Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Kriz Nereye? / 2

31 Ekim 2008 Cuma

Esmer senaryoya göre kurtarma paketleri işe yaramıyor, tüm sektörler olumsuz etkileniyor.

Kriz dünyayı sarıyor

Esmer senaryoya göre, kurtarma operasyonları işe yaramıyor, kriz derinleşiyor, tüm sektörleri ve ülkeleri sarıyor. Kapitalistler arasında büyükler küçükleri yutuyor, alt sınıflarda hızlı bir yoksullaşma ve işsizlik dalgası yayılıyor, tüm dünyada faşizan iklim hüküm sürüyor. Türkiye de bu süreçten payını alıyor...

Gelelim krizin esmer senaryosuna... Daha ilk dalgada en önemli yatırım bankalarının iflası ve dara düşmesi ile başlayan ABD’deki yaprak dökümü, Kongre’nin sancılanarak çıkardığı yardım paketine rağmen, deva bulmaz... Toplum, müthiş bir hayal kırıklığı ve güven bunalımı yaşamaktadır... Derin bir kriz toplumdan uzun süre saklanmıştır, umulmadık dağlara kar yağmıştır. İstenen fedakârlığın ilk ve son fedakârlık olacağı ne malum? Ya bu da kâr etmezse? Bu güven bunalımı ile beklenen durulma bir türlü gerçekleşmez.

Yardım paketi, bütçede iç borç stokunu katlar. Bütçenin önemli bir kısmı borçları çevirmek için yükselmiş faizlere ayrılmak zorunda kalınır. Eğitim, sağlık gibi kesimleri içeren sosyal harcamalar daraltılır. Bu zaten önemli bir gelir eşitsizliği yaşayan ABD’de hoşnutsuzlukları artırır.

Obama’nın enkaz devraldıkbahanesine tahammül kalmamıştır. Yatırım bankalarındaki toksik madde, mevduat bankalarına sıçrar ve mali sektör, onu takiben tüm hizmet sektörlerinde daralma, hızla işten çıkarmalar yaşanır. Reklam harcamaları azalır medyada sıkıntı başlar. Toplumun öfkesine medya gönüllü tercüman olur ve toplumsal muhalefet hızla yükselir, protesto yürüyüşleri, yer yer yağma hadiseleri yaşanır, asayiş, güvenlik hızla azalır, Holywoodun korku filmleri gerçek hayatta yaşanmaya başlanmıştır artık...


Yoksullaşma ve işsizlik dalgası

Güven bunalımı yaşayan Amerikalı tasarrufunu altına yöneltir, bankalardan emin olamamanın kızgınlığı hızla artar. Yükselen faizler ve daralan kredi piyasası hızla reel sektörü vurmaya başlar. Tüketmekten kaçınan toplum, iç talebi hızla daraltır, bu hem ABDli firmaları hem de ABDye mal satan ülkeleri vurmaya başlar. Özellikle NAFTA içindeki Meksika ve Kanada, ABDdeki gerilimi anında yaşamaktadırlar. Meksikada hızlı bir muhalefet hareketi boylanır ve Latin Amerika’daki radikallerle bütünleşir. ABDye mal satmakta zorlanan Latin Amerika’da, ABDsiz, emperyalistsiz bir dünya da mümkünsloganı başatlık kazanır ve kıta içi dayanışmayı artırıcı düzenlemeler hızlanır.

Rekabet gücü zayıflayan, iç pazarı daralan ihracat takati kalmayan ABDli firmalarda yaprak dökümü başlar . Hükümet, zordaki firmaları birleşmeye teşvik etmekte, büyükler dara düşenleri yutmaktadır. Bütçede, kurtarmalardan dolayı sosyal harcamalar azalmakta, batan firmalarla birlikte binlerce çalışan işini kaybetmekte, toplumda yeni bir yoksullaşma ve işsizlik dalgası yaşanmaktadır.

AB ortak politika oluşturamaz

ABDdeki düşüşün etkilerini anında yaşayan Avrupada ise, oluşturulan 350 milyar Avro’luk kurtarma paketi yeterince işe yaramamış görünmektedir. AB üyeleri içinde tam bir uyum da yoktur. ABDye göre daha köklü bir işçi hareketine sahip olan ABde çalışanlar uyuyan sendikalarını silkelemiş ve etkili bir dip dalga ile krizin yükünü üstlenmeyeceklerini ilan etmişlerdir. Devlet müdahalelerinin kimin için, kime fatura edilmek üzere yapıldığı yoğun biçimde sorgulanmakta, genel grev tehditleri uçuşmaktadır. Piyasa odaklı yaklaşımların iflası bunun savunucusu parti ve çevreleri hedef tahtasına oturturken hızla, daha sosyal bir Avrupa sloganı etrafında birleşilmekte ve krizin yükünü çalışanlar değil, sebep olan banka ve firmalar üstlensin, tavrı yükselmektedir. Avrupa’da da mali kesimden reel kesime sıçrayan kriz hızla üretim daralmalarına ve tensikatlara yol açmakta, özellikle göçmenlere karşı faşist oluşumlar palazlanmaktadır. Bu oluşumlara karşı dayanışmalar hızla örgütlenmektedir. Tüm mali sektörün, finans kapitalin kamulaştırılması, yeni bir toplumsal düzenle ile ilgili talepler hızla yayılmaktadır.


Türkiye’de esmer senaryo

Krizin etkisiyle enflasyon kontrolden çıkar, kepenk kapatanlar artar, kurlar fırlar, cari açık ve işsizlik çığ gibi büyür, yoksullaşma dalgası tüm ülkeyi sarar, sosyal harcamalar kısılır.

Kâbusa dönüşen ekonomik çalkantı, ekonomisi daha çok AB ile bütünleşik olan Türkiye’de etkisini göstermekte gecikmez. Kriz öncesi, enflasyonu kontrolden çıkan, büyüme temposu düşen, cari açığı hızla büyüyen ve iş dünyasının sızlanmalarına yol açan AKP iktidarının ekonomi politikası daha çok eleştirilmeye başlanmıştır. Yandaşı MÜSİAD bile gelişmelerden hoşnutsuzdur. AKPnin İslami toplum projesi odaklı politikaları toplumu zaten germiş, kutuplaşmaları artırmış ve diyalog ortamını erozyona uğratmışken, bunların üstüne binen dış krizin sert rüzgârları, bir de yolsuzluk dosyaları ayyuka çıkan AKPyi iyice zayıflatır. Ekonomik ve siyasal kırılganlığı artan AKP yönetimi, ABdeki mali sistemin çatırdamasıyla paniğe kapılır. Karanlıkta ıslık çalmak fayda etmemektedir.

Türk bankalarını ve sigortacılık şirketlerini birkaç yıl içinde satın alan AB mali sistemi, yaşadığı sarsıntıyı Türkiye’ye hissettirmekte geç kalmaz. Sarsıntı geçiren bankaların ana karargahı, çevre ülkelerden ve dolayısıyla Türkiye’deki bankasından da kaynak istemekte, Türkiyede toplanan mevduatlar dış yatırım adı altında Avrupa’daki merkezin ateşini söndürmeye yarayacak fonlara yatırılmaktadır. Bu durum, sağlam sanılan mali sistemi kemirmeye başlar. Dahası, çoğu Avrupa bankalarından olmak üzere, 190 milyar dolara yakın borçlanan Türk özel sektörü, borç taksitlerini geri ödemekte zorlanmaktadır. Alacaklı bankaların bazıları kredilerini geri çağırmaktadır. Türkiye, tarafsız sayılan otoritelerce de riskli ülkeler arasında sayılmaktadır. Cari açığı yani döviz eksiği yıllık 50 milyar dolara tırmanmaktadır.

