Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Heyecan Yorulmaz!

29 Mart 2015 Pazar

Son günlerde şu çocukluk anım sıklıkla aklıma geliyor. İlkokuldaydım... Babam birkaç dönümlük tarlamızın hemen kıyısında bir artezyen kuyusu açtırmıştı. Yanında da dört beş metre uzunluğunda, birkaç metre genişliğinde bir havuz yaptırmıştık. Yaz tatillerinde en büyük keyfim, sabah gün doğmak üzereyken, evden çıkıp havuza gelmek, havuzun tıkacını açıp akan suyla birlikte yürümekti.
Suyun domates, biber arklarının arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyişini izlemek beni olmadık yolculuklara çıkarırdı. Suyun önüne yüksekçe bir toprak engel geldiğinde dururdum. Gür akıntı, adım adım yükselirdi. Çok geçmeden toprağın seviyesini aşar, yoluna devam ederdi.
Bazen de gür su, toprağın üstüne kadar çıkmayı beklemez, zayıf bulduğu yeri yarar yoluna devam ederdi.
O çocuk aklımla şöyle düşünürdüm...
Asıl olan, engelin yüksekliği alçaklığı değil, suyun gürlüğü. Su aktığı sürece aşamayacağı engel yoktur!

***

Bu anımı gençliğe taşıyan bir başka anım da Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne kaydımı yaptırdığım ve diplomamı aldığım gündür.
1977 yılında kardeşim Suat’la birlikte Ege Üniversitesi’ne gidip kaydımı yaptırdıktan sonra okulun açılmasıyla birlikte kafama koyduğum ilk hedef şu oldu; üniversiteyi birinci bitirmek.
Gençlik hareketlerinin her türlü provokasyona açık olduğu o günlerde, beş arkadaşımın cenaze törenine katıldım. Gençliğin verdiği enerji ve özgüvenle Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmede en büyük rolü bizim oynayacağımızı düşünüyorduk. Bunun yanında üniversiteyi birinci bitirme hedefimi hiç unutmadım. Evet, çok engel vardı ama asıl olan engel değil, içimdeki suyun gür akıyor olmasıydı.
Üniversiteyi bitirdiğim 1981 yılı Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olduğu için mezuniyet törenleri de bunun anlamı ile birlikte büyüdü. 4 yıl önce kafama koyduğum hedefi gerçekleştirmiş olmak, yaşamım boyunca içimde akan üretme, başarma pınarını hep besledi.

***

Yukarıdaki anılarım demir parmaklıkların ardında çok sık aklıma gelirdi; capcanlı halen sürmekte olan yaşam dilimleri gibi 80 demir gözlü hücre penceresinin önünde gelir giderdi.
Anılarıma “Heyecan Yaşlanmaz” başlıklı kitabım yoldaşlık eder, “Heyecan olmasa bütün bu anıların canı da olmaz” derdi.
Yazının başında vurguladığım gibi, aralarında yukarıda özetlediklerimin de olduğu çocukluk ve gençlik anılarım, beni yine çoğaltmaya devam ediyor. İnsanın hedeflerinin ve heyecanlarının olması, aldıkça değil verdikçe doyması gibi bir şey. Yorgunluk insana enerji verir mi?
İçinde heyecan varsa verir.
Yaşayarak bir kez daha görüyorum ki, heyecan yaşlanmamakla kalmaz... Aynı zamanda yorulmaz!

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Binali Bey... Artık çekilin! 18 Nisan 2019 Per
Köy Enstitüleri: Bilginin üretim hali! 17 Nisan 2019 Çar
İmamoğlu: İğne deliği kadar boşluk yok! 16 Nisan 2019 Sal