Köşe Yazısı

A+ A-

Bir sis çanı gibi gecenin içinde...

18 Ocak 2015 Pazar

İşçilerin hastanenin önünde ‘Diren, İnce Memed!’ diye seslenmeleri, Hemite’deki çocukluk arkadaşı Döne Gürbüz’ün ‘Yaşar Kemalim, sakın ölme!’ demesi boşuna değil. Yaşar Kemal ölürse, yalnızca ruhumuzu ve Türkçemizi zenginleştiren büyük bir yazarı değil, duruşuyla, çağrılarıyla, eylemleriyle ‘toplumumuzun vicdanı’ olan yüce gönüllü bir insanı yitireceğiz.

[Haber görseli]

Kimi yazarlar ve ozanlar, romanlarını, öykülerini, şiirlerini yazarken, yaşadıkları toplumun iklimini, coğrafyasını gözlemleme güçlerinden, insan ruhunu ve doğasını okuma yetilerinden yola çıkarak bir “ses”e dönüşürler.
Yalnızca okurlarını derinden etkileyen yapıtlar vermekle kalmazlar, yaşananlara gösterdikleri tepkileriyle, yüreklilikle dile getirdikleri yol gösterici, akıl açıcı düşünceleriyle, “yaşadıkları toplumun sesi, vicdanı” olurlar.

Whitman, Zola, Senghor
Yurttaşlarını tüm ırkların birleşmesinden doğan, siyasal özgürlükten beslenen yeni bir soy yaratmaya çağıran ozan Walt Whitman...
Yalnızca 19. yüzyılın en büyük romancılarından biri değil, aynı zamanda gerçeğin ve adaletin savunucusu, yoksullar ve ezilenlerin yanında bir eylem insanı olan Émile Zola...
Tüm bir Afrika’nın birliğinden yana çıkan, bağnazlıktan uzak, insancıl değerleri hayata geçirmek için uğraş veren şair Léopold Senghor...
ABD’nin Vietnam politikalarına karşı çıkarak, kendi adıyla anılan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ni toplayan düşünür Bertrand Russell...

Söz ve eylem
Şimdilerde hastanede yatan Yaşar Kemal’i yitirebileceğimiz düşüncesi, derin kaygılar salıyor yüreğime.
Yalnızca ruhumuzu ve Türkçemizi zenginleştiren büyük bir yazarı değil, sözleri ve eylemleriyle, çağrıları ve uyarılarıyla “toplumumuzun vicdanı” olan yüce gönüllü bir insandan yoksun kalabileceğimizi düşünürken yüreğim burkuluyor.

Bir çağrı
20 yıldır sürdürdüğü barış çağrılarını topladığı “Bu Bir Çağrıdır” adlı kitabı geçiyor aklımdan.
“Ne söylense sanki duyan yok, gören yok, buna karşın Kürt sorunu dillerde, dillerde ya, hiçbir şey olmuyor” diyordu:
“Sanki Türkiye’de hiçbir şey olmamış, sanki köyler, binlerce köy yakılarak dört milyon köylü Türkiye’nin dört bir yanına aç perişan dağılmamış, sanki binlerce faili meçhul denilen cinayet olmamış, sanki Kürtler inanılmayacak işkenceler görmemişler, işkencelerde ölmemişler. Şimdi köylüler köylerine dönsün diyorlar ama ya köy kalmamış, ya kalan köylere onları devletin korucuları sokmuyor.”
İktidarların politik hesaplarından, yapay girişimlerinden arınmış, toplumu su gibi bilen, yüreği hep insandan yana atan bir yazarın çağrısı bu...
1950’den bu yana, düşünceleri, duruşu ve yazdıklarından ötürü tutuklanan, hapis yatan bir yazarın çağrısı...

Anday’ın dizeleri
Yaşar Kemal’i yitirebileceğimizi düşünürken onun yaşamının, Melih Cevdet Anday’ın “Telgrafhane” şiirinin dizelerine ne kadar denk düştüğü geçiyor aklımdan:
“Bir sis çanı gibi gecenin içinde / Ta gün ışıyıncaya kadar / Vakur metin sade / Çalacaksın...”
Doğayı, dilleri ve kültürleri korumanın bilincine varan, insanı insan kılan kültürlerin hepimizin varlığı olduğunu kavrayan, doğru dürüst bir demokratik düzenin kurulması için aklıyla, yüreğiyle el ele veren bir toplum düşledi Yaşar Kemal.
Çağrılarını yıllarca gecenin içinde bir sis çanı gibi, vakur, metin, sade, yineledi...

Gerçek ödül
Nobel Edebiyat Ödülü’nün en güçlü adayları arasında olmasına karşın ödülü bir türlü alamaması çok konuşuldu. Oysa o, ödüllerin en gerçeğini çoktan almıştı.
Onun ödülü, “İnce Memed”in, “Ortadirek”in, “Ölmez Otu”nun, “Yusufcuk Yusuf”un, “Deniz Küstü”nün, yüz binlerce okurun zihninde düş ve gerçeği şiirsel bir dille buluşturmuş olması... Onun ödülü, yapıtları ve duruşuyla, çok farklı kesimlerden insanların gönlünü, sevgisini, saygısını kazanmış olması...
En büyük ödülü ise, işçilerin, köylülerin, emekçilerin gönülden geçmiş olsun dilekleri...
İşçilerin, yattığı hastanede ona “Diren, İnce Memed, yoldaşların seninle!” diye seslenmeleri...
Doğduğu Hemite köyünde, çocukluğundan kapı komşusu 90 yaşındaki Döne Gürbüz’ün “Yaşar Kemalim, sakın ölme!” diye seslenmesi...“Baba, sakın ölme!” diyorum ben de. “Ölürsen, şu toplumda azıcık kalan vicdanımızın bir parçası daha ölecek!”

Tümü Celal Üster - Son yazıları

Bir ‘Ali Gevgilili ironisi’ 13 Eylül 2018 Per
Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018 Pzt
‘Tüm iktidar hayalgücüne!’ 4 Mayıs 2018 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Yaşar Kemal