Anlaşmaya Doğru mu? Kürtler Bütün mü?

15 Şubat 2015 Pazar

Hükümet-BDP-İmralı.. Bir ortak metin üzerinde anlaştılar mı? Deniz Zeyrek (Hürriyet) öyle yazıyordu dün. Buna göre “ortak metin” Kandil’e, yani PKK yöneticilerine iletilecek. Onlar evet derse, Cumhurbaşkanı da gördükten sonra okeyini verirse, açıklanacak...
Bu gelişmeler olurken, çözüm taraftarları da birbirlerini tehdit etmeyi sürdürüyor.. İktidar iç güvenlik yasasıyla Türkiye’yi ve tabii ki PKK/HDP güçlerini, Kürt tarafı da, tabii Kandil, silahlı mücadele ile.
Seçimlere giderken Çözüm Süreci’nin de zor geçeceği belliydi. Kürt tarafı daha geçen sonbaharda kesin kararını vermiş ve AKP iktidarına, çeşitli ertelemelerle en son bu mart ve nisan ayına kadar “anlaşmanın” imzalanması ve açıklanması şartını koşmuştu. Artık “Çözüyoruz tamam oldu olacak...” gibi bahanelerle atlatılmaya ve kandırılmaya, AKP’nin oy deposu olarak kullanılmaya tahammülleri yoktu!
Bizler, iki taraf arasındaki gizli görüşmelerde nelerin döndüğünden habersiz, arada sıkışmış koca bir halkın yurttaş fanileri tribünlerdeyiz, ama sahada gördüğümüz sadece gidişler-gelişler-tehditler- cinayetler...
Ve pazarlıkları izliyoruz...

***

İki tarafın üzerinde anlaşabileceği bir açıklama olabilir mi? Keşke olsa... İçeriği açıklansın, tartışılsın, herkesin külahı önüne düşsün.
Zaman sıkıştı. İktidar, tüm ülkeye kan ağlatabileceği İç Güvenlik Paketi’ni sahaya sürdü. İki haftadır görüşmeyi erteliyorlar, bu yasa pazarlık için tutuluyor masada. Eğer Kürt tarafı iktidarın isteklerine daha çok kulak verirse, AKP yasayı yumuşatacak, vermezse aynen geçirecek. Demirtaş, yasayı geri çekin yoksa çözüm süreci biter diye konuşuyor. Bugün, olayın bir başka yönüne bakacağız.

Kürt tarafı bir bütün mü?
Bugüne kadar 3 parçalı Kürt tarafının hep bütünleşik hareket ettiği söylenip duruldu.
Bir yanda İmralı, yani Kürt silahlı ve siyasi hareketinin “genel lideri”. Öte yandan Kandil, yani PKK ve KCK örgütlenmesi ve üçüncü güç sivil siyaset yönü HDP. Şüphesiz, PKK, Kürt hareketinin ana doğurganı. Silah ve güç onda. Egemen.
Şimdi siyasetin doğasına ilişkin bir saptama yapalım: Evet her üçü de ortak çıkarlarda birleşiyorlar. Ama üç ayrı gövde var ortada ve içinde bulundukları koşullar, üç tarafın da her konuda “bütünleşik” hareket etmelerini engelleyebilecek pek çok çelişki ve unsur içeriyor.
İmralı, iktidarla müzakereleri ve süreci yönetiyor. Burada şüphesiz ki tutsak koşulları var. Bu nedenle Öcalan’ın serbest yardımcılarıyla birlikte “ev hapsinde” tutulması gündemde. Tabii Kürt tarafı “Öcalan 21 Mart Nevruz’da aramızda” diyerek iktidara baskı yapıyor ve oldubitti beklentisi yaratıyor.
Öcalan’ın “serbest kalması”, Öcalan-İktidar müzakerelerinde başlıca konulardan biri. Bu durum, Öcalan’ı bağlayıcı özellik taşıyor. Varsayabiliriz ki Öcalan iktidarın isteklerine daha açık bir konumda.
Öcalan’ın bu konumuyla Kandil’in konumu farklı. Kandil hep silahı ve tehdidi önde tutuyor. Bu Kürt taraflar içinde bir “işbölümü” gibi de görülebilir.

Kandil - Öcalan ilişkisi
Ama tersi de olabilir. Kandil/PKK, Öcalan’a; “kendi konumunu öne çıkartarak iktidara taviz verme; ulaştığımız bu örgütlenme ve savaş yeteneği, aldığımız uluslararası destek, Kürt silahlı hareketinin isteklerine ulaşmasını mümkün kılacak düzeye getirdi”.
Baktığınızda, AB ve ABD, PKK’yi terör örgütü listesinden çıkartacak duruma geldiler. Dahası fiili bir durum bile yarattılar. IŞİD’e karşı savaşları, Batı’nın uzun zamandır arayıp da bulamadığı PKK desteğini gündeme getirdi. Suriye Kürtlerinin silahlı gücü PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ve diğer bir savaşçı Nesrin Abdullah’ın (YPJ) Elysee Sarayı’na kabulü, aslında PKK’nin kabulü anlamına gelir. Uluslararası açıdan baktığınızda sayabileceğimiz daha pek çok destek konusu var.
Dolayısıyla Kandil, Öcalan’ın tutsaklığını da, taviz verici bir unsur olarak değerlendiriyor olsa gerek.

HDP’nin siyasi güç olarak tartışmalı varlığı
Gelelim HDP’ye. Şüphesiz, İmralı ve Kandil’in politikalarının siyasi planda yürütücüsü bir parti. Ama HDP’yi salt böyle görmek hata olur. İçinde barındırdığı “geniş cephe”, onları bir ittifak partisi haline de getiriyor. Her ne kadar İmralı ve Kandil’in şüphesiz kesin ağırlığı reddedilemezse bile. Altan Tan gibi eleştiren, konuşan insanlar var.
HDP içindeki “Türk unsurlar”, partinin genel politikasıyla daha uyumlu gözüküyor. Şimdi seçimlerde daha geniş ittifak politikası, HDP’nin “İmralı ve Kandil uyumlu bir parti” genel yapısını güçlendirecek mi, yoksa zayıflatacak mı?..
Partinin daha Türkiye sivil siyaset partisi olma karakteri, “siyasi araç ve gereçlerle mücadele etme isteği” ön plana mı çıkacak? Arkada bir “silahlı güç” olduğu sürece, böyle bir gelişmenin zor olacağı peşinen kabul edilebilir.
Ama belirli bir büyüklüğe ulaşmışlık ve esas uğraşlarının siyaset olması, HDP’yi de ister istemez “birlikteyiz ama ayrı yönleriniz de var” davranışına itebilir. Şimdilik HDP, iki Kürt gücü ve iktidar arasında arabulucu oluşum nitelikte. Unutmayalım ki, eğer iktidar-Kürt hareketi arasında sertleşme olursa, bunun ucu HDP’ye de dokunacaktır.
Yarım kaldık, yarın devam: “Tahkim edilmiş eylemsizlik ilanı” uydurukluk kokuyor; Kürt sorununu çözümünün yeni anayasaya havalesi ve Kandil.