin üzerine çıkması gerektiğini, tersi durumda işsizliğin artmayı sürdüreceğini bildirdi. (Cumhuriyet, 5.11.2019) 

Hukuk Devleti

Başkan Karlowski, ekonominin olumlu gelişimi ve yürümesi için, “güven ortamının yeniden tesis edilmesi gerektiğini, bunun yolunun hukuk devleti ilkesini gerçek anlamda uygulamaktan geçtiğini” söyledi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan da düşüncelerini çok açık ve cesaretle ortaya koydu. Özilhan’ın çarpıcı, yalın ve açık tespitleri şöyle özetlenebilir:

Sistem henüz oturmadı

- Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra, yeni sistemin kurumsal yapısının henüz oturtulamamış olması yapısal sorunların çözümünde bizi yavaşlatıyor. Özilhan, şunları ilave etti:

Uzun vadede vatandaşımızın huzur ve refahı, demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kadın-erkek eşitliği, sosyal adalet, adaletli gelir dağılımı, tüm bireyler için kaliteli eğitim, ifade özgürlüğü, doğal ve kültürel mirası koruma hedefleri doğrultusunda kat ettiğimiz mesafeye bağlı olacaktır.

‘Laiklik bu ülkenin çapası ve çimentosu’

Özilhan, “Bu hedefler doğrultusunda ilerlerken asla vazgeçemeyeceğimiz ilke ise laiklik. Laiklik bu ülkenin çapası ve çimentosudur” dedi.

Özilhan, eğitim ve yolsuzluklar konusunda da şu açıklamaları yaptı:

- Eğitim performansımız ulusal araştırmalarda da, uluslararası karşılaştırmalarda da tatmin edici çıkmıyor. Sosyal devlet olmanın gereği toplanan ilave vergilerin eğitim ve diğer sosyal harcamalara ayrılmasıdır.

Harcamalar şeffaf olsun ki, paranın doğru kullanıldığı ve kayırmacılık yapılmadığı konusunda kimsenin şüphesi olmasın.

Bu tespitlerin, Batı dünyasında yapılması çok doğaldır. Ancak, Türkiye’nin bugünkü koşullarında bir işadamı tarafından yapılması açıkça belirtilmelidir ki önemlidir ve cesaret isteyen bir davranıştır. Kabul edilmelidir ki, gerçek demokratik düzenin kurulması yönünde ileri bir adımdır.

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu bundan önce Mayıs 2019’da İstanbul’da düzenlediği toplantıda buna benzer tespitler yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu konuşmalara karşı verdiği yanıtta, bunlara şiddetle karşı çıkmış, hatta Özilhan’ı hedef almış ve şunları söylemişti:

“Bazı işadamları dün açıklanan karardan sonra garip garip açıklamalar yapıyor. Yanlış yapıyorsunuz, herkes haddini bilecek. Ekonomi ile mi uğraşıyorsun? İşadamı mısın? Sen işini yap, sana düşeni, sandığına git oyunu kullan ama kalkıp da seçim yargısının verdiği karara müdahale mahiyetinde açıklamalar yaparsanız bu sizin de nerede durduğunuzu, nereye oturduğunuzu ortaya koyuyor. Bizim de size bakış açımız değişecektir.”

Özilhan’ın konuşmasına karşı yapılan bu “tehdit” içeren hukuk, özgürlükler ve demokrasi açısından çok talihsiz açıklamalardı.

Kuşkusuz 4 Aralık 2019’da Ankara’da yapılan bu toplantı sonrası ileriye sürülen ve yukarıda özetlenen bu gerçekçi tespitlere karşı Erdoğan’ın tutumu da merak edilmektedir.

Bir ülkede demokrasinin yerleşmesi için önce aydınların, emekçilerin, tüm kesimlerin ve burjuvazinin gerçekleri cesaretle ortaya koyması gerekir.

Demokrasinin sadece siyasetçilerin oyun sahası olmaktan çıkarılması için düşüncelerin açıkça ve cesaretle ortaya konulması zorunludur.

Demokrasi herkes için gereklidir ve geçerlidir.




Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları