Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Anayasal Düzeni Değiştirme Suçu..

14 Şubat 2015 Cumartesi

13yıllıkİktidarlarının“Anayasal düzeni değiştirme suçlarının”, en önemlilerinin başlıkları, birkaç cümlelik somut bilgileriyle sıralamak, bırakın bir köşe yazısını, emek verilerek hazırlanacak uzun yazı dizilerine sığdırılamaz.
Direnme hakkı, anayasalarda ister açık hüküm olarak yazılmış, isterse yazılmamış olsun evrensel insan hakkıdır. Kullanılması değil, kullandırılmaması insan hakkı suçları kapsamındadır. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; hukukçuların, “Meclis’in anayasa ve hukuka aykırı düzenleme yapma hakkı olmamasına karşın, rejimi değiştirme, var olan anayasal düzeni askıya alma, polise hâkim, savcı yetkilerini de vererek polis devleti oluşturma, polisi İktidarlarının ordusu yapma” yasasına karşı sonuna kadar direnme haklarını kullanacaklarını ilan etti ya... Davutoğlu AKP’nin yenilenen genel kurullarında yaptığı konuşmalarda CHP’yi karşılarında suç işleyen bir terör örgütü varmışçasına yuhalatıyor.
Barolar, bu hafta Meclis’te görüşülmesi konusunda AKP’nin ısrarcı olacağı bildirilen söz konusu yasanın içeriğindeki rejimi değiştirecek, tümden demokrasi çizgisinin dışına çıkarma anlamına gelen, İktidarlarının polis devleti düzenini yaratma amaçlı yasaklı yasaya karşı adalet,demokrasi,hukuk devletine saygı yürüyüşleri düzenleme kararları aldılar. İktidarlarının, ilk kez bütün muhalefet partilerinin sonuna kadar direnme kararı aldıkları söz konusu yasayı çıkartma iddia seçimlere bu kadar yaklaşmışken zaten çok vahim boyutlarda tırmanmış cepheleşmeyi daha da keskinleştirme amaçlı olduğunu siyaset bilimcileri altını çiziyorlar. AKP zaten fazlası ile yaratmış olduğu toplumsal cepheleşme, gerilimden önümüzdeki seçimlerde nasıl bir yarar bekliyor? Nasıl bir hesabın peşinde koşuyor?

***

Açıklaması AKP’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri başkanlık sisteminin oylanması olarak dayatması ile anayasal ve geçerli hukuk düzeni, seçim sistemi içinde aslında yapılacak seçimlerin, siyasi partiler arasındaki yarışta yeni Meclis’e girecek parlamenterleri belirleme ile sınırlı olması arasındaki çelişkide gizli.
Cumhurbaşkanlığının, her günkü eylemleriyle “Partiler üstü, hükümet icraatları ile Meclis’i kamu yararı, hukuka uygunluk
çerçevesinde denetleme yetkisini kullanmak yerine, İktidarlarının başı sıfatıyla, parlamenter hukuk devleti düzeninin işleyişini ayaklar altına alması yetmezmiş gibi... Seçimlere yönelik hükümetin üstünde eylemleri de AKP’ye sadık kalma
eğiliminde oldukları varsayılan seçmenlerin kafalarını karıştırıyor. Cemaate yönelik operasyonların sadık seçmen üzerindeki etkileri, İktidarları icratatlarında haksızlık, kayırmacılık, yolsuzluklarla gelen yıpranmalar üstüne, Meclis’e girecek milletvekillerinden seçim kampanyalarına “Liderlik mi? AKP’nin kazanması gereken seçimler mi? Seçim sonrası için nasıl bir yapılanma, kadrolaşma?..” sorgulamaları ile ortaya çıkan kaçınılmaz iç kaos...
İşte seçmenin bu kaçınılmaz derin kaosta, düşünemeden beyninin medyatik algılama ile koşullandırılmasında, öfkenin aklın yerine geçirilmesi tek seçenek. Zaten bugüne kadar ülkenin nereye sürüklendiği düşünülmeden yaratılan çatışma, cepheleştirme, laiklik karşıtlığı, dindarlık-kindarlık AKP şemsiyesinde iktidar nimetlerinden yararlandırılmayla devletin tüm kaynaklarının, kurulmuş saadet zinciri denetiminde hakkı olan ötekilerden gasp edilmesinde çok büyük bir tıkanıklık söz konusu. Yukarılarda yağma düzeninde, aşağılarda sadaka düzeninde paylaşılacak kaynaklar ekonomik tıkanıklıkla doğru orantılı hızla küçülüyor. Cepheden mağdurlar sayıları katlanarak çoğalıyor.
Geçmişte ülkemizde de çok çarpıcı sonuçları ile yaşandığı, dünyada yeni çarpıcı örneklerini gördüğümüz seçimlerde tepetaklak olma olasılığı, seçim anketleri ile gerçekler ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın, AKP’nin yolları ayrılmış cephelerindeki kadroların tümün korkutuyor. Yeni bir delilik, öfke patlaması yaratma zorunluluk gibi geliyor. Erdoğan-Davutoğlu cephelerinin seçim öncesi son atak, bu çok ağır sonuçları olacak yasa ile seçmen karşısına çıkma girişimleri, işte bu öfke, cepheleşmeyi, kendi seçmenlerini çok kaybetmemekte tek yapıştırıcı araç olarak görme kültürlerinden kaynaklanıyor. Ülkeye, insanımıza, demokrasi, hukuk devleti düzenimize, toplumsal barışa verecekleri zararlar hiçbir zaman umurları olmadı ki.
Olsaydı; eski yasa ile yaşatılan polis devleti şiddeti düzeninde, sadece son iki gün içinde, hak arayan kitlelere yönelik şiddet, sıkılan gazlara, kış ortası soğukta kimyasal sulara, suç niteliğinde hukuksuzlukların boyutlarına bir baksanıza.