İlhan Selçuk

Pis

12 Kasım 2005 Cumartesi


1960’larda Almanya, işçi gereksinimi yüzünden, Türk köylüsünü Avrupa’ya taşımaya başlayınca biz bu köşede karşı çıkmıştık...

Neden?..

Yurttaşına kendi vatanında iş yaratamayıp garibi yâd ellere postalayan yönetimler elbette eleştirilir...

Batılının bir yolda siciline yazılan sabıka kaydında iyi şeyler okunmuyordu; Anadolu’dan -İstanbul’u bile görmeden- Avrupa’ya postalanan eğitimi kıt köylü gurbette aşağılanacak, horlanacak, ezilecekti...

Ayrıca Avrupa’nın büyük bir ayıbı vardı...

İkinci Dünya Savaşı’nda kırk milyon genç insan, uygarlık coğrafyasında hangi nedenle yitirilmişti?..

Avrupa sermayesi bu yüzden emekçi arıyordu...

Anadolu insanı bilmediği bir serüvene doğru itiliyordu...

*

Büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca, o günlerde “Almanya’larda Çöpçülerimiz” adında bir şiir yazmıştı...

Anımsayalım mı:

“Gün ışır ışımaz alın yazımız parlar,

Ne alın yazısı, el yazısı be.

Sökemeyiz ki, biz ilkokul aydınlığı bile

gösterilmeyenler,

Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri,

Süpürürüz, yaban ellerinin sokaklarını pis el, pis

yürek.

Sığmazken Atalarım güne, yarına,

Düşmüşüm vay düşmüşüm ben el kapılarına

Daha üç yüz yıl önce, omuzlarımızda gök yarısı

bayraklar,

Eğilirdi bu ülkelerin burçları uygarlığımıza.

Şimdi ta Bünyan’daki üç çocuk, ağızları açlıkla

büyümüş,

Şimdi ta Ereğli’deki dört çocuk, gözleri açlıkla

iri iri,

Alır, karanlıklar karanlıklar ardından gönderdiğimiz

kara lokmasını.

Sığmazken Atalarım güne, yarına,

Düşmüşüm vay düşmüşüm ben el kapılarına.

Ne duruyoruz, aylık bin yeşil mark,

Varalım, dağılalım, kartal Anadolu’dan yeryüzüne.

Beyler altın uykularından uyanmak üzre, hadi

yollarını temizleyelim,

Süpürgeler kocaman, çöpler kocaman,

Al güneşten bile utanmadan, pis el, pis yürek.

Sığmazken Atalarım güne, yarına,

Düşmüşüm vay düşmüşüm ben el kapılarına.”

*

Gerçi Almanya’da kısır döngüyü kırıp başarıyı yakalayan çok Türk var; bizim insanımız üretici ve yaratıcıdır.

Ama sürecin sonunda ne oldu?..

Aradan geçen sürede yalnız Avrupa’ya yolladığımız köylüler değil, koskoca Türkiye ‘el kapıları’na düştü, 70 milyonluk ülkenin ekonomisi tam anlamında IMF yönetimine emanet...

Bugün de durum değişmedi..

“... Bünyan’daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş..

... Ereğli’deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri...”

Avrupa bugün de açsa kapılarını, benim fakirlerim yine her şeye katlanarak kapağı dışarı atmak için kuyruğa girerler...

Fazıl Hüsnü Dağlarca dün ne diyordu:

“Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri...”

Bugün değişmiş ne var?..

Pislik yoğunlaştı, o kadar...

(12 Kasım 2005 tarihli yazısı)