Libya girişimi ve ötesi...

11 Aralık 2019 Çarşamba

Türkiye’nin 27 Kasım’da açıkladığı Libya ile münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşması, bizim de yeri geldikçe vurguladığımız Doğu Akdeniz’deki zararlı yalnızlığımıza son verebilecek bir girişim. Ancak her şey değil...

Libya boyutundan başlayalım... Ülke fiilen ikiye bölünmüş durumda. Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören yönetimle anlaşma imzaladı. Ancak bu hükümetin karşısında uluslararası alanda da gücü olan başka bir yapı var. 

Libya’da Kaddafi rejiminin devrilmesinden sonra yaşanan karmaşada Türkiye’nin 15 milyar doları kaldı. Bu anlaşmanın devamında Libya’nın da huzura kavuşmasını, iki ülke ilişkilerinin rayına girmesini dileyelim. 

Burada önemli olan Türkiye’nin Akdeniz’de karşılıklı bir hat çizmeye başlamış olması. Zira bu hattın devamında öteki ülkelere karşı da elini güçlendirmek olacak.

*** 

Ankara’da Libya anlaşmasının ardından bölgeye ilişkin daha farklı bir hareketlilik var. Bunun ayrıntılarına geçmeden önce tabloyu özetleyelim.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu 2010 yılında raporu yayımladı:

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs, Suriye, Lübnan, Filistin ekseninde 1.7 milyar varil petrol, 3.45 trilyon metreküp doğalgaz rezervi saptanmıştır. Girit Adası ve Nil Deltası hattında da hidrokarbon kaynakları bulunmaktadır.

Halen Akdeniz’in dibindeki kaynaklar bakımından genel durum şu:

Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Filistin, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ortaklaşa kurdukları Doğu Akdeniz Gaz Forumu, geçen temmuzda Mısır’da yaptığı toplantının ardından 2020’nin ilk aylarında yeniden bir araya gelecek. Bu ülkeler 2003’le 2014 yılları arasında yaptıkları ikili, üçlü anlaşmalarla fiili bir kader birliği yaptılar. 

Bu işbirliğine uluslararası enerji şirketleri de eşlik etti. Zaten onların içinde olmadığı beraberlikler uzun ömürlü olmuyor. ABD’nin Exxon Mobil, Fransa’nın Total, İtalya’nın Eni, İngiltere’nin BG, Güney Kore’nin Kogas, İsrail’in Delek Drilling Group, Katar’ın Katar Peroleum şirketleri devrede.

Özellikle Mısır açıklarındaki kaynaklarla ilgili kazanca dönüştürülebilir adımlar hayli ilerledi. Sürecin en kazançlı ülkelerden biri olan Mısır, İsrail’le de gazın Asya pazarına ulaştırılmasıyla ilgili ayrı görüşmeler yapıyor. 

Bu denklemde iki ülke yok: Türkiye ve Suriye.

Suriye, 1970’li yıllardan beri Moskova ile Akdeniz’e ilişkin de beraberlik yaşıyor. Yukarıda özetlediğimiz gelişmelerin ardından 2017 yılında Şam’la Moskova Doğu Akdeniz’de Suriye’nin hak iddia edebileceği alanlarda birlikte çalışmak için anlaştı.

***

Türkiye ise Doğu Akdeniz’de gaz hareketliliğinin başladığı 2003’ten bu yana gereken adımları atmadı ya da geç kaldı. Kıbrıs açıklarında sondaj ve araştırma gemileri bayrağımızı dalgalandırdı, ama BM katında kabul gören MEB anlaşmaları yoktu.

Gelinen noktada Libya ile bir adım atıldı. Bunun arkasının gelebileceği konuşuluyor. Türkiye, Mısır, İsrail ve Lübnan’la değişik düzeylerde görüşüyor. 

Madalyonun öbür yüzünü çevirince bu ülkeler de çıkacak gazı Batı’ya pazarlamak için Türkiye’ye gereksinim duyuyor. Aksi halde gazı Avrupa’ya ulaştırmanın maliyeti katlanacak.

Bu adımların sonuç vermesini dilerken AKP’ye bir anımsatmamız var: diplomasiyi kesinlikle ihmal etmesin.

Türkiye, diplomasiyi ötelenmenin çok zararını gördü. Libya’da ne olursa olsun taraf tutmaktan çok birleştirici olmaya özen göstermek gerekiyor.

Bir de Lozan Antlaşması var. Ümit Yalım’ın uzun süredir üzerinde durduğu, kendisini adadığı Ege’deki ada varlıklarımız da göz ardı edilmemeli. Yalım’a göre, Girit çevresindeki adalardan 5’i Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi uyarınca Türkiye’nin. Libya ile yapılan anlaşmanın bu konuda hak kaybı yarattığına dikkat çekiyor.

450 bin kilometrekarelik “mavi vatan”da başımızı kumdan çıkarıp çok yönlü bakmanın vaktini fazla geçirmeyelim.


Yazarın Son Yazıları

Ankara’nın rantları! 25 Aralık 2019