Bu açığı finanse edecek yabancı sermaye girişi yavaşlamış, borsaya ve devlet bonolarına yatırım yapan sıcak para da satıp çıkmak eğilimindedir. Yüksek faiz afyonuyla yatıştırılmaya çalışılan kriz hızla açığa çıkma eğilimindedir.

Büyüme düşer, işsizlik artar

Büyük iflaslar henüz baş göstermese de ekonomi durgunluğa girmiş, ikinci çeyrek büyümesi yüzde 1,9’a düşmüştür. Sanayi, ihracatta teklemeye başlamış, özellikle ABden siparişlerin kesilmesiyle fabrikalar toplu tatillere çıkmaya başlamıştır. Firmalar, ilk elde işten işçi çıkarma yolunu dener ve gerilimlere yol açarlar. Büyümesini dış kaynak girişiyle gerçekleştiren Türkiye ekonomisinin, yeni girişler bir yana, stoktaki azalmalarla, dış kaynak ihtiyacı büyür. Açık pozisyonları kapamak isteyen banka ve firmaların döviz talebi artar. Gerilim, YTLden dövize yönelişi kamçılar. Dolar kuru önce 1.30 YTL, kısa sürede 1.40, derken 1.50 YTL bandına fırlar. İthalat pahalılaşır ve enflasyonu körükler. Yükselen kur, borçlu firmalar için kâbustur. Ödeme güçlüğü içine düşenler hızla hükümetten önlemler ister, piyasaya havlu atarlar ve kriz ateşi kısa sürede mali sektöre de sıçrar.Artık, Türkiye için de bir kurtarma paketi ihtiyacı belirir. IMF ile yeni bir anlaşmaya can atan Hükümet, IMF’den, bir tek sen değilsin darda olan yanıtını alır ve fazla kaynak sağlayamaz.

Fiyatlar hızla artmakta, döviz kuru yükselmekte, dış kaynak girmemektedir. İç talep daralmakta, her gün bir dizi firma iflasa gitmekte, ya da çoğu yabancı büyük firmalar tarafından yok bapasına satın alınmaktadır.

İşsizlik çığ gibi büyümekte, yeni bir yoksullaşma dalgası karabasan gibi toplumun üzerine çökmektedir. Borç yükünü artan faizlerle çevirmeye çalışırken sosyal harcamaları iyice kısan hükümet, Güneydoğu sorununu öne sürerek savunma-güvenlik harcamalarını kısamamakta kaynak bulmak için dolaylı vergilere abanmakta, bu da toplumun sabrını, dayanma gücünü tüketmektedir. Küçük tarım üreticileri, KOBİler, memurlar, tüm çalışanlar burunlarından solumakta, işini kaybedenler isyan etmektedirler. Protestolara, toplu gösterilere biber gazıyle cevap veren AKP iktidarına karşı muhalefet hızla artmakta, toplumsal kutuplaşma hızlanmaktadır. Gerilim doruktadır... 2009 yerel seçimlerini, başta büyük kentlerde olmak üzere kaybeden AKP iktidarı, hızla saldırganlaşmakta, Ergenekon davası, bir tür intikam davasına dönüştürülmekte, her türlü muhalefete baskı ile cevap verilmekte, kimse nereye gidildiğini, işin içinden nasıl çıkılacağını bilememektedir.

Esmer senaryo daha yakın

Kuşkusuz hayatın muhtemel seyri, pembe ve esmer renklerden oluşan bu iki senaryodan ibaret değil ve ikisi arasında çok farklı renklerle ifade edilebilecek seçenekler içeriyor. Bu iki senaryodan pembe olanını mizahi bir deneme olarak okuyabilirsiniz ama ikinci senaryoya yakın renkteki ihtimaller, ne yazık ki, daha çok tarihe geçecek gibi duruyor.

Tümü Mustafa Sönmez - Son yazıları

Sadece Sen mi Mağdursun, Bra?* 4 Mart 2013 Pzt
Çakma İhracatın Naylon Kahramanları 2 Mart 2013 Cmt
AKP-PKK: Olmayacak Duaya Amin!. 1 Mart 2013 Cum