Sadizmin kollarında

05 Ocak 2020 Pazar

Başkasına acı çektirerek zevk alan “sadist”lerin isim babası Marquis de Sade, yetmiş dört yıllık ömrünün otuz yılını düşünceleri yüzünden zindanlarda geçirdi. Kapsadığı şiddet, vahşet ve cinsel sapkınlıklar yüzünden yazdığı kitapların yarısı, 18. yüzyıl Fransası’nda yakılarak yok edildi. Büyük Fransız Devrimi sonrası, 1791 yılında devrim liderlerinden Marat için bir oyun yazan Sade, Cumhuriyetçiler tarafından hapisten çıkarıldı ve acımasız davranır önyargısıyla Kral yanlılarının yargılanıp, genellikle giyotine gönderildiği devrim mahkemelerinden birinin başına getirildi.

Oysa Sade’ın kendisi, “sadist” değildi!

Ölüm cezasına karşıydı ve devrimci dostlarına, “Ey dürüst insanlar, bir insanı başka bir insanı öldürdüğü için ölüme gönderiyorsunuz. Bir yerine iki cinayet işlemek anlamına gelmez mi bu?” diyordu.


Celladını bağışlayan kurban


Devrim mahkemesi başkanı Sade’ın karşısına, günün birinde kendisini 13 yıl Bastille zindanlarında çürüten adam, baş düşmanı Yargıç Montreuil getirildi.

Cumhuriyetçilerin safına geçen Montreuil, eski hükümlüsünün başkanlık ettiği mahkeme heyetinde görev almak istiyordu! Marquis de Sade’ın değil ona görev vermek, giyotine göndermek olanağı bile vardı. Oysa Sade, Yargıç Montreuil’ün yanına giderek elini sıktı, sırtını sıvazlayarak cesaret verici sözler söyledi ve kendisini mahkeme heyetine dahil etti.
İnsandaki kötülük dürtüsünün, iyilik dürtüsünden daha güçlü olduğuna inanan Marquis de Sade, Napolyon tahta çıkınca yine içeri tıkıldı ve zindanda öldü. Ama kötülük dürtüsüne adını koyan Sade öldü diye, insanlar daha iyi olmadı.

Kutsanan sadizm


Tarihte şiddetten şehvet damıtan ilk kurum din olmuştur. Sadizmin isim babası Marquis de Sade üstüne en mükemmel incelemeyi yapan Georges Bataille, Sadizmin tanımlanması, dinlerin kurbanlık dehşetine açıklanması zor bir gariplik diye bakan zihniyeti değiştirerek, bu dehşetin temelinde cinsel içgüdülerin yattığını ortaya çıkardı” diye yazar.
Yine Bataille’ın kaleminden, tarihte çocukları kızgın demirlerle dağlamak, insanları küme küme sepetlere kapatıp yakmak gibi dinsel törenlerin ve canlı canlı soydukları kadınların kanlı derilerini üzerlerine geçirerek ayin yapan Hıristiyan din adamlarının, aslında şiddette şehvet arayan ve vahşetle doyuma ulaşan cinsel içgüdüleri “kutsayarak” sadizmi tinsel anlamda meşru kılmaktan başka bir şey yapmadıklarını öğreniriz.


İslamiyetin ortaçağı


Türkiye’yi kasıp kavuran sadizm süreci, işte bu anlamda hiç de şaşırtıcı değil, değerli okurlarım.

Sadizmin, acı çektirmekten alınan tinsel ve cinsel zevk olduğunu bilirsek; dinen günah, ahlaken kötülüğün ta kendisi bu sapkınlığı öğretilmiş (dayatılmış da diyebiliriz) inançlardan bağımsız düşünmek abestir.

İslamiyet, Hıristiyanlıktan 700 yıl sonra doğan din olarak ortaçağını sürüyor. Aslı olmayan bir ruhban sınıfının yaratılıp, halk sefalet içinde debelenirken; semirdikçe semiren diyanet, cemaat ve tarikatların, hatta bazı müritlerin fütursuzca zenginlik gösterileri, tinsel sadistlik değilse nedir?

Hıristiyanlığın ortaçağında Papalık devletleri de aynı yozlaşmaya sahne oldu.

Keza siyasal İslam sayesinde ahlaksızlığın tavan yaptığı Türkiye’de, sözde din adamlarıyla müritleri arasında bazen akıl almaz türden cinsel ilişkilerin, çocukları kurban seçen pedofillerin, hayvanlara musallat olan zoofillerin ve hatta cesetlere bile dadanan nekrofil sayısının hızla artması; ne bir eksik ne bir fazlasıyla Hıristiyan cemaat ve tarikatlarda da yaşandı.


Aşağılık duygusu megalomani yarattı


Günümüzde cinsel açlık, bastırılmışlık ve kadın erkek eşitsizliğinin ürettiği aşağılık kompleksi, Müslüman ülkelerde “İslami” gerekçelerle erkek sadizmine dönüştürülerek onarılıyor.

Çağımızda bile Papalığa bağlı kilise yetkilileri ve Katolik egemenler pedofil papazları hâlâ nasıl gizleyip kolluyorsa; İslam ülkelerindeki erkek egemenler ve yargı erki de gerek kadın katillerini, gerekse pedofil sadistleri yok ağır tahrik, yok çocuğun rızası vardı, olmadı takım elbiseli “iyi hal” indirimiyle gözetiyorlar.

Başka bir deyişle sadistler arası küresel bir dayanışma var, değerli okurlarım. Hem de ezelden ebede...

Hıristiyan âlemi, kilisenin sadizminden uzun mezhep savaşlarından sonra “din devleti”ni ortadan kaldırmakla kurtuldu. Ruhban sınıfının topluma verdiği kültürel zararı da böylece sınırladı.

Türkiye’yi, bir din devletine dönüşmekten mutlaka alıkoymalıyız. Çünkü sadizmin sonunda, zevk alınsa da alınmasa da mutlaka kan akar. Tamam, mazoşist bir toplumuz, ama bir yere kadar.

Unutmayalım ki mazoşist olmayan yerde sadistin de işlevi kalmaz!


Yazarın Son Yazıları

Çok mu geç, Valentine? 16 Şubat 2020
Opera’daki hayal 9 Şubat 2020
Deprem 26 Ocak 2020
Sadizmin kollarında 5 Ocak 2020
Yılbaşı sıkıntısı 29 Aralık 2019
Neden susuyorsunuz? 22 Aralık 2019
Cinayet mi, suikast mı? 15 Aralık 2019
Casus kazanı Türkiye 24 Kasım 2019