Özdemir İnce

Acının soytarıları

09 Şubat 2020 Pazar

2001 yılında gazetelerde, kültür dergilerinde yayımlanmış on binlerce yazıdan kaçı hayatta kalmış olabilir? Köşemenlerin güncel yani aktüel yazılarından yüzde 99 virgül sonsuzu kesinlikle tahtalı köyü boylamıştır. Bir edebiyat yazarı siyasal ve toplumsal eleştiri yazısı yayımlamışsa, ücra bir yerde olsa bile, 19 yılda büyür ve serpilir.

***

İstanbul ve köydeki kitaplıklarımda gene yer kalmadı. Gene her yer dolu, adım atacak yer yok. Artık başvurmam gerekmeyen, kaynak olmayacak, bir kez daha okumayacağım imzalı, / imzasız Türkçe kitapları kutulara dolduruyorum. Kadıköy Belediyesi’nin Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’ne göndereceğim. Orada bir özel bölümüm var.

Hiç ummadığım bir yerde Tahsin Yücel’in Yüz ve Söz (YKY) deneme (makaleler) derlemesiyle buluştum. 16.12.2008 günü imzalamış Ülker’le bana. Yazılar, Prof. Dr. Çetin Yetkin’in Antalya’da yayımladığı Gazete Müdafaa-i Hukuk adlı dergide yayımlanmış. Yani ücra bir yerde. Kitaptan rasgele bir sayfa (146-147) açıyorum:

***

Kral Ubu ‘bir ilke daha imza atarak’ sahneden inip Türkiye’ye geldi de sonsuzca çoğalmaya mı başladı? Büyüklerimizin ağzıyla o mu konuşuyor? Bilemiyorum doğrusu. Hiç kuşkusuz, en ilkelinden en gelişmişine, tüm insan topluluklarında şu ya da bu biçimde varlığını saptadığımıza göre, gösterinin önemli bir işlevi (ya da işlevleri) bulunduğu kesin. Hamlet de, ‘Gösteri; işte burada yakalayacağım onun bilincini!’ derken, bu işlevlerin en başta gelenlerinden birinin altını çizer. Ne var ki, gösterinin işlevini gereğince gerçekleştirebilmesi için, gerçek yeri neyse, oraya konulması, gerçeğe göre konumunun bilinmesi gerekir. Bizse, özellikle şu son dönemlerde, ikisini ayrılmaz biçimde birbirine karıştırdığımızdan, hem gerçeğin, hem gösterinin berisinde kalıyor, önümüze konulan her şeyin seçeneksiz olduğunu sanıyoruz. Bunun sonucu olarak, kara güldürü yalnızca tek gösteri biçimi olarak değil, aynı zamanda tek etkinlik biçimi olarak beliriyor, yurttaş da her türlü etkinliği bir kara güldürü olarak algılıyor. Böylece, diyelim ki bir toplantı sırasında, ağırbaşlılığını hâlâ yitirmemiş bir dinozor ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır bunalımını yaşıyor!’ diyecek oldu mu Türk ulusuna en büyük muştuyu vermiş gibi alkışı basıyor herkes; diyelim ki bir gazinoda, yanık sesli bir türkücü ‘Kara bahtım, kör talihim, taşa bassam iz olur, / Ağustosta suya girsem, balta kesmez buz olur, / Doksanında bir yar sevsem, on beşinde kız olur!’ diye acı mı acı bir uzun havaya başladı mı millet saniyesinde piste fırlayıp şıkır şıkır göbek atmaya başlıyor.

Oscar Wilde, yeni zamanların en korkunç yanının ağlatıya güldürü giysileri giydirmek olduğunu vurguladıktan sonra, ‘Bizler acının soytarılarıyız’, diyordu. Sanırım, tam o noktadayız” (1.7.2001)

***

Ben de değerli, onurlu, alçakgönüllü ve sapına kadar Cumhuriyetçi ve rahmetli kardeşim Tahsin Yücel’in bıraktığı yerden devam edeceğim:

“Oy dingala dingala / Kömür koydum mangala /Ayşe, Fatma dostun var / Çalkala Boncuk çalkala. // Babamdan miras kaldı./ Onu da çapkınlar aldı. / Çapkınların yüzünden / Ayağımda pantol kalmadı.// Oy dingala dingala / Kömür koydum mangala / Ayşe, Fatma dostun var / Çalkala Boncuk çalkala. // Kabağı boynuma takarım / Sağıma soluma bakarım./ Bana mangiz verirsen / Sana göbek atarım. // Oy dingala dingala / Kömür koydum mangala/ Ayşe, Fatma dostun var/ Çalkala Boncuk çalkala.”

***

İlkokulda okurken Cambaz Çadırı’nda çıraklık ettim bir yaz. Mersin’de, İhsaniye Mahallesi’nde, eskiden Hıristiyan mezarlığı olan yerde. Yanık Şeşati Pavlikesi’nin (Fabrikasının) arkasında. Şimdi belediye binasının olduğu yerde. Şarkıcı “Hey Dingola Dingola / Eşşek gaçtı govala / Ayşe de Fatma dostum var / Çalkala yavrum çalkala” diye söylerdi ve “motosiklet ölüm üstüvanesinde” motosiklet haarrrrrrrrrr diye dönmeye başlardı. Yalınayak, başı kabaktım. İçimde müthiş bir hüzün olurdu.

***

Şimdilerde de içimde gene o hüzün var, o hüzün kazanında öfke ve isyan fokur kokur kaynıyor. Vee birileri “Ya Allah Bismillah” diyerek motosiklete binmiş, ölüm üstüvanesinde motosikletin gidonunu bırakıp Türk bayrağı açmış fıldır fıldır dönüyor. Bunu gören iki hacıfışfıştan biri ötekine “İşte uzaya böyle çıkacağız, iman kuvvetiyle” diyor.


Yazarın Son Yazıları

Virüs ve özeleştiri 29 Mart 2020
Kökler nerede? 27 Mart 2020
Tınma Memet! 8 Mart 2020
Bir peri masalı 6 Mart 2020
Devrim yasaları 3 Mart 2020
Ayıptır yahuu! 1 Mart 2020
Aşkı eflatuni 25 Şubat 2020